Ana sayfa

HÜKÜM ALLAH’INDIR

HÜKÜM ALLAH’INDIR

“İnsanlar seninle uğraşıyorsa, sen de Rabbinle meşgul ol. Çünkü onların işlerinin ipleri Hak Teâlâ’nın kudretindedir. Dolayısıyla onlara karşılık verme, yoksa çok yorulursun ve onların sana olan eziyetleri artar”

 

Bil ki, hüküm sadece bir olan Allah Teâlâ’ya mahsustur. Mahlûkat ise Hak Teâlâ’nın dilediği şekilde hareket ettirdiği suretlerden ibarettir. Bu hakikati gören kimse, bir kulun kendisine yaptığı çirkin davranışlara karşı kızmaz. Çünkü gerçek failin yalnızca Allah Teâlâ olduğunu bilir.

 

Şeyh Abdülvehhâb eş-Şa‘rânî [kuddise sırruhû], Minenü’l-Kübrâ adlı eserinde şöyle demiştir:

“Yüce Allah’ın bana ihsan ettiği nimetlerden biri de, bana eziyet veren birinden kınamadan ve karşılık vermeden özür dilemektir. Bunun sebebi; bana sözlü ve fiilî olarak eziyet eden kişinin, işlediğim bir günah yüzünden Allah Teâlâ’nın iradesiyle bana musallat olduğunu bilmemdir. Dolayısıyla mahlûkata değil ilâhî iradeye bakarım. Böyle bakan bir kimse kendisine eziyet veren birine karşı kederlenmez, yüce Allah’ın takdir ettiği bir şeye kızmaz. Mahlûkata karşı kederlenmemesinin sebebi; onların hareket etmelerinin ve duruşlarının, ilâhî iradenin hükmü altında olduğunu görmesidir. Zira mahlûkat, zalimi kırbaçlayan kişinin elindeki kamçı konumundadır. Akıllı olan bir kimse, kırbaçla dövmeyi gerçek faile izafe etmeyip kamçıya izafe etmez.

Hak Teâlâ’nın takdir ettiğine kızmamasının sebebi ise; bunu kendisine yapan zatın hikmet sahibi, her şeyi bilen ve kendisine annesinden daha merhametli biri olduğunu apaçık bilmesidir.           

 Bundan anlaşıldı ki bir kulun kendisine eziyet eden birine karşı kederlenmesi doğru değildir. Ancak kendisine verilen zararın mahlûkattan geldiğini gören kimse ise bundan müstesnadır.

Ey kardeşim! Bir kulun günah işlediğini, ardından insanlar arasında rezil olduğunu düşün. Bak nasıl da kalbi kahırdan ve pişmanlıktan parçalanıyor. Eğer bu kişi yaratılmadan önce bütün bunların Allah’ın takdiri ile gerçekleştiğini görürse, bu acı ona hafifleşir.

Aynı şekilde bir kimse her iki cihanda gerçek failin ancak Allah Teâlâ olduğunu görürse, kurtulur. Çünkü böyle bir kimse başına gelen bütün işlerden zevk almaya başlar.

Gerçek failin Allah olduğuna örnek verecek olursak şöyle deriz: Kıyamet gününde her günahkârın gözünden perdeler kaldırılıp cehennem zebanilerini gördüğünde onlara bir fiil isnat etmez. Dünyada olduğu gibi onları zalim diye adlandırmaz. Tam aksine bu işi yapmaları hususunda onları mecbur görür. Bu sebeple kâmil olan bir insan, dünya yurdunda kendisine zulmedenlerin kaza ve kaderin hükmü altında olduğunu görür. Onlara ancak mükellef olmaları ölçüsünde zulüm isnat eder.

Yine İmam Şa‘rânî [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:

“Yüce Allah’ın bana ihsan ettiği nimetlerden biri de, sözlü veya fiilî olarak bana zarar veren bir kimseye karşı zarar vermek için bir plan yapıp gönlümü yormamamdır. Nitekim bu konuda birçok insan müptela olmuştur. Öyle ki bazıları düşmanına zarar vermek için birçok gece uykusuz kalıp planlar yaparlar.

 

Şeyh Ahmad Haci Efendi