Ana sayfa

ZÂTÜNNİTÂKEYN HZ. ESMA

ZÂTÜNNİTÂKEYN HZ. ESMA

ZÂTÜNNİTÂKEYN HZ. ESMA

Hz. Esma Ebû Bekir-i Sıddık’ın kızı, Hz. Âişe annemizin kardeşi, büyük âlim sahabi Abdullah b. Zübeyr’in annesidir. Lakabı iki kuşak sahibi; “zâtünnitâkeyn”dir. Bu lakap Fahri Âlem Efendimiz’in Esmâ’ya ﷺ hicret esnasında yaptığı bir duadan dolayı verilmiştir. Esmâ annemiz babası vesilesiyle ilk müslümandan olma saadetine ulaşmıştır. Dolayısı ile en fazla çile çekenlerdendir. Hicretten önce, Zübeyr b. Avvâm ile evlenmiş böylece Peygamber Efendimiz’in ﷺ halası Safiye annemize gelin olmuştur. Hz. Zübeyir ise aşere-i mübeşşereden, cennetle müjdelenmiş olan on büyük sahabedendir. Zübeyr ile yaptığı evliliğinden Hz. Esma'nın beş erkek ve üç kız evladı olmuştur. Abdullah ilk erkek, Hatice ilk kız çocuklarının ismidir.

Hz. Esmâ hicret günlerindeki hamiyeti ve fedakârlıklarıyla bilinen bir sahabi hanımdır. Zorlu Mekke döneminin sonunda hicret izninin çıkmasıyla birlikte sahabeler teker teker hicret etmeye başlamıştı. Babası Allah Resûlü’nden izin alarak hicret izni istediyse de Peygamberimiz ﷺ izin vermemişti. Bir gün baba evine, herkesin kaylûle ismi verilen öğle uykusunda olduğu sırada Resûl-i Ekrem ﷺ gelmişti. Bu âdetten değildi. Bu vakit istirahat vaktiydi ve şehir dinlenmeye geçmişti. Heyecanla evde bulunan Hz. Ebû Bekir, Hz Âişe ve Hz. Esmâ kapıya geldiler. Allah Resûlü ﷺ özel konuşmak istedi ancak Hz. Ebû Bekir, kerimelerinin sır tutabilecek kimseler olduğunu söyledi. Bunun üzerine Fahri Âlem Efendimiz onları da bu sırra ortak etti. Hz Peygamber’in bu davranışı Hz. Âişe ve Esmâ annelerimizin daha Mekke döneminde ulaştıkları faziletini göstermesi açısından oldukça önemli kabul edilmiştir.

Peygamber Efendimiz orada, kendisine hicret izni çıktığını ve Hz. Ebû Bekir’i yol arkadaşı seçtiğini, gece hicret edeceklerini haber vermişti. Hz. Ebû Bekir ve evlatları bu habere çok sevindiler. Hz. Peygamber ﷺ Hz. Ebû Bekir ile birlikte hicret yolculuğunun detaylarını konuştular. Hane halkına bazı görevler verdiler. Âişe ve Esmâ yol azığı hazırlayacaktı. Hava kararınca hicret başlayacak ve müşrikleri şaşırtmak için Medine'nin ters istikametindeki Sevr mağarasına geçilecekti. Hz. Ebû Bekir’in küçük oğlu Abdullah şehirde konuşulanlar hakkında mağaraya bilgi getirecekti.

Hicret başlamış Sevr’e geçilmişti. Mağarada son gündü. Artık Mekke'den Medine'ye uzun yola çıkılacaktı. Yolculuk için hazırlanılan azık ve suyun Sevr mağarasına taşınması gerekiyordu. Esmâ kardeşi Abdullah bu yükü kaldıramayacağından kendisi taşımayı üstlendi. Yolda torba ve mataranın ağzını bağlama ihtiyacı oluştu. Fakat etradında bir ip ya da bağlayacabileceği tarzda bir ot yoktu. O dönem, genç kızların çok önem verdiği belindeki kuşağını yırttı ve her ikisini de bağladı. Mağaraya güçlükle ulaştı. Allah Resûlü Esmâ annemizin yaptığı fedakârlığı hemen anladı. Ona “Ey Esmâ Allah bu kuşağının karşılığında cennette sana iki kuşak versin”( İbn Hacer, el-İsâbe, s. 473–474.) diye dua etti. Esmâ Peygamber Efendimizin ﷺ ilgi ve duasına çok sevinmişti. Onun bu duasından sonra Hz. Esmâ müminler arasında “zâtünnitâkeyn-iki kuşak sahibi” lakabıyla anıldı.

Müşrikler onları bulmaya çalışıyor ayrıca şehirde Resûl-i Ekrem’in ve Hz Ebû Bekir’in yakınlarını sorguluyorlardı. Ebû Cehil bir grup müşrikle Hz. Esmâ’yı sorgulamış, babasının yerini öğrenmeye çalışmıştı. Tüm baskı ve ısrarlara rağmen Esma babasının ve Allah resulünün ﷺ yerini söylememişti. Âdeta babasının “sır saklar” sözünü kısa bir sürede ispat etmişti. Hz. Esmâ’nın cesur ve emin tavrı Ebû Cehil’in öfkesini giderek arttırmış ve ona şiddetli bir şekilde vurmasına neden olmuştur. Hz. Esmâ o günü anlatırken tokatın şiddetinden küpesinin düştüğünü anlatmıştır.

Ebû Bekir-i Sıddık’ın Kızı Olmak

Müşrikler Peygamber Efendimiz’i yakalamaktan umut kesince aramalarına son verdiler. Bunun ardından küçük bir grupla Hz. Esmâ da hicret için yola çıktı. Mekke’den Medine’ye yolculuk çöl ve dağlık arazilerle kaplı olduğu için şüphesiz her muhacir için zordu. Ancak Esmâ annemiz için bu yolculuk çok daha çetindi. Zira o sıra karnındaki yavrusunun doğum zamanı yaklaşmaktaydı. Hz. Esmâ Allah Resûlü’nün ﷺ durmadığı ortamda daha fazla durmayı istemiyordu. Büyük bir hamiyetle o da Mekke’den Medine’ye doğru yollara düştü. Bugünün şartlarında 450 km. olan, uzun ve çileli yolu Allah’ın ﷻ yardımıyla aştı. Ebû Bekir-i Sıddık’ın kızı olmak böyle bir şeydi.

Medine’ye ulaştığında sancısı başlamıştı. Böylece muhacirlerin ilk çocuğu burada dünyaya geldi. Kendini toparlayıp çocuğu Hz. Peygamber’e ﷺ götürdü. Allah’ın habibi ve sahabiler Medine’de doğan muhacirlerin ilk bebeğini sevinçle karşıladı. Ayrıca o sıra yahudilerin muhacirlerin çocuklarının olmaması için büyü yaptıklarına dair bir haber yayılmıştı. Bu doğum yalan haberi de tekzip ediyordu. Sahabiler sevinçten tekbirler getirdiler. Fahri Âlem Efendimiz ﷺ bu fedakâr hanımın çocuğunu sevdi. Hurma istedi. Getirilen hurmayı ağzıyla yumuşatıp ağzına sundu. Çocuğun ilk gıdası Peygamberimiz’in lokmasından olmuştu. İsmini Abdullah koydu. Hayır dua etti. Bu bebek daha sonraki yıllarda İslâm tarihinde Abdullah b. Zübeyr ismiyle bilinen, âlim ve fazıl meşhur sahabi olacaktı.

İslâm’ın öncü mücahitlerinden biri olan ve dünyalığa değer vermeyen, elinde olanı dağıtan Zübeyr’in evinde zühd hayatı yaşanıyordu. Ailece Allah Resûlü’ne ﷺ adanan bu aile için bazan imtihan ağırlaşabiliyordu. Bir defasında yahudi komşusu koyun kesmiş ve et pişiriyordu. Hz. Esmâ dirayetiyle bu tür problemleri aşardı. Ancak bu sefer farklıydı. Sonradan ismi Hatice olacak yavrusuna hamile idi. Pişen et kokuyor ve canı çekiyordu. Dayanamayarak, şu an aklına gelmiyordur ama kendisini görünce aklına gelir ümidiyle bir vesile ile evine gitti. Ateş yakacağını söyleyip ateş istedi. Yakınlaşınca yemeği görüp, kokusunu yakından aldı. Artık ondan bir lokmada olsa yemesi büyük bir ihtiyaç haline gelmişti. Yahudi kadın düşünememiş ve yalnızca ateş verip göndermişti. Üzülen Esmâ ateşi söndürerek bir kaç kez daha gitti. Yahudi her seferinde anlamıyor ve ateş verip gönderiyordu. Yahudiden ümidi kesmişti.

Esmâ çaresizlikten oturup ağlamıştı. Allah’a halini arzetmişti. Kuluna şah damarından daha yakın olan Allah Teâlâ bu vefakâr hanıma merhamet etti. Yahudi kadının kocası gelmiş ve etten komşusuna da göndermesi istemişti. Yahudi kadın bir kepçe yemeği Hz. Esmâ’ya göndermişti. Kapıda yemeği gören Esmâ büyük sevinç yaşamıştır. Annemiz bu olay karşısında yaşadığını sevincin hayattaki en büyük sevinçlerinden biri olduğunu anlatmıştır.

Hz. Esmâ uzun ömürlü bir sahabi hanımdı. Babasının hatta oğlu Abdullah’ın halifelik yıllarını görmüştür. Abdullah b. Zübeyr Haccac’a karşı Mekke’yi müdafa ederken zayıf düşmüş ve annesinden nasihat istemiştir. O nasihat asırlarca unutulmamış bir metanet ve hamiyet destanı olmuştur. Oğlu Abdullah Haccâc-ı Zâlim’le yaptığı savaşta yenilmiş ve Haccâc tarafından asılarak şehid edilmiştir. Büyük bir metanetle Haccâc’a giden Esmâ “Bu hatip minberden ne zaman inecek” diyerek oğlunun asıldığı yerden indirilmesini istemiştir. Oğlunu defnettirmiştir. Haccâc’a “Sen onun dünyasını o da senin ahiretini kararttı” diyecek kadar cesur olan Hz. Esmâ defnin ardından kısa bir süre sonra vefat etmiştir.

Saliha Bir Hanım Güzel Bir Komşudur

Hz. Esmâ Hz. Ebû Bekir-i Sıddık’ın hanesinde yetişen tevazu sahibi, takvalı, hizmet ehli ve mert bir hanımdı. Özellikle hicret esnasında gösterdiği fedakârlıklar ve kendi hicreti bir hanımın en zor şartlar altında dahi Allah Resûlü’nün ﷺ pak izinden yürüyebilceğinin, en zorlu ortamlarda dahi İslâm’a hizmet edebileceğinin en güzel örneklerinden biri olmuştur. Esmâ validemizin saadetli hayatındaki bir olaya özellikle dikkat çekmek isterim. Yukarıda naklettiğimiz üzere annemiz hamile olduğu bir zamanda komşudan gelen et kokularını duymuş ve canı çekmişti. İşte yukarıda arz edilen mezkur olay bizi komşuluk hususunda ikaz ediyor.

“Cebrâil bana, daima komşu hakkını tavsiye ederdi. Öyle ki ben, komşuları birbirine mirasçı kılacak zannetmiştim!” (Buhârî, Edeb, 28.) buyuran bir peygamberin ümmetiyiz. Komşuluk hukukunun zayıfladığı günümüzde Esmâ annemizin yaşadığı zorluğun yaşanabileceğini unutmamamız gerekiyor. Evinde pişirdiği bir tas çorbadan dahi konu komşuya ikram etmeyi alışkanlık edinmiş ecdadımızın ne kadar isabet ettiklerini daha iyi anlıyoruz. Zira bir diğer hadis-i şerifte de şöyle buyruluyor: “Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy. Sonra da komşularını gözden geçir ve gerekli gördüklerine güzel bir şekilde ikram et!” (Müslim, Birr, 143.)

İmkânların çoğaldığı, sosyal şartların iyileştiği bir zamanda olduğumuzu da yadsıyamayız. Ancak hadis-i şerifte geçen “gerekli gördüklerin” ifadesini dikkatimizden hiç kaçırmamalıyız. Her zaman olmasa dahi bazan bir çorbanın, bazan bir bardak çayın, bazan sevincin bazan da derdin paylaşılmasına ihtiyaç duyulduğu anlar vardır. Müminler bu tür durumları gözetebilecek feraset ve anlayışta olabilmelidirler. Kalbimizde taşıdığımız iman, komşuluk hukukunu hep canlı tutmamızı gerektiriyor. Esmâ validemizin konumuna hiçbir komşumuzu düşürmeme, maddi ve manevi komşu hak ve hukukuna riayet etme duasıyla.

Muhammed Selam Ibragimov