Ana sayfa

BAYAT EKMEK BAYAT KALP VE BINLERCE AÇ INSAN

BAYAT EKMEK BAYAT KALP VE BINLERCE AÇ INSAN

BAYAT EKMEK BAYAT KALP VE BINLERCE AÇ INSAN

Bir parça bayat ekmek kaldırımda duruyordu. Bugün yüzlerce kişi ona basarak geçecek ve onu çamura gömecekler. Belki de duyarlı bir kişi çıkar da onu ayakların ulaşamayacağı yere koyar ve o ekmek orada kuşlara yem olarak kalır.

Nimetle Oynanmaz

Küçükken hepimiz hatırlıyoruzdur annemizin babamızın ekmekle oynadığımız zaman bize kızdıklarını ekmekle oyun olmaz derlerdi. Biz büyüdük ve zaman bize kendi vahşi kurallarını dikte etmeye çalışıyor hem de ailemizin öğrettiklerinin tersini. Biz yemediğimiz ekmeği, içmediğimiz sütü, geri kalan ne varsa rahatlıkla çöpe atabilen bir nesiliz. Buzdolabımız boşaldığı zaman markete gidip tekrar alışveriş yapıyor ve tekrar yiyemediğimiz şeyleri çöpe atıyoruz.

Açlıktan Ölenler Var

Çeşitli ülkelerde binlerce çocuk, ihtiyar açlıktan ölüyor. Haberlerde açlıktan ölen Afrika çocukları eksik olmuyor. Bu olaylara kayıtsız kalan kişilerin kalbi tıpkı o ekmek gibi bayatlamıştır. Müslüman diğer Müslümanların aç kalmasına tahammül etmez, içi rahat olmaz hiçbir şey yokmuş gibi davranamaz. Dünya genelinde çok fakir vardır fakat o kadar zengin de var. Kimisi kendini şöyle teselli eder: Aldığım maaş kirama, faturalara ve kendi geçimim için ancak yetiyor. Bazılarımız haberde gördüğümüz zaman kanal değiştirir hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor. Sevmediğimiz yemeği yemeyip çöpe atıyoruz bu içimizi sızlatmıyor mu? 800 milyon insan açlıkla mücadele ediyor. 1,2 milyon çocuk 5 yaşına girmeden açlıktan ölüyor 1,6 milyar insan temiz içme suyunu bulamıyor. Bu veriler vicdanımızı sızlatmıyor mu?

Muhtaç Olanları Görebilmek

Bu rakamlar gerçekten çok korkunç ama bizim için pek önem arz etmiyor. Bir düşünün o küçük siyahi kız çocuğu sizin kardeşiniz! Kasada 1 kg patates almak için kuruş sayan o yaşlı kadın sizin anneniz! Yine de için sızlamaz mı? Bu kişileri uzakta aramaya gerek yok onlar bize çok yakınlar. Yeter ki görmek isteyelim!

Peygamber ﷺ şöyle buyuruyor:

“Allah Teâlâ, kıyâmet gününde:

«…Ey Âdemoğlu! Ben’i doyurmanı istedim, doyurmadın!» buyurur. Âdemoğlu:

«–Sen Âlemlerin Rabbi iken ben Sen’i nasıl doyurabilirdim?» der. Allah Teâlâ:

«–Falan kulum senden yiyecek istedi, vermedin. Eğer ona yiyecek verseydin, verdiğini Ben’im katımda mutlaka bulacağını bilmez misin? Ey Âdemoğlu! Sen’den su istedim, vermedin!» buyurur. Âdemoğlu:

«–Ey Rabbim! Sen Âlemlerin Rabbi iken ben Sana nasıl su verebilirdim?» der. Allah Teâlâ:

«–Falan kulum senden su istedi, vermedin. Eğer ona istediğini verseydin, verdiğinin sevâbını katımda bulurdun. Bunu bilmez misin?» buyurur.” (Müslim, Birr, 43)

En Hayırlı Amel

Bir kimse Rasûlullaha ﷺ :

“–Müslümanın hangi ameli daha hayırlıdır?”

diye sorduğunda, Hazret-i Peygamber:

“–Tanıdık tanımadık herkese yemek yedirmek ve selâm vermektir.” buyurmuştur.

Câbir şöyle der:

Biz Hendek Savaşı gününde siper kazıyorduk. Önümüze son derece sert bir kaya çıktı. Sahâbîler, Rasûlullaha ﷺ gelip:

“–Siperde önümüze bir kaya çıktı.” dediler. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Hendeğe ben ineceğim.” buyurdu. Sonra ayağa kalktı. Açlıktan karnına taş bağlamıştı. Biz üç gün müddetle yiyecek hiçbir şey tatmaksızın orada kalmıştık. Rasûlullah ﷺ kazmayı eline aldı ve sert kayaya vurdu, o kaya un ufak olup kum yığınına döndü. Ben:

“–Yâ Rasûlallah! Eve gitmeme izin veriniz!” dedim. İzin verince de eve gidip hanımıma:

“–Ben, Allah Rasûlü’nü dayanılmayacak bir hâlde gördüm, yanında yiyecek bir şey var mı?” diye sordum. Zevcem:

“–Biraz arpa ile bir de oğlak var.” dedi. Ben oğlağı kestim, arpayı da öğüttüm. Eti tencereye koyduk. Sonra, ekmek pişmekte, tencere de taşlar üzerinde kaynamakta iken, Rasûlullah ﷺ’in yanına gittim.

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Birazcık yemeğim var, bir-iki kişiyle birlikte bize buyrun.” dedim. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Yemeğin ne kadar?” diye sordu. Ben de olanı söyledim. Bunun üzerine:

“–Ooo, hem çok, hem de güzel! Hanımına söyle, ben gelinceye kadar tencereyi ateşten indirmesin, ekmeği de fırından çıkarmasın!” buyurdu. Sonra ashâba:

“–Kalkınız!” dedi. Muhâcirler ve Ensâr, hep birlikte kalktılar. Ben telâşla zevcemin yanına varıp:

“–Vay başımıza gelenlere! Rasûlullah yanında Muhâcirler, Ensâr ve beraberlerinde olanlarla birlikte geliyor.” dedim. Hanımım:

“–Sana ne kadar yemeğimiz olduğunu sordu mu?” dedi. Ben:

“–Evet.” dedim.

“–O hâlde telâşlanma, O senden daha iyi bilir.” dedi.

Bir müddet sonra geldiklerinde, Rasûl-i Ekrem Efendimiz sahâbîlere:

“–Giriniz, birbirinizi sıkıştırmayınız!” buyurdu. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ekmeği koparıyor, üzerine et koyuyor ve her defâsında tencereyi ve fırını kapatıyor, ondan aldığını ashâbına veriyordu. Sonra yine aynısını yapıyordu. Onların hepsi doyuncaya kadar, ekmeği koparıp üzerine et koymaya devâm etti. Neticede bir miktar yiyecek de arttı. Daha sonra Allah Rasûlü eşime:

“–Bunu ye, komşularına da ikrâm et, çünkü açlık insanları perişan etti!” buyurdu.

Safiya Fokina