Ana sayfa

Bu dünyanin meseli̇

Bu dünyanin meseli̇

Bize modern dönemlerde bulaşmış bir hastalık var: Eziklik. Ne varsa Batı’da var mantığıyla hareket etmek her alana yayılmış durumda. Batılı bir yazardan misal vermek, kendimizde nice hakikat hazinesi varken onlardan bir sözle mevzuyu izah etmeye çalışmak ve bir süre sonra “Bizde zaten bir şey yok.” deyivermek.

Mesela “Cogito, ergo sum”, Rene Descartes’ın Batı rasyonalizminin kurucu elementi olan felsefi sözü. “Düşünüyorum, öyleyse varım” demektir. “Carpe diem” de Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius’un bir dizesinde geçen “gününü gün et, zamanın tadını çıkar, günü yakala, anı yaşa veya günü yaşa” gibi anlamlardaki sözüdür.

Bu sözleri hemen herkes bilir, kullanır, hatta kullanmaya çalışır. Bu sözlerin her ikisi de insanoğlunun varoluş ve dünyayı anlamlandırma arayışının çürük meyveleridir. Eğer mevzu dünyayı anlamlandırmak ise, bilenlere sormak lazımdır. Yani Hak’tan gelen elçilere…

Sonra peygamber varisi âriflere. Ârif kimdir? Bilendir. Kendini, dünyayı, varlığı, hayatı ve sonrasını hakkıyla bilen. Varoluşa, dünya hayatına ve sonrasına dair yazılmış ve söylenmiş eserlerimiz o kadar çoktur ki...

Sadece Allah dostlarının divanları, gazelleri hatta beyitleri tek başına birer denizdir. Ama iman sahibi olmayan, iman nuruyla aydınlanmamış, güneş gibi zahir hakikati göremeyenlerden, körlerden fil tasviri alır gibi dünya tarifi almaya çalışırız. Sözü hiç uzatmadan Hazreti Mevlânâ kuddise sırruhu ile başlayıp Yunus Emre hazretlerinin divanının içinden şöyle bir geçiverelim.

Mesnevi, varoluşu, dünya hayatını ve insanoğlunun imtihanını anlatmak için yazılmıştır. Mesnevideki ney, insandır. Koparılıp geldiğini söylediği kamışlık/neyistan ise bezm-i elesttir. Dünyadaki feryâdı da bundandır. Mesnevi 27 bin beyit civarındadır. İlk 18 beyti bütün eserin özeti olarak söylenmiştir.

Bu 18 beytin dördüncü beyti ise hepsini özetlemiş gibidir: “Herkesî kû dûr mand ez asl-i hîş / Bâz cûyed rüzgâr-ı vasl-ı hîş” Yani, “Aslından, vatanından uzaklaşmış olan kimse, orada geçirdiği zamanı tekrar arar.” Şimdi Yunus Emre hazretleri görelim dünyayı anlamlandırma hususunda bize ne kadar kıymetli inciler miras bırakmış: Dünya bir misafirhanedir.

“Bu dünyaya gelen kişi, âhir yine gitse gerek / Misafirdir vatanına, bir gün sefer etse gerek”, “Koyam bu dünyayı gidem, çün ahrete sefer edem…”, “Geldim bu dünyayı seyrettim, ya bugün ya yarın gittim.” Misafirhaneye, sefer ehli uğrar. Büyüklerin “sefer der vatan” sözü de kötülükleri terk edip iyilikleri yüklenerek asıl vatana ulaşmak gerektiğini hatırlatmak içindir.

Dünya misafirhanesine gelmiş bulunduk. Peki, ne yapmak gerek? “N’idelim bu dünyayı n’eyleyip n’etmek gerek / Dâimâ aşk eteğin komayıp tutmak gerek.” Aşk erlerinin rehberliğinde gidince dünyanın imtihan dünyası olduğu anlaşılır. Nitekim Yunus Emre hazretleri de devamında öyle diyor: “Çalabım bu dünyayı kahır için yaratmış / Gerçeğin gelenlerin kahrını yutmak gerek / Ol yarınki yollara onda yoldaş isteyen / Bu dünyada dostunu kılavuz tutmak gerek.”

Dünyayı tarifleri devam ediyor: “Bu dünya bir evrendir âdemleri yuducu / Bizi dahi gelüben yuda toyuna bir gün.” Dünya eğlencesi insanı yutar, tuzaklarıyla aldatır: “Bu yol yavlak uzak durur, dünya ona tuzak durur / Bu tuzağa uğrayan komaya kılavuzun”. Ârifler dünyaya aldanmazlar: “Ariflere bu dünya, hâyâl ü düş gibidir.”

Anlayalım diye bizim anlayacağımız dilden konuşuyor: “Bu dünyanın meseli, bir ulu şâra benzer / Velî bizim ömrümüz, bir tîz bâzâra benzer.” Koca bir şehir, içinde kurulmuş bir pazar ancak pazarın vakti az.

Bu dünya bir değirmen: “Bu dünyanın misali, benzer bir değirmene / Gaflet onun sepeti, bu halk öğünen dâne.” Bir tarif daha: “Bu dünya bir lokmadır, ağzındadır çiğnenmiş / Çiğnenmişi ne tutmak, ha sen onu yuttun tut.” Yuttun, bitti gitti. “Ömrün delim bir okdur, yay içinde dopdolu / Dolmuş oka ne durmak, ha sen onu attın tut”. Oku attın, ömür bitti.

Bu yüzden “Gerekmez dünyayı bize çünkü bâkî bünyâd değil / Bir kul bin yaşar ise ölücek bir saat değil”, “Kogıl bu dünya bezeğin, bu dünya yel durur hayâl / Ne vefâ kılısar bize, çün pusuda durur zevâl”, Ecel, pusuda bekliyor bizi. “Çalab viribidi bizi, var dünyayı görün diye / Bu dünya hod bâkî değil, mülke Süleymân ne imiş.” Dünya kendi bâkî değil, bize mi kalacak? Görüp gidivereceğiz.

Dünyayı seven üzülür: “Ey padişah ey padişah, her dem işe düzedurur / Dünya onun bostanıdır, sevdiğini üzedurur.” Dünyada doğru sevgiyi kalbe koymak lazımdır: “Çalabın dünyasında yüz bin türlü sevgi var / Kabul et kendözüne gör kangısı layıktır.” Çünkü “Dünyanın muhabbeti ağulu aşa benzer / Âhirin sanan kişi ağulu aştan geçer.” Sonunu düşünen bu zehirli aştan yemez.

Nitekim “Ağudur bal değil dünya muradı / Niçe bir ağuya parmak banasın”, “Dünya seni sayru eyler, ne kul kaysı sayrulara.” Dünya sevgisinin sonu pişmanlıktır: “Bu dünyaya gönül veren, sonucu pişman olusar / Dünya benim dedikleri, hep ona düşman olusar”, Sen dünyaya yapıştıkça o da sana yapışır: “Berk yapışdın şol dünyaya, koyup gitmeyesin bigi / Karanu yalınız sinde, varup yatmayasın gibi”.

Sinde, mezarda yatacağımızı hatırda tutmak gerek. Baksana “Bu dünya kahır evidir, nice ömürler eridir”, “Dünyayı bırak elden, dünya hicab bu yolda / Biz veliden nebiden böyle işittik haber”, “Bilirsin dünya seveni, baykuş gibi virandadır.”

Dünya müminin zindanıdır: “Şol senin mümin kulların, dünya zindanı onların / Bu dünyada mümin olan hurrem oluban şâd değil”, çünkü onlar gelip geçici olduğunu bilenlerdir: “Dünyaya gelen göçer, bir bir şerbetin içer / Bu bir köprüdür geçer, dünya kimseye kalmaz”, “Bu dünyaya inanma, bu dünya benim sanma / Niceler benim demiş, giderler ham bez ile”.

Dünyaya doyulmaz, çünkü “Bu dünya bir gelindir, yeşil kızıl donanmış / Kişi yeni geline, bakubanı doyamaz”, ancak “Dünyadan gönlünü çeke, eli ile arpa eke / Ununa yarı kül kata, güneşte kurutmak gerek”tir. Ne kadar kalsan da “Bir gün ola bu dünyayı, âhirete degşüresin / Dün ü güni kılgıl taât, ayak uzatıp yatmagıl.”

Unutma! “Dünya halkun düşmanıdır, maksud ol cânlar cânıdır / Bilin ki dünya fânîdir, dünyayı terk etsen gönül.” Öyleyse ariflerin, âşıkların yolunu tutmak gerektir. Zirâ, “Âşık lâ-mekân olur, dünyâ terkin urar / Dünya terkin uranlar, dîdâr göregen olur”, yani cemalullahı görür. “Bir el etek tuttun ise” yani “Ger uluya erdin ise, suret nakşı n’endür senin / Mâniye yol buldun ise, iş bu dünya n’endür senin”.

Hakikate eren, bu gölge dünyanın nakşında kalmaz, mânâya eren kişi gönlünü dünyaya vermez. O zaman Yunus Emre hazretlerinin vedası ne kadar anlamlı kılıyor dünyayı: “Bu dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun…”

ALİ SÖZER