Ana sayfa

Ev mahremiyeti ve i̇stîzan

Ev mahremiyeti ve i̇stîzan

İstîzan, izin istemek demektir. Evlere girebilmek için izin isteme anlamında kullanılmaktadır. İnsanın şuurlu varlığının sıfır noktasından dış âleme doğru bir mahremiyet söz konusudur.

Kapının tanımını bir de biz yapalım: Kapı, eve selâmla girebilmek için hoşça kabulün beklendiği eşiktir. “Bir kapıya gittiğinizde, üç sefer kapıyı çalın, yüzünüz kapıya dönük olmasın, kapının sağına veya soluna çekilin” diye nasihat ederdi büyüklerimiz. O zamanlar anlayamazdık ne demek istediklerini ama dedikleri gibi yapmaya çalışırdık. Bu nasihatin bir ayete dayandığını o çocukluk halimizle nereden bilebilirdik. Kapı çalmakla ilgili ayet olur mu diye düşünebilirsiniz. Ev mahremiyeti veya ev dokunulmazlığı diye bir şey var. İşte ev mahremiyetine saygının ilk adımı kapıya varınca durmak ve kapıyı çalmaktır.

Hz. Peygamber zamanında evler genellikle tek katlı, nadiren iki katlıydı. Kerpiç duvarlar, toprak tavanlar, hurma dallarıyla örtülü çatılar… Bir de evlere girilen bir yer var; genellikle üzerinde bir perdenin asılı olduğu bir yer. Kapı diyoruz ya işte o… Bugün bildiğimiz ahşaptan veya demirden, çelikten kapılar nerede? Evin kapısı bir perdeden veya içeriyi göstermeyecek bir paravandan ibaret; çoğu zaman bunlar da yok…

Medine’ye hicretin ilk yıllarında insanlar birbirlerine gittiklerinde izin istemeden evin içine kadar girdikleri oluyordu. Bu durum başta Peygamber Efendimiz olmak üzere birçok sahâbîyi rahatsız ediyordu. Yüce Mevlâ ev mahremiyetine saygı gösterilmesi gerektiğini şu âyet-i kerime ile Resûl-i Ekrem Efendimiz’e bildirdi:

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere gireceğinizde, orada yaşayanların gönül hoşluğunu bulacak şekilde izin almadıkça ve onlara selâm vermedikçe içeriye girmeyiniz. Bu sizin için daha hayırlıdır. Olur ki düşünür de hikmetini anlarsınız. Evlerde kimseyi bulamazsanız, size izin verilmedikçe içeriye girmeyiniz. Eğer size ‘geri dönün’ denilirse, geri dönünüz; bu sizin için daha temizdir. Allah, yapmakta olduğunuz bütün işleri bilendir” (Nûr 24/27-28).

Ev mahremiyeti demek ki oldukça önemli! Namaz gibi, zekât gibi birçok farz ibadetin ayrıntılarına Kur’ân-ı Kerîm’de yer verilmemişken eve nasıl girileceğine, hatta diğer bir âyette ev içerisinde odalara girmek için hangi vakitlerde çocukların müsaade istemesi gerektiğine yer verilmesi dikkat çekici değil mi? Namaz kılma ve zekât verme emri âyetlerde yer almaktadır. Ama kaç rek‘at kılınacağı, ne kadar zekât verileceği gibi ayrıntılar sünnette açıklanmıştır. Ev mahremiyetiyle ilgili ayrıntılar ise âyetlerle bildirilmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in hayatında ve sahâbe-i kirâmın uygulamasında en güzel örnekleriyle bize kadar ulaşmıştır.

Ev Mahremiyetiyle İlgili Bazı Edepler

“Resûlullah birilerinin kapısına geldiğinde yüzüyle kapıya dönmezdi; sağ veya sol omuzunu çevirirdi. Sonra da “esselâmü aleyküm, esselâmü aleyküm” derdi. Böyle yapışı o sıralar kapılarda örtü olmayışındandı.” (Ebû Davud, Edeb, 138). “İzin istemek, görme sebebiyledir.” (Ebû Davud, Edeb, 136).

Bundan dolayı evin kapısına gidildiğinde içerisini görecek şekilde durmamak gerekir. Bir bedevî, Resûlullah’ın kapısına geldi. Gözlerini kapının kırıklarına yapıştırdı. Resûl-i Ekrem adamı fark etti. Gözünü patlatmak üzere elindeki çubukla üzerine yürüdü. Adam hemen oradan kayboldu. Hz. Peygamber , “Eğer yerinde kalsaydın gözünü oyduydum” buyurdu (Nesâî, Kasâme, 44).

Resûlullah , evin içine bakarken yakalamış olduğu bir adamı, “Ben sağ olduğum müddetçe Medine’de oturmayacaksın” diyerek Tâif’e sürdüğü rivayet edilmiştir. Kapıyı çalana, “Kim o?” dendiği zaman, “ben” veya “benim” gibi belirsiz ifadeler yerine kendisini tanıtacak şekilde cevap verilmelidir. Mahremiyetin korunması hususunda ev halkının da kapı, perde, tül gibi vasıtaları kullanmakla gerekli tedbiri alması zorunludur.

Evin camına, balkonuna bakmak nasıl edep dışıysa, camı, kapıyı, balkonu başkalarının bakışına arz etmek de o derecede edep dışıdır. Ev mahremiyeti ve ilgili hükümler, kaynak eserlerimizde istîzan yani izin isteme başlığı altında geniş bir şekilde ele alınmıştır. Ahsen-i takvîm (en güzel kıvamdaki insan) modelini, insanlığın önüne bir hedef olarak koyan dinimiz, mahremiyet duygusunun fıtrî olduğunu özellikle belirtmiş, evlerimizi, münasebetlerimizi, komşuluklarımızı kısaca sosyal hayatımızı mahremiyete saygı çerçevesinde oluşturmamızı istemiştir.

TALHA KAZIM BAHTIYAROĞULLARI