Ana sayfa

Hazreti̇ Ömer

Hazreti̇ Ömer

Hz. Ömer Kureyş kabilesinin Benû Adiyy kabilesinden olup nesebi, büyük atası Ka’b ibn i Lüey’de Peygamber Efendimizin nesebiyle birleşir. Hz. Ömer Fil Vakasından on üç sene sonra Mekke’de doğmuştur. Rivayete göre, Peygamber Efendimizden 10 küsur yaş küçüktür.

Çocukluğunda, babasına ait sürülere çobanlık yapmış, sonra da ticaretle uğraşmıştır. Şam taraflarına giden ticaret kervanlarına katıldığı bilinir. Cahiliye döneminde, şehrin eşrafı arasında yer alır, Mekke şehir devletinin Sifâre (elçilik) vazifesini yapardı. Bir savaş hâli meydana geldiğinde Hz. Ömer elçi olarak gönderilir, sonra da verdiği bilgilere ve ileri sürdüğü görüşlere göre hareket edilirdi.

Kabileler arasında çıkan ihtilafların çözümünde büyük tesiri olur, verdiği kararlara hürmet gösterilirdi. İmanla şereflenmeden önce Müslümanlara pek çok eziyette bulunduğu rivayet edilir. Nüfuzuyla, güç ve kuvvetiyle meşhur olduğundan, onun iman etmesi Müslümanlara büyük bir kuvvet kazandırdı.

İslâm ile şereflendiği gün bütün Müslümanlar Kâbe’ye giderek ilk defa açıktan namaz kıldılar. Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra devamlı Allah Resulü’nün yanında bulunurdu, ondan hiç ayrılmadı ve İslâm için elinden gelen her şeyi yaptı. Kâfirlerle mücadele etti, pek çok meşakkat ve eziyetlere maruz kaldı.

Medine’ye hicret edince, şehir merkezine yakın olan Kuba’ya yerleşti. Hz. Ebûbekir’den sonra Allah Resulü’nün en büyük yardımcısı oldu. Efendimizin katıldığı bütün savaşlara katıldı. Resûlullah Efendimiz mühim kararlar alacağı zaman H.z Ömer ile de istişare ederdi. Kızı Hafsa’yı Resûlullah ile evlendirerek Peygamber Efendimizin kayınpederi olma şerefine erdi.

İslam’ın ikinci halifesi

Hz. Ömer , inandığı şeyi yerine getirme hususunda şiddetli davranmakla tanınır. O, Müslüman olmadan önce ilk iman edenlere karşı sert muamele etmişti. Müslüman olduktan sonra ise bu sertliği İslâm’ın lehine müşriklere karşı yönelmiştir.

Hz. Ömer halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir. O, bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı. Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi;

«Şunu ve şunu yasakladım. İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. Allah’a yemin ederim ki, herhangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım.»

Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça mütevazı davranırdı. Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı olması, onu, diğer insanlar gibi mütevazı ve sade bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır. Pahalı elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi.

Tanımayan kimse onun Müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı. Çünkü çoğu zaman giydiği elbise yamalarla doluydu. Hz. Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken beliğ bir üslupla konuşurdu. Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi. Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için adeta bir numune niteliğindeydi.

Halife olduktan sonra, devlet işleriyle uğraşmasından dolayı kendi iaşesinin temini için ashaba müracaat etmiş, Hz. Ali’nin teklifine uyularak ona ve ailesine normal ölçülerde devlet malından geçim imkânı sağlanmıştı. H. 15 yılında Müslümanlara maaş bağlandığı zaman, ona da ileri gelen ashaba verilen miktarda, beş bin dirhem maaş tayin edilmişti. Ancak onun günlük gideri çok mütevazı meblağdı. Hz. Ömer , yemek olarak genellikle şunları yerdi: Ekmek (buğdaydan olduğu zaman kepekli), bazen et, süt, sebze ve sirke.

Peygamberimiz , Hz. Ömer hakkında şöyle buyurmaktadır: «Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer (r.a)’e saygı duymasın. Yeryüzünde ise bir şeytan bulunmasın ki Ömer (r.a)’den kaçmasın.» (Suyûtî).

Devam edecek.