Düğünleri̇mi̇z

Düğün merasimi nikâhla oluşan evlilik akdinin ilânıdır. Bu ilân lâzımdır; çünkü onunla helâl evlilik, haram işten ayrılmaktadır. Bu ilân ve merasimle nikâhtaki keramet ve düğündeki bereket ortaya çıkmaktadır. Böyle bir merasime katılarak hayırlı işe şahit ve destek olmak dinî bir vazifedir.
Düğün Çeşitleri
Günümüzde yapılan düğünlerin her işlemine ayrı ayrı bir hüküm vermek zordur. Biz genel olarak bu merasimleri helâl ve haram olarak ikiye ayırıp şu temel ölçüleri söyleyebiliriz:
Helâl Olan Düğün
Dinimizin koyduğu ölçülere riayet edilerek yapılan düğün merasimleri bu kısma girer. Helal olan düğünlerle ilgili şu hususların bilinmesinde fayda vardır:
- Düğünde eğlence vardır; fakat bu eğlence kadın-erkek karışık halde olmamalıdır. Her grup kendi aralarında eğlenebilir.
- Düğünde, eğlence için söylenen şiir, türkü, şarkı ve benzeri şeyler helâl türden olmalıdır.
- Düğünde haram olmayan şarkı ve türküler def, davul, ney ve benzeri aletler eşliğinde söylenebilir, münasip oyunlar oynanabilir, çeşitli gösteriler yapılabilir.
- Kaside ve ilâhilerle de düğün töreni yapılabilir.
- Düğünde içki gibi haram içecekler bulunmamalıdır.
- Gelin ve damat düğüne has kıyafetler giyebilir. Özellikle gelinin halkın içinde giydiği gelinlik veya başka bir elbise, bütün vücudunu örtmelidir. Kıyafette renk tercihi adaya kalmıştır. Gelinlik olarak özel ve yöresel kıyafetler de tercih edilebilir. Yani evlenen kızın beyaz gelinlik giymesi şart değildir.
Haram Olan Düğün
Dinimizin koyduğu helal ve haram ölçüsüne bakmaksızın yapılan ve içinde açıkça haramların işlendiği düğün merasimleri haram olan düğün çeşidine girer. Bir düğünde içki içiliyor, birbirine yabancı kadın-erkek karışık vaziyette eğleniyor, şehvete hitap eden, fuhşu tahrik eden sözler söylenip çalınıyorsa, böyle düğünler haram olur. Böyle bir düğünden, önce düğün sahibi sorulumdur. Hiçbir Müslümanın dostlarını böyle bir ortama mecbur etme, onları zora sokma, günaha şahit ve ortak yapma hakkı yoktur.
Düğün Edebi
Harama bulaşmadan düğün yapamayacak olan kimsenin, böyle bir düğün merasiminden vazgeçmesi gerekir. Çünkü evlenmek için topluluğun katıldığı düğün töreni şart değildir. Eğlence ve merasim yapmadan da evlenme olabilir. Harama düşmektense, sade bir törenle ve ikramla yetinmek daha hayırlıdır. Aslında evlenmekte asıl iş, evlendiğini dostlara ilân etmektir. Dostlara düşen de yeni evlenen bu çifti tebrik etmek, onları hayır duaları ve maddî katkılarıyla desteklemektir.
Düğün için davetlilere ziyafet vermek, yemek yedirmek sünnettir. Bu da düğün sahibinin malî imkânına uygun olmalıdır. Fuzulî masraflara dalıp, lüks ve israfa kaçmak câiz değildir. Düğün yemeğinin en hayırlısı bir ile üç gün arasında olanıdır. Üç günden sonraki ziyafetler gösterişe girer.
İmkân sahibi davetlilerin, düğün sahibine para, yemek, emek, mal ve eşya bakımından yardım ve bağışta bulunması güzeldir, lâzımdır. Düğüne, zengin-fakir ayırmaksızın çevre halkını, komşu ve yakınları davet etmeli, hepsine yemek -veya benzeri şeylervermelidir. Yalnız zenginleri davet edip fakirleri ihmal etmek câiz değildir. Peygamber Efendimiz bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Zenginlerin çağrılıp, fakirlerin terkedildiği düğün-davet yemeği, ne kötü yemektir!” (Buhârî, Nikâh, 72 (nr. 5177)
Sünnete uygun ziyafet ve düğüne davet edilen kimsenin, bu davete icabet etmesi de sünnettir. Bazı âlimler bunun vâcip olduğunu söylemişlerdir. Böyle olunca, bir mazeret yoksa mümin kardeşinin düğün davetine katılmalıdır. Düğün sahibine, “Allah hayırlı ve bereketli eylesin” diye dua ve tebrikte bulunmak da sünnet ve sevaptır. Fakat haramla karışık bir davetse ve kendisi buna mani olamayacaksa, haram işlenen yere gitmemesi gerekir. Giden kimse işlenen bir günahtan halkı vazgeçirebilecek örnek bir kimseyse, gidip o günahı önlemeye çalışmalı, önleyemezse oradan uzaklaşmalıdır.
Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse, üzerinde içki dolaştırılan sofraya oturmasın.” (Tirmizî, Edeb, 43)
Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Sizden biriniz bir fenalık görünce onu eliyle değiştirsin; eğer gücü yetmezse diliyle değiştirsin (önlesin); buna da gücü yetmezse kalbiyle reddetsin ve onu hoş görmesin...” (Müslim, İmân, 78)
Düğünün perşembe veya pazar günleri yapılması ve o günlerin gecesinde, yani cuma veya pazartesi gecesi zifafa girilmesi, yerleşmiş güzel âdetlerdendir. Ancak daha önce geçtiği gibi bunun cuma günü yapılması müstehaptır.
MUHAMMED SELAM İBRAGİMOV