Ana sayfa

Namazin önemi̇ ve hi̇kmeti̇

Namazin önemi̇ ve hi̇kmeti̇

Namazları, özellikle orta namazı vaktinde, eksiksiz ve şartlarına uygun olarak kılmaya devam edin. Allah’ın I huzurunda derin bir saygıyla el bağlayıp divan durun.

İbn Mesut (r.a.) rivayet ediyor:

Bir adam Peygamber’e, Amellerin/ İbadetlerin en faziletlisi hangisidir? diye sordu. Efendimiz, “Vaktinde kılınan namazdır.” buyurdu. (Buhârî, Tevhîd, 48) Abdullah b. Mesut (r.a.) tarafından nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“(Kıyamet gününde) kulun ilk önce hesaba çekileceği şey, namazdır...” (Nesâî, Muhârebe, 2) Eğer Islâm`ı tek kelime ile anlatmamız istense, «Namaz» diyebiliriz. Bu yüzden Allah Resulü namazı, «dinin orta direği» diye nitelemiştir

Namazı Yaratıcımız (c.c.) imana denk tutmus ve kıble değiştiğinde, «geçmiş namazlarımız boşa mi gitti?» diye soranlara, «Allah sizin imanınızı zayi etmez» buyurarak, namazdan «iman» diye söz etmiştir. Bu yüzden sevgili Peygamberimiz (s.a.v)`in arkadaşları da:

«Biz namazdan başka hiçbir ibadeti terk etmeyi küfre, yani kâfir olmaya denk saymazdık» demişlerdir. Dünyada en üst makamdan en aşağı görülenine kadar herkesi aynı safta toplayıp, Allah`ın ﷻ karşısında hepsinin insan olarak eşit olduklarını namaz kadar vurgulayan bir başka eylem yoktur.

Namaz insanı yalnızlık duygusundan kurtarır. Günde en az beş defa tekbir alırken dünyayı ve içinde bulunanları arkasına atan, bu hareketiyle en azından şunları demek ister:

Bütün dünya bir yana olsa bana Allah`ımI yeter. Ben ondan başka boyun eğecek kimse tanımıyorum. Allah-u Ekber = En büyük Allah`tır ﷻ , diyorum ve benim namazıma O`nun ihtiyacı olmadığını da böylelikle itiraf ediyorum.

Namaz sevgili Peygamberimiz ﷺ aracılığıyla bizzat Yüce Allah`ımızın ﷻ bize gönderdiği bir hediyedir; onu nasıl reddederiz?

Namaz Miraç hediyesi olmakla müminlerin Miracı sayılmıştır. Yani namaz insanı manâ âleminde alabildiğine yükselten bir asansördür. Ona tutunmayanlar aşağıların aşağısında kalacaklardır. Namaza belki de en az muhtaç olan insan, Allah`ın Resulü Muhammed`dir ﷺ.

Ama o, aynı zamanda namazı en iyi anlayan insandır. Bu yüzden onun, ayakları şişecek kadar namaz kıldığı olurdu. Aişe annemiz ona bir seferinde acıyarak: «Ey Allah`ın Rasûlü, Allah senin geçmiş gelecek bütün günahlarını bağışladığını söylüyor, öyleyse kendini bunca yormak niçin?» diye sorduğunda O da:

«Şükreden bir kul olmayayım mi?» buyurmuştur. Demek ki namaz, Allah`ımızın ﷻ verdiği sayısız nimetlere karşı da bir şükür, yani teşekkürdür. Artık kalp temizliğinin nasıl olduğunu daha iyi anlıyor olmalıyız. Demek ki, kalp temizliği namaz kılmamayı değil, daha çok kılmayı gerektirir. Ancak namazın bütün bu iyi etkileri için bir şart vardır:

Onu Allah`la I yüz yüzeymiş gibi kılmak. Yani «huşû» ya da «ihsan». Kendisini Allah`la ﷻ konuşuyor sayarak o şekilde namaz kılmak. Onun için namaz kılanın önünden geçilmez. Konuşanlar, arasından geçmek terbiyesizliktir. Bu yüzden Allah ﷻ , kurtuluşa erecekler içerisinde öncelikle namazlarını «huşû» içinde kılanları sayar.

(«Mû`minler elbette kurtulacaktır: Onlar ki, namazlarında huşuludurlar, boş şeylerden yüz çevirirler, zekâtlarını verirler, ırzlarını korurlar. (Müminûn 1-9.) Bu yüzden Allah ﷻ «Beni anmak için namaz kıl.» (Tâha 14.) buyurur.

Demek ki namaz Allah`ı ﷻ anmak yani zikretmek ve hatırlamak için kılınır. Bu yüzden Allah ﷻ : «dosdoğru kılınan namaz insanları her kötülükten alıkoyar.» (Akebût (29) 45.) buyurur. Bunu herkes, kırk gün değil, sadece bir hafta, hattâ bir gün huşû ile namaz kılmakla açık seçik görür.

Ama olabildiğince düşünerek, olabildiğince odaklanarak. Bu yüzden Allah Resulü ﷻ dünya meşgaleleriyle yorulduğu ve sıkıldığı zamanlarda: «Ey Bilal, kalk da bizi ferahlat!» (Ebû Dâvûd, edep 78; Müsned V/364, 371.) yani, ezan oku da namaz kılalım, buyururlardı.

Onun arkadaşlarından bazıları da namaza durduklarında Allah`tan ﷻ başka her şeyi unuturlardı. Hattâ birisinin sırtına ok saplanmıştı. Acısına dayanamadığı için çıkaramıyorlardı. Bu yüzden o namaza durduğunda çıkardılar. Duymamıştı bile.

(Benzer bir olay için bk. Kandıhlevî, Hayâtu`s-sahabe NI/605.) Bir başkası, namazda hatırına gelip kendisini Allah` ﷻ anmaktan alıkoyduğu için, çok değerli hurma bahçesini Allah Resul’üne bağışladı. (bk. Kandıhlevî age NI/544; Ibnü`Imünzir, et-Tergib I/316. ) Artık nasıl namaz kılmayız? Nasıl Allah’a ﷻ kulluğu kabullenmeyiz? Nasıl çocuğumuza namaz kıldırmamakla ona acıdığımızı zannederiz?

«Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namaz kılmayı öğretin ve onları namaza başlatin, on yaşına geldiklerinde de, eğer namaz kılmadıkları olursa, dövün, yataklarını da ayırın.»

dedirtiyor. Gerçekten de çocukken başlanılmayan şeylere sonradan alışmak çok zordur. Anlatıldığına göre, 60'lı yıllarda, evrimciliğin iyice alevlendiği günlerde bir grup turist Süleymaniye Camii'nin imamı Hacı Nafiz Çelebi'ye birkaç soru sorarlar. Kimi, insanın maymundan gelip gelmediğini öğrenmek ister, kimi de, «Kıldığınız namazda niçin ayakta duruyor, eğiliyor, sonra da başınızı yere koyuyorsunuz? Bunun ne manası var?» diye sorar.

Hacı Nazif Çelebi evrimci turistlere dönerek, Biz namazda önce ayakta durur, sonra rükûa gider, sonra da secdeye kapanırız. Bunların hikmet ve manalarından biri: Ayakta iken ilk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem'in elifini yazarız. Bunun için elif harfi gibi dimdik dururuz. Sonra rükûa eğiliriz. Bununla da Adem (a.s)’ın “dal”ını (Âdem ismindeki «dal» harfini) yazmış oluruz. Geriye mim kalır.

Onu da yere başımızı koyar, mim gibi olur, öyle yazarız. Böylece her namazda babamız Âdem (a.s)’ın adını yazar, maymundan geldiğimizi iddia edenleri fiilen reddetmiş oluruz. Bunun için evrim iddiası bizde tutunamaz.

İkincisine gelince:

Namaza başladığımızda ayakta iken Rabbimiz'in üzerimizde tecelli eden sayısız nimetlerini düşünür, sonra bu nimetleri verenin huzurunda minnet ve şükranla rükûa eğiliriz.

Ancak bu eğilmeyi de yeterli görmeyiz, sonra kalkıp başımızı secdeye koyar, başımızla da minnetimizi dile getirmiş oluruz. Başımızı şunun için secdeye koyarız: Baş bedenin tümünü idare eden en yüce varlığımız, en kıymetli organımızdır. Bununla şunu kastederiz:

«Ey Rabbimiz, varlığımızın en kıymetli kısmı başımızdır. İşte huzurunda başımızı dahi yerlere sürüyor, sana olan minnet ve şükrümüzü en kıymetli varlığımızı yerlere koymakla ifade ediyoruz. Şayet başımızdan daha kıymetli bir organımız olsaydı onu da huzurunda iftiharla yerlere serer, minnet ve şükrümüzü onunla da ifade etmek isterdik.»

Bu açıklamalardan sonra gruba rehberlik eden turist, «Tamam, bu kadar yeterli... Biraz daha anlatırsan grubumuza burada namaz kıldıracaksın» der. Bu sırada turistin biri Hacı Nazif Çelebi'nin yanına yaklaşır ve, “Bundan sonraki namazınız saat kaçta olacak? Anlattığınız manada bir namazı ben de aranıza karışıp kılmak istiyorum. Bana çok uygun geldi bu anlayış içinde ayakta durmak, eğilmek, başı yerlere koyup Yaratan'a minnettarlığını ifade etmek. Bence de ibadet budur» diyerek Müslüman olur

MUHAMMED SELAM İBRAGİMOV