İmam Gazali̇

Ebu Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Ahmed» (H. 450/505/m. 1058- 1111) Tus şehrinde doğdu. Yaşadığı yüzyıl siyasî bakımdan çalkantılı, fakat ilmî ve dinî hayat bakımından İslâm dünyasının ve hatta o günkü dünyanın en parlak dönemini teşkil eder. Ayrıca Gazali, yalnız döneminin değil, bütün İslâm düşüncesi tarihinin en önde gelen düşünürlerindendir. Ehl i sünnet inancına yaptığı hizmet, kendisine Huccetü"l İslâm lakabının verilmesine sebep oldu. Fıkıhta Şâfiî, kelâmde Eş"ariyye ekolünü benimsemiş olan Gazzâlî ömrünün sonlarını tasavvufî bir hayat içinde geçirdi. Eserleri, İslâm dini ve düşüncesinin hemen her alanı ile ilgili olduğu gibi, her zihin seviyesindeki insana hitap edecek şekilde de hem yaygın hem yüksek bir özelliğe sahiptir.
Başlıcaları; İhyâ"ü Ulûmi'd Dîn: Şam'da inzivada bulunduğu sırada yazdığı, İnanç, ibadet ve tasavvufa dair konuları içine alır.
El Munkız'u mine'd Dalâl: Düşünce hayatını ve kendisinin geçirdiği manevî merhaleleri anlattığı eseridir. Gazali’nin ilimleri değerlendirişi, din ilim ve dinfelsefe ilişkileri gibi, günümüz insanını yakından ilgilendiren hususlara ışık tutacak mahiyettedir.
Ona göre, matematik, Geometri ve Astronomi gibi ilimlerin olumlu veya olumsuz denebilecek şekilde din ile ilgili bir yönü bulunmamaktadır. Bu ilimlerin meseleleri, aklî delillerle ispat edilen konular olup, öğrenildikten sonra inkâra mahal bulunmayan hususlardır. Din adına bu gibi ilimlere karşı çıkmak, dine zarar verir.
Gazzâlî, İslâm dünyasının siyasî çalkantılı döneminde ve İslâm inancının çeşitli düşünce akımlarıyla mücadele ettiği bir sırada yaşadı. Bu yüzden inanç konularını ele alıp savunan kelâm ilmini, aklî meseleleri işleyen felsefeyi ve dini hayatı bu ikisinin üstünde ve dışında tamamen ruhî bir yaklaşım içinde görmeye çalışan tasavvuf ekollerini ciddi bir tenkit ve tahlilden geçirme ihtiyacı duymuştu.
Onun birinci gayesi, İslâm inancına ve ehl-i sünnet akidesine gelebilecek her çeşit hücuma karşı koymaktı. Gazali’nin en mühim yönlerinden biri de, felsefe ile olan ilişkisidir. Onunun felsefe çalışması, İslâm düşüncesinde ve ilahiyat alanında kendisinden sonra gelen düşünürlerin ve düşünce alanlarının her birinde etkili olmuştur.
Bu konuda kullandığı metot ise, felsefesine karşı olduğu, Aristo mantığını kabul ederek ve felsefeyi yakından tanıyarak, felsefe tenkitçiliği şeklinde ortaya çıkar. Gazali’nin felsefeden amacı, dinin felsefeden üstün olduğunu göstermektedir. Ulaşmak istediği şey de, her türlü şüpheden uzak kesin (yakînî) bilgidir. O, aradığı kesin bilgiyi dünya ile ilgilerini kesmiş olan kalbin safiyetinde bulur.
Bu tavrıyla da genelde tasavvufa meyleder. Allah hakkında bir bilgiye sahip olmanın şartı; mal, evlat, makam, mevki, vb. dünya ile ilgili bağlardan kurtulma, dilin daima Allah"ı zikretmesi ve nihayet dildeki zikrin kalbe intikal edip, hatta kişinin kalbinden de lâfız ve kelimelerin silinip, sadece onları manasının kalmasıdır. Kişi ruhu temizleme yoluna girip, bu yolun gerektirdiği şeyleri uygulamaya başlayınca, kendisinde Allah"ı tanıyıp bilmeye yarayan keşifler ve müşahedeler zuhur etmeye başlar.

İmam Gazzali ve Tasavvuf
Gazali, derinlemesine sûfileri tenkit eder. Ona göre sûfiler, ilmin yanında amelin de lüzumuna inanmış olan gurubu teşkil eder. Onların gayesi, nefsi kötülüklerden temizlemek ve zikir yoluyla kalpten, Allah sevgisinden başka her şeyi atmaktır. Düşünce ile fiili (ameli) birleştiren tek yol buydu.
Ona göre büyük sûfilerin arzu ettikleri şey, tatmak ve yaşamaktı. Nefsin arzularını yok etmek, kalbin dünya ile alâkasını kesmek, gurur, kibir, şöhret ve gelecek endişelerini aşmak onların başlıca faziletleridir. Bu faziletler gerçekleşince insanda kalp gözü açılır.
Gazzâlî"nin kalbin mahiyeti ve kalp gözü hakkındaki açıklamaları İhya, Mizânu'lAmel, Munkız, Risâletü"l Ledunniyye ve Mikatü"l Envâr isimli eserleri başta olmak üzere, diğer eserlerinde de yayılmış durumdadır. Burada onun kalp ve kalbî bilgi hakkındaki düşüncesi şöyle özetlenebilir:
Kalp, Allah hakkındaki bilginin doğduğu yerdir. O, bir çeşit cevherdir, insan hakikati onunla kavrar. Kalp, insan ruhunun keşf ve sezgi gibi en yüksek derecesini teşkil eder. Ve bir ayna gibi eşyanın aslını kavrar. Kalp, akıllı kimseyi hayvandan, küçük çocuktan, deliden, ayıran bir mana taşır, maddî göz yani beden gözü dışı (zahiri) görür fakat içi görmez. Başkasını görür, kendisini görmez, sonluyu görüp kavrayan sonsuzu kavrayamaz.
Kalp gözündeki nur ise bir olgunluk (kemâl)"tur, yukarda maddî göz için söylenen eksiklikler onda yoktur. O, başkasını idrak ettiği gibi, kendini de idrak eder. Ona, uzak yakın birdir, eşyanın sırlarına nüfûz edebilir. Kalp gözüne Akıl, Ruh, İnsanî nefs gibi isimler verilir. (Necip Taylan, Gazali’nin Düşünce Sisteminin Temelleri, Bilgi mantıkiman, İstanbul, 1989, s. 91 vd.).
Gazali bu fikirleriyle, soyut düşünce ve mantığa karşı, yaşanmış tecrübeyi ve zevki koyarak, bunu hakikate ulaştıran bir yol olarak görmüştü. Ona göre tasavvufun asıl değeri de akıl üstü (irrasyonel) âleme açılmış bir kalp gözü olmasından, nazârî olan ile amelî olanı birleştirmesinden, hakikatı bizzat yaşanan tecrübeden çıkarmasından ve ahlâkî hayat için bir örnek olmasından geliyordu.
Gazali ve Siyaset
Gazali’nin yaşadığı dönemin dinî bakımdan olduğu gibi siyasî bakımdan da önemli olduğunu biliyoruz, o, siyasetle ilgili düşüncelerini et Tibri'l Mesbuk fi Nasaihi'lMülûk, el Munkız, İhya, Kimyay"ı Saadet, el İktisad fi'l İ"tikad gibi eserlerinde ilgisi oldukça belirtmiştir. İlimler sınıflamasında siyasete ayrı bir yer vermiş ve siyasetin insan ve toplum hayatı için gereğini belirtmiştir.
Gazali’ye göre siyaset, insanı iyi yola yönlendiren bir ilim olan ahlâkın yanında yer alır. İnsan hayatı için bu dünyada belirlenmiş davranış ilkeleri gereklidir. Çünkü onlar aynı zamanda ahiret hayatına hazırlığın da bir gereğidir. Sağlam bir dünya teşkilatı ve çalışması olmadan ahiret hayatı içinde istikrar içinde çalışamaz.
Bir yerde kanun ve nizamın temin edilememesinden dolayı siyasî bir istikrarsızlık varsa, orada Allah'a hizmet edebilecek zihnî bir sükûnet de olamaz. Onun için insan dünya-ahiret uyumunu kurmalıdır.
Gazali, insanın tek başına yaşayamayacağı yani daima hem cinsine muhtaç olduğu ilkesinden hareketle islamî yönetimi yani devletin gerekliliğini belirtir. Bu durum, neslin devamının şartı olduğu gibi, ihtiyaçların karşılıklı ilişkilerle temin edilmesinin de şartıdır. Fakat insanlar toplum halinde yaşarken, karşılıklı ilişkiler içinde bulunacaklarından, aralarında bazı kavga ve anlaşmazlıklar da tabiî olarak çıkacaktır. Bunu önlemek için bir hukuk sistemi ve hükümet gerekli bulunduğu gibi, bu siyâsî nizamı sağlayacak bilgi, basiret ve önderlik vasıflarına sahip kimselerinde bulunması gereklidir.
Klasik Kaynaklarda İmam Gazali
Yaşadığı dönemden itibaren hem İslâm dünyasında hem de Batı’da büyük ilgi gören ve hakkında pek çok çalışma yapılan Gazali için en önemli kaynak başta el Münḳıẕ mine’ḍ ḍalâl olmak üzere kendi eserleridir.
Öte yandan klasik dönemde Gazali’ye dair yazılanlar onun çok yönlülüğü ve değişik alanlarda eser vermesiyle paralellik arz eder. Nitekim Gazali ile ilgili incelemelerde bulunan çağdaş araştırmacıların uzmanlık alanları ve ortaya koydukları ürünlerdeki çeşitlilik de aynı sebebe dayanmaktadır.
Klasik dönemde Gazali hakkında zengin bir literatür teşekkül etmiş olup tartışmalı noktalar da bulunmakla birlikte bu sayede ona dair doğruya yakın bilgiler elde edilmektedir. Gazali hakkındaki ilk kaynak, çağdaşı olup onu yakından tanıyan Abdülgafir elFârisî’nin es Siyâḳ li Târîḫi Nîsâbûr adlı eseridir.
Ancak bu eser kaybolduğundan muhtevası hakkında, İbrâhim b. Muhammed es Sarîfînî’nin el Münteḫab mine’s Siyâḳ (Kum 1403, s. 83-84) adlı ihtisarı ile İbnü’s Sübkî’nin Ṭabaḳātü’ş Şâfiʿiyyeti’lkübrâ’sı gibi kaynaklardaki alıntılarla bilgi edinilebilmektedir.
Gazali ile tanışma imkânı bulan Ebû Bekir İbnü’l Arabî’nin el ʿAvâṣım mine’lḳavâṣım’ı az da olsa önemli bilgiler içermektedir. Gazali’nin kendi kitaplarıyla birlikte bu iki eser daha sonraki müelliflerin başlıca kaynakları olmuştur.
İbn Asâkir’in Târîḫu Dımaşḳ ve Tebyînü keẕibi’l müfterî
Ebü’l Ferec İbnü’l Cevzî’nin el Muntaẓam fî târîḫi’l mülûk ve’l ümem
- Yâkūt’un Muʿcemü’l büldân
- İbnü’l Esîr’in el Kâmil fi’t târîḫ
- İbn Hallikân’ın Vefeyâtü’l aʿyân
- Safedî’nin el Vâfî bi’l Vefeyât
- İbn Şâkir el Kütübî’nin ʿUyûnü’t tevârîḫ İbnü’n Neccâr el Bağdâdî’nin elMüstefâd min ẕeyli Târîḫi Baġdâd
Kâtib Çelebi’nin Keşfü’ẓ ẓunûn Taşköprizâde’nin Miftâḥu’s saʿâde adlı eserleri Gazali hakkındaki eski kaynaklardan bazılarıdır.
İbnü’s Sübkî’nin Ṭabaḳātü’ş Şâfiʿiyye’si, bu kaynakların en kapsamlısı olması yanında düşünürün hayatı, öğrenimi, ruhî ve fikrî gelişimi, eserleri, hakkındaki eleştiriler ve bunların cevapları, görüşleri ve fetvalarıyla ilgili geniş bilgiler ihtiva etmesi bakımından en çok itibar edilen kaynak olmuştur.
Zebîdî’nin İḥyâʾ üzerine yazdığı İtḥâfü’ssâdeti’l müttaḳīn bi şerḥi esrâri İḥyâʾi ʿulûmi’d dîn adlı geniş kapsamlı şerhinin giriş bölümü de Gazali ve İḥyâ hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler ihtiva etmektedir.
Modern Kaynaklarda ise Gazali’nin hayatı ve eserleri hakkında yapılan yeni çalışmalar büyük bir yekûn tutmaktadır. Bunlar özellikle düşünürün hayatıyla eserlerinin isim, sayı ve mevsukıyetleri, yazılış tarihlerinin belirlenmesi, bu eserlerin muhtevaları ve tercümeleri üzerinde yoğunlaşmıştır.
Bu çerçevede yazanların ilklerinden olan R. Gosche, “Über Ghazzālīs Leben und Werke” (Philologische und Historische Abhandlungen der Königlichen Akademie der Wissenschaften zu Berlin, Berlin 1858, s. 239-311) başlıklı makalesinden uzun bir zaman sonra aynı adı taşıyan kitabını yayımladı (Berlin 1898). Bu konuda daha geniş ve detaylı bilgi için TDV İslam Ansiklopedisi/Gazzali maddesini inceleyebilirsiniz.