Ana sayfa

ŞEYH EBU AHMED ABDURRAHMAN B. AHMED es-SUĞURÎ el-AVARÎ

ŞEYH EBU AHMED ABDURRAHMAN B. AHMED es-SUĞURÎ el-AVARÎ

Dağıstan’ın Sugūr (Sogratl) şehrinin Avar köyünde doğdu. Tüccar bir babanın oğludur. İlk eğitimini bölgesindeki âlimlerden aldı ve Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledi. Ardından dinî ilimlerin yanı sıra özellikle matematik ve astronomide tanınan Şeyh Abdullah esSugūrî’nin öğrencisi oldu. Genç yaşta Gazikumuk’a giderek Nakşibendî-Hâlidî şeyhlerinden Cemâleddin Gazikumukī’ye intisap etti ve seyrüsülûkünü tamamlayıp hilâfet aldı.

Daha sonra Sugūr’a gelen Gazikumukī’nin şeyhi Muhammed Yeragī’nin sohbetlerine katıldı ve ondan da icâzet aldı. Ayrıca hac seferi esnasında tanıştığı Şeyh Mevlana Hâlid el-Bağdâdî’nin halifelerinden Şeyh İsmâil Kürdemirî’nin (Şirvânî) kendisine irşad izni verdiği belirtilmektedir. Şeyh Abdurrahman es-Sugūrî 1830-1859 yıllarında, Kuzey Kafkasya’da müslümanlar tarafından oluşturulan Kuzey Kafkasya imamlığı sürecinde bölge nâiblerini kontrol etmek ve İmam Şâmil ile aralarındaki ihtilâfları çözmek gibi görevler üstlendi.

Şeyh Şâmil’in güvendiği yardımcılarından olduğu için 1834’te Ruslar tarafından yakalanıp Tiflis’e götürüldü, Şeyh Şâmil de elindeki Rus esirleri onunla değiştirdi. Sugūrî’nin en büyük oğlu Hacı Muhammed bir süre Şeyh Şâmil’in Sogratl nâibi olarak görev yaptı. 1859’da Şeyh Şâmil’in Ruslar tarafından esir alınması ve Cemâleddin Gazikumukī’nin İstanbul’a sürülmesiyle Kuzey Kafkasya imamlığı dağıldı. Sugūrî bu süreçte Dağıstan’da Nakşibendiyye-Hâlidiyye’nin en önemli şeyhi durumuna geldi. 1877’de Çeçenler ve Dağıstanlılar’ın baş kaldırısı Ruslar tarafından bastırılınca Sugūrî ikinci oğlu Muhammed Hacı’yı bir müddet sonra imam olarak tayin etti.

Muhammed Hacı’nın Sugūrî’ye bağlı müridlerle birlikte Ruslar’a karşı başlattığı cihad hareketi de Ruslar tarafından bastırıldı ve Muhammed Hacı idam edildi (1878). Yaşlılığından dolayı Sugūrî’ye önce sürgün cezası verildi, ardından bu ceza Gazaniş’ten itibarlı bir devlet adamının kefaletiyle Kumuk kasabasında ev hapsine çevrildi.

Şeyh Ahmed Sugūrî burada halkın arasına sadece cuma namazını kıldırmak için çıkıyor, diğer günler halk onun yanına giderek ikindi vaktine kadar görüşebiliyordu. Rebîülâhir 1299’da (Mart 1882) vefat eden Şeyh Ahmed Sugūrî, Gazaniş Mezarlığı’na defnedildi. Kabri Dağıstan’ın meşhur ziyaret yerlerindendir. Vefatının ardından halifesi İlyas Zedekarî ed-Dargī ile 1925’te idam edilen Dağıstan müftüsü ve önderlerinden Şeyh Necmeddin Hutsî onun için mersiye yazmıştır. Vefatından sonra yerine halifelerinden Şeyh İlyas Zedekarî ed-Dargī geçmiştir.

Diğer halifeleri şunlardır:

  • Şeyh Hacı Uzun Saltî Avârî
  • Şeyh Muhammed Kugunî
  • Hacı Mûsâ Kugunî
  • Şeyh Abdullah Gimrevî
  • Şeyh Muhammed Ubûdî

Şeyh Ahmed Sugūrî’nin diğer oğulları Ahmed ve Hacı Muhammed babaları hayatta iken vefat etmiştir. Âlim ve şair olan Hacı Muhammed, Kars üzerinden Osmanlı topraklarına geçmiş ve ölünceye kadar orada yaşamıştır.

Şeyh Ahmed Sugūrî’nin tarikata yeni intisap edenler için yazdığı el-Meşrebü’n-Nakşibendî isimli küçük bir risâlesi basılmıştır. Ayrıca Ḥâşiye ʿalâ âdâbi’l-baḥs̱ adlı bir eseriyle, muhtemelen Şeyh Şâmil’in mücadelesi sona erdikten sonra kaleme aldığı, küfür diyarı Rusya’dan İslâm diyarına hicret etmenin gereğine dair el-Ḳavl fî vücûbi’l-hicre adlı eseri bulunmaktadır.

Sugūrî Arapça ve Avarca şiirler de yazmıştır. Şeyh Şâmil’in 1845’te Prens Mihail Vorontsov kumandasındaki Rus ordusuna karşı zaferini kutlamak ve bu savaşta şehid düşenler için yazdığı otuz beyitlik Arapça kaside şiirlerine önemli bir örnek olarak gösterilebilir. Şeyh Ahmed Sugūrî’nin tarikat silsilesi Şeyh Cemâleddin Gazikumuki, Şeyh Muhammed Yeragi, Şeyh İsmâil Kürdemirî vasıtasıyla NakşibendiyyeHâlidiyye’nin kurucusu Şeyh Mevlana Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşmaktadır.

Onun ayrıca Kadiriyye’den ve diğer bazı tarikatlardan da icâzet aldığı belirtilir. Muhtemelen bu sebeple müridlerine hem zikr-i cehrî hem zikr-i hafî yaptırıyordu. Kumuk’ta mecburi ikameti sırasında cuma namazının ardından cemaate kelime-i şehâdet getirtip mânasını açıkladıktan sonra on defa yüksek sesle kelime-i tevhidi tekrarlattığı, bunun ardından müridleriyle birlikte cemaatin de katıldığı sesli zikir icra ettiği belirtilmektedir.