Ana sayfa

Mümi̇nleri̇n annesi̇ hazreti̇ Ai̇şe

Mümi̇nleri̇n annesi̇ hazreti̇ Ai̇şe

Müminlerin annesi Hz. Âişe hâne-i saâdete zevce olarak gelmeden evvel de seçkin bir hanedeydi. Nitekim Allah Resûlü’nün en yakın arkadaşı Hz. Ebû Bekir-i Sıddık onun babasıydı. Âişe Cahiliye dönemini hiç görmemiş ve yaşamamıştır. O ilk iman eden erkek olan Ebû Bekir-i Sıddık’ın dizinin dibinde, iman ve irfan terbiyesiyle yetişmiştir. Hz. Ebû Bekir’ Peygamber Efendimiz’in yol arkadaşlığı nasip olduğu gibi genç Âişe annemize de Allah Resûlü’nün saadetli kızı Hz. Fâtıma annemizin de bulunduğu küçük bir grupla hicret nasip olmuştur.

Resûl-i Ekrem’le evliliği hicretin ikinci yılında gerçekleşmiştir. Âişe annemiz, “Peygamber onlara kendi canlarından daha yakındır. “Peygamber eşleri onların anneleridir” (Ahzâb 33/6) âyeti indikten sonra “müminlerin annesi” ismiyle meşhur olmuştur. Âişe annemize gönüller sultanı, Peygamber Efendimiz hiç kimseye vermediği sırları vermiştir. Örneğin Mekke’nin fethi için ordu hazırlanırken kimse nereye gidileceğini bilmiyordu. Bu Allah Resulü’nün askerî taktiğiydi. Fakat Âişe annemize söylemişti. Bu örnek dahi onun Resûlullah yanındaki kıymetini ve sadakatini gösterme açısından oldukça önemlidir. O Allah Resûlü ile birlikte birçok sefere katıldı. Vedâ haccında onun yanındaydı.

Allah onu çok büyük bir imtihana tâbi tutmuştur. Ona gelen imtihan sadece Âişe annemize değil Peygamber Efendimiz’ ve babası Hz. Ebû Bekir’ de gelmiş demekti. Bir savaş yolculuğu esnasında Âişe annemiz ordunun konakladığı yerden ihtiyaç için uzaklaşmıştı. Dönüp bineğine geldiğinde gerdanlığını düşürdüğünü fark etti. Bineğinden inip hızla düşürdüğünü tahmin ettiği yere gitti. Bineğin üzerindeki oturma yeri kapalı olduğundan Âişe annemiz içinde zannedildi. Böylece ordu hareket etti. Bu Allah Resûlü’nü , Hz. Ebû Bekir’i tve Âişe annemizi başta olmak üzere salih müminleri gönülden üzecek bir olayın başlangıcı oldu.

Âişe validemiz ordugâha döndüğünde ordunun ayrıldığını gördü. Etrafta kimseyi bulamadı ve kendisini fark edip dönerler ümidiyle beklemeye başladı. İslâm ordularında arkayı gözetleyen arkada kalan kişi ve eşyaları toplayan kişiler bulunurdu. O gün ordunun ardından gelen Safvân b. Muattal müminlerin annesini alıp devesinin arkasına bindirdi. Süratle orduya yetiştirdi. Medine döneminde korkudan ve kurulu düzenini de değiştirmek istemediğinden Müslümanım deyip Müslümanların içinde bulunan ancak inanmayan münafıklar vardı.

Onlar müminlerle oturur, kalkar, savaşlara katılır ama İslâm’a ve peygamberine inanmazdı. Sürekli fitne ateşini körüklerlerdi. Zâhiren inandım dedikleri için kendilerine bir şey denilmezdi. Münafıkların reisi Abdullah b. Übey isimli âdi şahıs Âişe annemizi sahabinin devesinde görünce büyük bir alçaklık yaparak müminlerin annesine iftira attı. Kalpleri zifiri karanlık olan münafıklar da bu iftirayı hızla yaydılar. Müslümanlardan da kalbi karışanlar oldu. Bu yalan ve iftira sözler şüphesiz Allah Resûlünün ve Hz. Ebû Bekir’in kulağına ulaştı. Her ikisi de büyük üzüntü duydular.

Allah’ın Temize Çıkardığı Annemiz

Konuşulanlardan haberi olmayan Âişe validemiz iftirayı öğrendiğinde keder ve acıya boğuldu. Baba evine giderek günlerce gözyaşı döküp ağladı. Allah çileyle ve sıkıntıyla geçen günlerin ardından şu âyetleri indirdi: “O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır.

İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır. Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, ‘Bu, apaçık bir iftiradır’ deselerdi ya! Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların tâ kendileridir.

Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu! Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır” (Nûr 2/24/11-15).

Evet, bu âyetlerde bizzat Rabbimiz Âişe annemizin temizliğini ve ona iftira edenlerin alçaklığını bildiriyordu. Âişe validemiz çok zeki bir hanımdı. Açık sözlü ve öğrenmeye iştiyaklı birisiydi. Kur’an âyetlerini daha Mekke’de baba ocağında ezberlemeye başlamış ve devam etmişti. Peygamber Efendimiz’in sözlerini hatırında tutar, anlayamadığı her bir şeyi hemen Resûl-i Ekrem’e sorardı. Böylece ilimde pek yüksek bir derece elde etti. Resûlullah Âişe validemizin odasında vefat etti ve oraya defnedildi.

Hz. Âişe vefat edene kadar en önemli fetva mercilerinden biri oldu. Allah Resûlü’nden birçok hadisi de rivayet ederek hadis ilminin de öncülerindendi. Açık sözlü, haksızlığa tahammülü olmayan, hitabeti son derece kuvvetli biriydi. Peygamber Efendimiz’in vefatından sonraki dönemlerde birtakım zorluklar yaşadı. O hak bildiğinden şaşmadı. Müminlerin annesi olarak Müslümanların içine düştükleri fitnelerden kurtulmaları için çaba harcadı. Gücü yettikçe hac yapmaya çalıştı. İlmiyle amel eder, Resûlullah’a olan sevgisi onun gibi yaşamasına vesile olurdu. Vefatına kadar müminlere İslamiyet’i öğretti. Ümmete hem annelik hem de muallimelik yaptı.

İlim Ehli Bir Anne Olmak

Sadakatin, sevgi ve muhabbetin en güzel örneklerinden biri olan Âişe validemizin özellikle ilme olan düşkünlüğü dikkat çekicidir. O ilim ve irfanla yoğrulan bir hanede doğdu ve ilmin menbaı Fahri Âlem Efendimiz’e zevce olmak saadetine ulaştı. O Allah Resûlü’ne hem nazlı bir zevce hem de öğrenmeye hevesli bir talebe oldu. İlmin ve irfanın zirvelerine çıktı.

Allah Resûlü’nden öyle istifade etti ki Peygamber Efendimiz ahirete irtihal ettikten sonra da onun hanesinde ilim ocakları kurulmaya, sorular cevap bulmaya Âişe annemiz sayesinde devam etti. Bu durum hayatının geri kalanında da sürdü. O hâne-i saâdetin manevi iklimini, Allah Resûlü’nün güzel hallerini ondan sonraki nesillere ulaştırdı. Bir hanım için zorluklarla geçen sonraki dönemlerde dahi bundan ayrılmadı.

Müminlerin annesi hep ilimle yaşadı, ilim aktardı ve ilim üzere vefat etti. Annelerin de ilim tahsil edebileceğinin, her zorluk içinde dahi ilimle yaşayabileceğinin ve evlatlarına ilim aktarabileceğinin en güzel örneği oldu. Hz. Aişe annemizin saadetli hayatı dinini bilen, ona göre yaşayan, ferasetli, zikir ehli bir annenin kendisine, eşine ve sevdiklerine faydasının ne kadar çok olacağını açık bir şekilde göstermektedir.

TALHA KAZIM BAHTIYAROĞULLARI