İSLAM VE ÇOCUK
Çocuğa tanınan haklar konusunda en ince ayrıntıyı bile kaçırmayan İslam çocuğun doğar doğmaz güzel bir isimle adlandırılmasını istiyordu. Her çocuk doğar doğmaz dönemin kültürüne ve insanlık şahsiyetine uygun bir şekilde kimliğini en iyi ifade edecek bir isimle isimlendirilmeliydi.
Bu önemli görev babaya verilmişti. Baba güzel bir isim vermek ve verdiği bu güzel isim gibi iyi bir ahlakla onu yetiştirmekle yükümlüydü.
İslam, doğra doğmaz çocuğun bakım hakkı olduğunu söylüyordu. Çocuğa bakmakla baba yükümlüydü. Baba fakir ama çalışacak gücü varsa yine sorumlu tutuluyordu. Eğer baba çalışmak istemezse veya varlıklı olduğu halde çocuğunun masraflarını karşılamazsa cezalandırılıyordu.
Ancak fakir ve çalışacak gücü yoksa sorumluluk önce baba tarafından akrabalara eğer onların da gücü yoksa anne tarafından akrabalara onlarında imkânı yoksa en nihayetinde kesin bir şekilde bu sorumluluk devlete bırakılıyordu. Devlet hazinesi o çocuğa bakmakla yükümlü oluyordu.
Hatta ergenlik çağına geldikten sonra çocuk erkek olup çalışamayacak derecede engelliyse veya herhangi bir şekilde mazereti olup geçimini sağlayamayacak derecede düşkünse İslam, babanın, eğer imkânı yoksa devletin ona bakmasını zorunlu tutuyordu. Genç kızlar için ergenlikten sonra da bekâr olduğu müddetçe bakılma yükümlülüğü aynı şekilde devam ediyordu.
İslam her yerde çocuğu masum ve suçsuz ilan eder. Herhangi bir suça karışmış olsa bile. Bu konuda Peygamber ﷺ:
“ergenlik çağına gelinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uykuda olandan, aklı başına gelinceye kadar deliden kalem kaldırılmıştır”
Buyurarak çocuğun yetişkinler gibi cezalandırılamayacağı konusunda kesin hüküm koymuştur.
0-7 yaş arası hiçbir çocuğun hiçbir surette cezalandırılamayacağını savunan İslam yedi ila ergenlik çağı arasında işlenen suçlar için de nasihat edilmesi ve bu cürmü bir daha işlememesi için en fazla sert bir yüzle kızılmasını önerir.
Bugün bizler bu hükmü çok doğal karşılıyor olabiliriz. Ancak bilinmelidir ki günümüzde dünyada bir - çocuk duyarlılığı - varsa sebebi elbette İslam’dır. Çünkü en eski uygarlıklar olan Hint, Çin, Mısır, Sümer, Asur, Babil, Eti, İbrani, Roma, Justinyen, Klise ve Cermen hukuklarında bile çocuk bir yetişkindi ve yetişkinler gibi cezalandırılıyordu. Amerika ve Avrupa’da ise daha 19. Yüzyıla kadar çocukların ölümle cezalandırıldığı herkesçe bilinen bir gerçektir.
Çocukların Cezai Durumu
Ceza hukukunda yetişkinle asla bir tutulmayan çocuk ciddi meclislerde ve ciddi konularda her zaman yetişkin gibi ciddiyetle dinleniyor, ilgi ve alaka görüyordu.
Burada çocuğun fikir ve düşüncelerinde cüretkâr olması ve özgüveninin tam olup sarsılmaması hedefleniyordu. Küçük çocuklar istediklerinde büyüklerin meclislerine girebilir, hür bir iradeyle duygu ve düşüncelerini ifade edebilirdi.
Diğer tüm konularda İslam, onu çocuk olarak kabul etse de saf ve temiz görüşlerini bir yetişkin sözü olarak görmeyi usul haline getirmiş ve sürekli tavsiye etmiştir. Aslına bakarsanız İslam’la beraber bir çocuk özgürlüğü ilan edilmişti. Özgürce her yere girip çıkmaları ve dilediğince çocukluklarını yaşamaları konusunda sonuna kadar bir özgürlük sağlanmıştı. Hatta Peygamberin ﷺ kapısında nöbet tutma veya bir topluluğa önder tayin edilme gibi ciddi sorumluluklar üstlenen çocuklar bile vardı. Bu hür iradeyle beraber çocuğa hissettirmeden saygılı olma ve saygınlık elde etmesi için edep öğretilip diğer yandan sorumluluk sahibi olması sağlanıyordu.
Hz. Ömer bu konuyu belirgin hale getirmek için şöyle demiştir:
“Hiç birinizin yaşının küçüklüğü sizi düşünce ve fikirlerinizi söylemekten alı koymasın. Çünkü ilim ne yaşın küçüklüğünde ne de büyüklüğündedir. Bilakis Hak Teâlâ onu dilediği yaşta olana verir”
İslam’ın çocuklara karşı olan bu tutumu onların çok küçük yaşlardan itibaren eksiklerini fark ederek hedef belirleyip bu doğrultuda gereken eğitimi, desteği almalarına sebep oluyordu.
Bunun en belirgin örneklerinden biri de Peygamber Efendimizﷺ vefat eder etmez henüz 13 yaşında olan İbnu Abbas’tır . Çünkü o Peygamber vefat eder etmez ashabının da teker teker vefat edeceğini düşünerek derhal hepsinden ilim öğrenme fikriyle yola çıkmıştı. Bu yolda birçok eziyet, sıkıntı ve meşakkat gördüğü halde vazgeçmemiş küçük yaşına rağmen ilmini tamamlayarak tefsir ilminde büyük bir deha olmuştu. Günümüzde hiçbir hukuk kitabı ya da tarih boyunca yazılmış hiçbir filozof eserinin İbnu Abbas’ın yazdığı tefsir yanında sözü bile edilemez. Çünkü onun yazdığı tefsirin gösterdiği yol ve şuurla Cezeri, İbni Sina, Harezmî, İbni Batuta, Ali Kuşçu, Abdurrahman Cami ve Gazali gibi yüzyıllarca birçok bilim insanı ve filozof yetişmişti. Kendinden önce ve sonra gelişen tüm ilimlere onun gösterdiği yol, öğrenciler için her zaman bir anahtar ve aydınlanma rolü üstlenmiştir.
Özgürlük Hakları
İslam’ın çocuklara hürriyet ve özgürlük vermesi çocukların özgüvenini arttırıyordu. Böylece kendi yollarını çizecek şekilde hareket edebilmeleri, topluma fayda sağlama konusunda ilerleme kaydetmeleri gerektiğini fark edip sürekli her alanda başarı elde ederek ilerliyorlardı.
Elbette büyüklere karşı saygı ve edebin tüm bunlara ulaşabilmenin yegâne şartı olduğunu da unutmuyorlardı. Bu çok ince bir çizgiydi. Çünkü İslam, evlatlarına edebi olmayanın asla ilmi olamaz diyordu. Ayrıca “dini, nesebi, mesleği, meşrebi her ne olursa olsun kendinden büyüklere her şeyden önce saygılı davranmayı bil” diyordu. Yani edepli olunmasını şart koşuyor ve saygısı olmayanları da ne kadar bilgili olursa olsun cahil ilan ediyordu. İslam’a göre kısaca çocuk buydu.
Şimdi oturup biraz düşünmemiz lazım. Müslüman olan bizlerin çocukları ne kadar İslam’a göre çocuk! Allah ﷻ çocuklarımızı, bize karşı birer cehennem odunu olmaktan muhafaza buyursun. Bizi de çocuklarını kendi elleriyle ateşe atanlardan eylemesin inşallah.