İMAM BEYHAKÎ
İMAM BEYHAKÎ

Şâban 384’te (Eylül 994) Nîşâbur’a bağlı Beyhak bölgesinin Hüsrevcird köyünde doğdu; bu sebeple Hüsrevcirdî nisbesiyle de anılır. Beyhak’ta büyüdü ve ilk tahsilini burada yaptı. On beş yaşında iken hadis okudu, daha sonra da fıkıh öğrenmeye başladı. Fıkıh ilminde hocası Ebü’l-Feth Nâsır b. Muhammed el-Mervezî’dir. Muhtelif hocalardan faydalanmak maksadıyla İsferâyin, Tûs, Hemedan, İsfahan, Rey, Nîşâbur, Bağdat, Kûfe, Mekke gibi yerleri dolaştı. Hadisi diğer ilimlere tercih ederek sadece onunla meşgul olmaya başladı. Hadis ilminin en önemli meselelerini Hâkim en-Nîsâbûrî’den öğrendi ve hocaları içinde en çok ondan faydalandı. Diğer hocaları arasında muhaddis, kelâm ve fıkıh âlimi İbn Fûrek, zâhid ve vâiz Hargûşî, fakih ve muhaddis İbn Mahmiş, mutasavvıf Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Ebû Hâzim el-Abdûyî, muhaddis, fakih ve kelâm âlimi Ebû İshak Rükneddin el-İsferâyînî, muhaddis Ebû Zer el-Herevî, muhaddis ve fakih Ebû Bekir el-Berkānî gibi meşhur âlimler bulunmaktadır. Tanınmış talebeleri arasında, Şeyhülkudât İbnü’l-Beyhakī diye bilinen oğlu İsmâil b. Ahmed, Hafîdü’l-Beyhakī diye anılan torunu Ubeydullah b. Muhammed, Mekke ve Medine fakihi muhaddis Furâvî, Horasanlı muhaddis Zâhir b. Tâhir, muhaddis Ebü’l-Meâlî Muhammed b. İsmâil el-Fârisî sayılabilir.
Beyhakī 406 (1015-16) yılından itibaren eserlerini telif etmeye başladı. Hadis ilmindeki sağlam bilgisi ve güçlü hâfızasıyla kendini kabul ettirdi. Hadislerde mevcut gizli kusurların tesbiti ile birbirine zıtmış gibi görünen rivayetlerin uzlaştırılmasında ve hadislerin fıkhını kavramada devrinin otoritesi oldu. Nîşâburlu âlimler kitaplarını, özellikle Maʿrifetü’s-sünen ve’l-âs̱âr’ını kendilerine okutmasını rica ettikleri için 441 (104-950) yılında bu maksatla Beyhak’tan Nîşâbur’a gitti. Bu şehre sonraları iki defa daha geldi. Beyhakī fıkıh ve usûl-i fıkıh sahalarında da devrinin otoritelerinden biriydi. Mensubu bulunduğu Şâfiî fıkhının üstünlüğünü savundu ve bu alanda değerli eserler verdi. Bu sebepledir ki İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî, her Şâfiî fakihinin İmam Şâfiî’ye minnet borcu olduğunu, ancak mezhebini ve görüşlerini müdafaa etmek için Beyhakī’nin kaleme aldığı eserler sebebiyle İmam Şâfiî’nin ona minnettar olması gerektiğini söyler. Gerçekten de Beyhakī’nin eserleri sayesinde Şâfiî fıkhı daha geniş bir muhite yayılma ve tutunma imkânı bulmuştur. Zehebî’ye göre, geniş ilmi ve âlimler arasındaki ihtilâflara olan derin vukufu sebebiyle kendi adına bir mezhep kurup ictihad etmeyi arzu etseydi bunu mükemmel bir şekilde başarabilirdi. Onun ilimdeki yerini tesbite çalışan otoriteler, hem hadis hem de fıkıhtaki üstün mevkiine ve Eş‘arî kelâmındaki geniş bilgisine özellikle işaret ettikten sonra çeşitli ilimlere vâkıf olduğunu, daha önce benzeri görülmeyen eserler verdiğini ve 1000 cüzü bulan eserlerinin hacmi itibariyle de seleflerini geçtiğini belirtirler. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey zamanında (1040-1063) Vezir Amîdülmülk el-Kündürî’nin teşvikiyle Eş‘arîler aleyhinde şiddetli bir takip başladığı zaman Eş‘arî olması sebebiyle Beyhakī de İmam Kuşeyrî ve İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî gibi yurdundan ayrılarak Mekke’ye sığındı.
Beyhakī 10 Cemâziyelevvel 458’de (9 Nisan 1066) Nîşâbur’da vefat etti. Cenazesi Beyhak’a nakledilerek doğduğu yer olan Hüsrevcird’de toprağa verildi. Beyhakī dünya malına değer vermeyen zâhid bir âlimdi. İlim tahsili uğrunda ve hayatının daha sonraki devirlerinde çeşitli sıkıntılar çektiği halde bunlardan kimseye şikâyet etmezdi. Maddî imkânsızlık sebebiyle Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce’nin sünenlerine sahip olamadığı rivayet edilir. Peygamber’in ﷺ ve ashabın örnek hayatını yaşamaya çalışırdı. Otuz yıl aralıksız oruç tuttuğu nakledilmektedir. İlmî tartışmalarda rakiplerine karşı son derece anlayışlı ve insaflı davranırdı.
Eserleri
Beyhakī bütün eserlerini muhaddislere has metotla her rivayetin senedini zikrederek yazmıştır. Mevzû olduğunu bildiği bir haberi kitaplarına almamayı prensip edinmiştir. Eserlerini şöyle sıralamak mümkündür:
es-Sünenü’l-kübrâ: es-Sünenü’l-kebîr diye de anılan eser diğer hadis kitaplarında bulunmayan pek çok hadisi, sahâbe ve tâbiîn kavlini muhtelif rivayetleriyle birlikte ihtiva etmekte olup fıkıh bablarına göre yapılan tertibinde Şâfiî fıkhı ön planda tutulmuştur. İbnü’t-Türkmânî’nin Beyhakī tarafından yapılan hadis değerlendirmelerini yer yer tenkit ettiği ve bazı konularda açıklayıcı bilgiler verdiği el-Cevherü’n-naḳī fi’r-reddi ʿale’l-Beyhaḳī adlı kitabıyla birlikte on cilt halinde basılmıştır.
Maʿrifetü’s-sünen ve’l-âs̱âr; es-Sünen ve’l-âs̱âr veya Maʿrifetü’ş-Şâfiʿî li’s-sünen ve’l-âs̱âr adlarıyla da bilinen kitap Şâfiî fıkhının dayandığı hadisleri, sahâbe ve tâbiîn sözlerini ihtiva etmekte ve onların güvenilir olduğunu ispata çalışmaktadır. Tâceddin es-Sübkî, bir Şâfiî fakihinin yanında bu kitabın mutlaka bulunması gerektiğini söyler. Hanefî fakihi Ebû Ca‘fer et-Tahâvî’nin Şerḥu Meʿâni’l-âs̱âr’ında Şâfiîler’e yönelttiği tenkitleri haksız bulan Beyhakī bu eserinde, Tahâvî’yi kendi mezhebini esas alıp mezhebine uygun düşen zayıf hadisleri sahih, uygun düşmeyen sahih hadisleri de zayıf göstermekle itham etmektedir. Brockelmann bu eserle es-Sünenü’l-kübrâ’nın aynı kitap olduğunu zannetmiştir. Dört ciltlik eserin I. cildi Seyyid Ahmed Sakr tarafından neşredilmiştir.
es-Sünenü’ṣ-ṣuġrâ; İki cilt hacmindeki eserin 392 varaktan ibaret olan 18. cüzü Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Brockelmann Maʿrifetü’s-sünen ile bu eserin aynı kitap olduğunu ileri sürmüştür.
el-Ḳırâʾatü Halfe’l-İmâm; Namazda kıraatin zaruretine ve imama uyan kimselerin Kur’an okuması icap ettiğine dair hadislerle sahâbe ve tâbiîn sözlerinden 450’sini topladığı bu eser ilk olarak Hindistan’da basılmış (tarihsiz), daha sonra Muhammed Saîd b. Besyûnî Zağlûl tarafından yayımlanmıştır.
Kitâbü Taḫrîci Eḥâdîs̱i’l-üm; Eserin İrlanda’da (The Chester Beatty Library) bir nüshası, Kahire’de ise bu nüshanın mikrofilmi bulunmaktadır.
Feżâʾilü’l-Evḳāt; Receb, şâban, ramazan, şevval, zilhicce ve muharrem ayları ile cuma, pazartesi ve perşembe günlerinin fazileti ve her ay üç gün oruç tutmanın sevabına dair 307 rivayetin toplandığı eser Adnân Abdurrahman Mecîd el-Kaysî tarafından Mekke’de yayımlanmıştır.
el-Esmâʾ ve’ṣ-Sıfât; Eserde Allah ﷻ’nın isimleri kitap, sünnet ve icmâa dayanılarak açıklanmış, bilinen doksan dokuz isminin dışında başka isimleri olduğu da gösterilmiştir. Çeşitli baskıları olan eser son defa İmâdüddin Ahmed Haydar tarafından iki cilt olarak neşredilmiştir.
Delâ’ilü’n-Nübüvve; Sahih rivayetlere dayanarak Muhammed’in ﷺ herhangi bir insandan farklı taraflarını, peygamberliğini ﷺ belirten yanlarını, mûcizelerini derlediği meşhur eseridir. Abdülmu‘tî Kal‘acî tarafından yedi cilt halinde yayımlanmıştır.
Kitâbü’l-Ḳażâʾ ve’l-Kader; Eserin Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Şehid Ali Paşa, nr. 1498) 108 varak hacminde bir nüshası bulunmaktadır (ayrıca bk. Brockelmann, GAL [Ar.], VI, 231); Ebü’l-Fidâ el-Eserî tarafından yayımlanan el-Ḳażâʾ ve’l-ḳader ise Şuʿabü’l-îmân’ın konuyla ilgili bölümünün aynen neşrinden ibarettir.
Kitâbü’l-Baʿs̱ ve’n-Nüşûr; Âmir Ahmed Haydar tarafından neşredilmiştir.
el-Âdâb; Ana babaya, akrabaya ve diğer insanlara yapılması gereken iyilikler, karşılıklı vazifeler, belli başlı kötü huylar ile nefsi bu huylardan kurtarıp terbiye etmenin yolları ve diğer İslâmî edepler hakkında 1194 hadisin derlendiği eser Abdülkādir Ahmed Atâ tarafından yayımlanmıştır.
ez-Zühdü’l-Kebîr; Uzlet, dünyaya önem vermeme, ölüm gelip çatmadan önce hayatı değerlendirme gibi zühd ve takvâ ile ilgili konulardaki hadisleri, muhtelif zâhid ve âlimlerin bu konudaki görüşlerini ihtiva etmektedir. 989 rivayetin senedleriyle birlikte zikredildiği eseri Âmir Ahmed Haydar yayımlamıştır.