Ana sayfa

Ölümü çocuklara nasil Anlatiriz?

Ölümü çocuklara nasil Anlatiriz?

Ölümü çocuklara nasil Anlatiriz?

İnsanoğluna niçin yaşadığını hatırlatan, onu gündelik sıkıntı ve koşturmalarda kaybolmaktan alıkoyan ölüm, sıklıkla üzerine düşünülmesi gereken bir hakikattir. Zira Allah ;

“Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl i İmrân, 3/185) buyurarak dünyaya gelmiş her canlının muhakkak bir gün öleceğini bildiriyor.

Rasullullah “Ağızların tadını kaçıran ölümü sıkça hatırlayın” (Tirmizî, Zühd. 4; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/292) tavsiyesiyle ölüm gerçeğini unutmamamız gerektiğini hatırlatıyor.

Sıkça hatırlamamız gereken ölüm, çocuklara anlatırken hayli zorluk çektiğimiz ve tarif etmeye çalışırken çoğu zaman da hata yaptığımız kavramların başında gelir. Bu nedenle anne babalar çocuklara ölümden bahsetmekten genelde kaçınır, onların sorularını geçiştirirler. Hâlbuki ölüm, hayatın vazgeçilmez dönüm noktalarından biridir ve bu kavramı bilhassa yakınını kaybeden çocuklara açıklamak, ebeveynin en önemli görevlerindendir.

Esasında çocuklar ölüm olgusunu iki yaşından itibaren tanımaya başlarlar. Kulaklarına konuya dair sohbet veya haberler çalınabilir, çeşitli resimler görüp besledikleri veya sokaktaki hayvanların öldüğünü görebilirler.

Özellikle geçirdiğimiz bu pandemi döneminde sıklıkla ölüm haberlerine, virüs dolayısıyla her gün kaç kişinin öldüğü haberlerine şahit olabilirler. Ancak mevcut bilgileri eksik ya da yanlış olabileceğinden, ölümü çocukların gelişim dönemlerine uygun biçimde anlatmak büyük önem taşır.

Her Yaş Grubunun Ölüm Algısı Farklıdır

Çocukların beş yaşına kadar henüz soyut düşünme becerisi gelişmediğinden, ölümün geçici bir şey olduğunu, ölen kişilerin geri dönebileceğini düşünürler.

Bir tanıdığının ölüm haberi onunla paylaşıldığı halde defalarca başa dönüp “Ne zaman dönecek?” diye sormalarının nedeni de budur. Bu yaş grubuna ölen kişinin geri gelmeyeceğini sorusunu her yinelediğinde sabırla, aynı basit cümlelerle, somutlaştırarak anlatmak gerekir.

Çocuklar beş yaşından sonra, ölümü daha iyi anlamaya başlarlar. Yaşlılık, hastalık, kazalar, doğal afetler ve ölüm arasında bağ kurarlar. Bilhassa sekiz yaşından itibaren kendi ebeveynlerinin de ölebileceği ve onları yalnız bırakabileceği ihtimalini fark edip korku duyarlar. “Anneme veya babama bir şey olursa beni onlar gibi kim sevecek, bana kim bakacak?” düşüncesiyle endişeye düşerler.

On iki yaşından itibaren çocuklarda değerlendirme ve algı yetisi gelişmeye başlar, on sekiz yaşına kadar süren bu dönemde soyut düşünme yeteneği artar. Hayat ve ölüm kavramları üzerine kafa yoran çocuk, bir gün herkesin ölebileceğini anlar ve kabullenir.

Yakınlarını kaybetmekten korksa da duygularını ifade eder, bu hususta erken yaştakilere göre daha başarılıdır. Yine de özellikle ergenlik döneminde ki çocukların, sevdiği birinin ölümüne dair bunalım ve gelgitlerinin şiddetli geçmesi muhtemeldir.

Gerçek bir kayıp söz konusu olsun ya da olmasın, ergenlik dönemindeki çocuklara ölüm ve sonrası, ayet ve hadisler ışığında hem akla hem de kalbe hitap eden, sahih kaynaklara dayanan, net açıklamalarla anlatılmalıdır. Bununla beraber her türlü korku ve üzüntüyle başa çıkmanın en iyi yolu, hangi yaşta olursa olsun çocuğa sevgi ve şefkatle yaklaşmak, hislerini paylaşmasını sağlamak ve ondan desteği esirgememektir.

Ölümü Yanlış İfadelerle Anlatmak Çocuğu Faklı Düşüncelere Sevkeder

Bazı yetişkinlerin dahi anlamak ve başa çıkmakta zorlandığı ölüm gerçeği, eğer çocuklara doğru bir şekilde, düzgün ifadelerle aktarılmazsa onların dünyasında pek çok olumsuz etkiye neden olabilir.

Vefat eden kişiyle ilgili net ifadeler yerine “Derin bir uykuya daldı. Uzun bir yolculuğa çıktı.” gibi geri dönme beklentisi uyandıran cümleler kurulduğunda, özellikle okul öncesi dönemindeki çocuk bu ifadeyi somut algılayacağından, ölümle ilgili yanlış düşüncelere kapılabilir.

Öleceğini sanarak uyumaktan korkan, uyanık kalmak için direten, her yolculuğa çıkanın öleceğini zanneden veya annesinin yanına gidebilmek için yüksek bir binaya çıkması gerektiğini söyleyen, bulutlara ulaşmaya çalışan çocuk bu tarz yanlış ifadeler ve yönlendirmeler sebebiyle böyle davranır.

Kimi anne babalar ise çocuğa dürüst olmak adına, onun yaşına uygun olmayan, duymaması gereken bilgiler aktarır ve böylece doğrusunu yaptıklarını düşünürler.

Hâlbuki çocuğun anlayamayacağı her cümle, neyi ifade ettiğini bilmediği her söz kafasını karıştıracaktır. Örneğin dört yaşındaki bir çocuğa cehennemden, mezardan, kabir azabından bahsetmek onun ruhunu hırpalamaktan başka işe yaramaz.

Çeşitli travmalara neden olabilecek bu tutum yüzünden çocuk, ölümün acımasızca bir ceza olduğunu düşünmeye başlar. Böylece insanlara karşı esirgeyici ve bağışlayıcı olan, hayat ve ölümü yaratan Allah’a duyduğu inanç ve güven zedelenebilir.

Ölüm Ve Cennet Çocuklara Doğru Bir Şekilde Anlatılmalı

Ölümü anlatmanın en iyi yolu, Mevlana Celaleddin Rûmî’nin anne karnındaki bebeğin haline benzettiği ölüm tasvirinden hareketle, çocuklara dünyaya geldiğimiz andan bahsetmektir. İkisi arasındaki benzerlik son derece ikna edici ve hayrete düşürücü olduğundan, ölüm ve sonrası daha anlaşılır hale gelebilir.

Ölümü anlatmanın en iyi yolu, Mevlana Celaleddin Rûmî’nin anne karnındaki bebeğin haline benzettiği ölüm tasvirinden hareketle, çocuklara dünyaya geldiğimiz andan bahsetmektir. İkisi arasındaki benzerlik son derece ikna edici ve hayrete düşürücü olduğundan, ölüm ve sonrası daha anlaşılır hale gelebilir.

İşte biz de tıpkı anne karnındaki bebekler gibiyiz. Bu dünyada yaşıyoruz ve halimizden memnunuz. Ancak bir gün her canlı gibi öleceğiz, zamanı gelince de Yüce Allah bizi yeniden diriltecek ve ahiret hayatımız başlayacak.”

Çocuklara ölüm ve sonrasını anlatırken dikkat edilmesi gereken önemli bir husus ta şudur: Cenneti ve ölümden sonraki hayatı abartılı bir şekilde övmek, çocukların biran önce öleyim de cennete gideyim fikriyatına kapılmasına sebep olabilir. O güzelliklere ve vefat etmiş yakınlarına kavuşmak için çabucak ölmek gerektiğini düşünebilirler.

Bu nedenle seçtiğimiz kelimelere dikkat etmemiz gerekir. Ayrıca ömrün ne kadar büyük bir nimet olduğu, Allah Teâlâ’nın bize verdiği hayatın en güzel şekilde, şükrederek yaşanması gerektiği de açıklanmalıdır.

Çocukların Soruları Farklı Anlamlar Taşır

Daha çok 5-10 yaşları arasındaki çocuklardan gelen ölüme dair soruları doğru analiz etmek; çocuğun hangi hislerle soru sorduğunu, aslında neyi merak ettiğini, ne söylemek istediğini anlamaya çalışmak önemlidir.

Örneğin, “Dedem ben okula başlarken yanımda olmayacak mı?” diye soran çocuk, aslında rahmetli dedesine duyduğu özlemi dile getiriyor olabilir. “Hayır, olmayacak” diyerek kestirip atmak yerine söze devam edip “Deden geri gelemez, çünkü öldü ama onunla geçirdiğimiz güzel zamanları hatırlayabilir, fotoğraflara bakabiliriz.

Onun için dua edebilir, Kur’an ı Kerim okur, sadaka verebiliriz” dersek çocuk kendini daha mutlu ve huzurlu hissedecektir. Ayrıca “Eğer dedeni bir kez daha görebilseydin ona ne söylemek isterdin?” diye sorarak çocuğun hislerini anlatıp ferahlamasını sağlayabiliriz.

Sık yöneltilen, “Büyüdüğüm zaman ben de mi öleceğim? Sen de bir gün ölecek misin?” sorularının ise genelde çocuktaki ölüm korkusuna işaret ettiği görülür.

“Bu da nereden çıktı şimdi, yok öyle bir şey” gibi doğru olmayan cevaplar vermek yerine çocuğu rahatlatacak hatta neşesini geri getirecek açıklamalar yapabiliriz. Örneğin, “Hepimiz bir gün öleceğiz. Bunun ne zaman olduğunu bilemeyiz ama ben çok uzun yaşayan insanlar tanıyorum, mesela Münevver ninen tam doksan yedi yaşında ve o da bir zamanlar minnacık bir çocukmuş. Bakalım sen de onun gibi yaşlanınca nasıl bir nine olacaksın?” diyerek hem soruyu cevaplayabilir hem de tatlılıkla çocuğun endişesini giderebiliriz.

KAZIM TALHA BAHTIYAROĞULLARI