RABİA EL-ADEVİYYE
Rabia el-Adeviyye hicri ikinci asırda yaşamış, Basralı meşhur hanım sufidir. İsmi dört anlamındaki “Erba”dan gelir ve Arapça’da dördüncü manasındadır. Ailesinin dördüncü kızı olduğu için bu ismi almıştır. Daha sonraları Ümmü’l-Hayr/Hayırların Annesi künyesiyle tanınmıştır. Zühdü, takvası, ilahi muhabbet dolu ahvaliyle adeta dillere destan olmuştur. Tasavvuf klasiklerinde adı geçen sayılı sufi hanımların öncüsüdür.
Rabia küçük yaşlarda yetim kalmıştır. Hayatı maddi zorluklarla başlayan bu küçük hanım için babasının vefatı bir kırılma noktası olur. Artık her şey çok daha zor olacaktır. Konu komşu ve yakınlar bu fakir aileyi gözetmeye çalışsa da kıtlık yıllarında kendi dertlerine düşer, aileye yardımcı olamaz hale gelirler. Böylece çocukların her biri bir yerlere dağılır. Rabia’nın da bahtına merhameti olmayan bir zengine köle olmak düşer. O da çoğu köle gibi karın tokluğuna, çeşitli işlerde çalıştırılır. Bir genç kız olmasına bakılmaz. Bütün gün ağır işlerde yorulur, yıpranır.
Gam Dolu Dünyanın Yükünü Gece İbadetiyle Hafifletti
Rabia gece istirahat etmek yerine ibadet ve zikri tercih ettiği için her günün gecesini iştiyakla beklemiştir. Herkesin kendisini gecenin serinliğine, istirahate bıraktığı zamanlar onun huzur ve arınma saatleri olmuştur. O, keder ve gam dolu dünyanın yükünü gece ibadetiyle hafifletmiştir.
Rabia’nın yorgunluk belirtilerinden şüphelenen efendisi, bu işte bir iş var diye düşünerek onu takip etmeye başlar. Ancak gündüz olağan dışı bir şeye rastlamaz. Rabia , bütün gün kendi halinde, verilen işleri yapmaktadır. Artık kanaati kesinleşir. Gece bilmediği bir şeyler olmaktadır. Bir gece vakti, ne işle meşgul olduğunu öğrenmek için Rabia’nın odasına dalar. Gece ibadetine dalmış Rabia’yı nurlar içinde bulur. Onun bu olağanüstü halinden korkan efendisi, korku ve merhamet duygularıyla Rabia’yı azat eder.
Rabia esaretten Allah Teala’nın lütfuyla kurtulmuştur. Yüreğinin en derininde taşıdığı hacca gitme arzusunu yerine getirebilmeye artık daha yakındır. O; Allah’ın ﷻ beytini, Kabe-i Muazzama’yı ziyaret etmeyi arzulamakta, Arafat’ta dua etmeyi istemektedir. Gönüllerde saklı olanı bilen ve kulunun güzel niyetine göre ihsan eden Allah Teala, Rabia’ya hac yolunu açar. Zorlu bir yolculuğun ardından Harem-i Şerif’e ulaşmak nasip olur. Bu günler onun için sıkıntı dolu bir ömrün ardından şifa ve sevinç günleri olmuştur. Hac vazifelerini tamamlar, Ravza’ya yüz sürer...
Bir zaman sonra Basra’ya yerleşir. Sürekli yüce Allah huzurunda olduğunu düşünür. Dünya işleriyle uğraşarak Allah’tan ﷻ bir an bile olsa gafil bulunmayı ar sayar. Kendisiyle evlenmek isteyenleri usulünce reddeder. İlahi aşktan uzaklaştırır, dünya işleriyle meşgul eder korkusuyla evlenmez. Yine de bu edep ve takva sultanıyla evliliği arzulayanlar hiç bitmez. Teklifler himaye için dahi olsa o kararından dönmez. O yalnızca Allah’ın ﷻ himayesinde olmayı tercih etmiştir. Bu sebeple bir ömür boyu kanaat üzere yaşar. Hediye olarak yalnızca helal ve temiz olanları kabul eder. Salihler onu Hz. Meryem’e benzetmişlerdir.
Rabia münzevi bir hayatı tercih etse de ziyaretine gelen, nasihat isteyen, dua talep edenler eksilmez. O kendi devrindeki takva sahibi kadınların yol göstericisi ve manevi dayanağı olmuştur. Ayrıca zamanının önde gelenleri de onu ziyaret eder. Zünnun Mısri, İbrahim bin Ethem, Şakik-i Belhi gibi arifler bunlardan bazılarıdır. Ayrıca Süfyan-ı Sevri, Malik bin Dinar gibi büyük veliler de Rabia’yı şer’i şerifin ölçüleri içerisinde ziyaret etmişler ve hayır duasını almışlardır.
Başta muhabbet ve ilahi aşk konusu olmak üzere Rabia’nın tasavvuf ilminin temel kavramları hakkındaki sözlerini ehl-i tasavvuf önemsemiştir. Büyük mutasavvıf İbnü’l-Arabi , Rabia el-Adeviyye’nin Abdülkadir-i Geylani’yle aynı mertebede olduğunu söylemiştir. Rabiatü’l-Adeviyye ilahi aşk ve muhabbet dolu kalbi 90 yaşında (Hicri 185 / Miladi 801 yılında) durmuş ancak ibretli hayatı, nasihatleri asırları aşmaya ve yolumuzu aydınlatmaya devam etmiştir.
NAFİLE İBADETLERLE ZİYNETLENMELİ
Rabiatü’l-Adeviyye ilahi aşk yolundaki gayretiyle bütün İslam aleminin tanıdığı ve gıpta ettiği bahtiyar bir hanımdır. O bir ömür çileyi rahata tercih etmiştir. Dünyaya sırt dönenin gerçek huzura ulaşacağını ısrarla söylemiştir.
“Kadınlardan hiç nebi olmadı” diyerek onun yüksek din gayretini eleştirenlere “Firavunlar, Nemrutlar da hiç kadınlardan çıkmadı” demiştir. Evet, kadınlardan nebi olmamıştır ama tasavvuf ehli, Saliha, sufi bir hanım olunabileceğinin güzel bir örneği bizzat kendisi olmuştur. Üstelik bu hali bir zalime köle olduğu yıllarda başlamıştır. İnsanoğlu yüzünü Hakk’a dönmemek için sürekli bahane ileri sürer durur. Şu yaşa gelseydim, şu işi halletseydim, çocuğu evlendirseydim, şu sıkıntıdan kurtulsaydım gibi cümlelerle kendini oyalar. Hz. Rabia ise günümüz Müslümanlarına, büyük zorluklar altında dahi Hakk’a yönelmenin ve yüksek mertebeler elde etmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Bizler hamdolsun onun yaşadığı zorlukları bugün yaşamıyoruz. Kendi evimiz, odamız, kütüphanemiz vb. imkânlarımız var. Zikirle, ibadet ve tefekkürle; eşimize ve çocuklarımıza Allah ﷻ için yaptığımız hizmetlerle elbette mesafe kat edebilir, Rabbimize bizler de yaklaşabiliriz.
Bunu başarmak için imkân varsa evin bir odasını ibadete ayırmak yerinde bir davranış olacaktır. Burası bizim, eşimizin ve çocuklarımızın namaz kıldığı, Kur’an okuduğu, ilimle meşgul olduğu, Allah’ı ﷻ zikrettiği bir mekân olarak kullanılabilir. Beton ve soğuk sitelerin, apartmanların, kalabalık şehirlerin içinde bu oda Hz. Rabia’nın izini sürdüğümüz bir yer olacaktır belki de.
Hz. Rabia kendi zamanının şartları içinde evlenmemeyi tercih etmişti. Günümüzün maddi ve manevi ağır şartları düşünüldüğünde, bugün evli bir Rabia olmak elbette daha selametli bir yoldur. Hz. Rabia’dan ibret alma duasıyla...