Ana sayfa

Annne ve babalarimiz

Annne ve babalarimiz

Bulunduğumuz yaşa gelmeden önce küçücüktük. Dünyadaki hiçbir şeyi bilmiyor, bulunduğumuz yerden hareket dahi edemiyorduk. Anne ve babamızın yardımına, onların ilim ve irfan nuruna muhtaçtık değil mi?


Öyleyse onların faydalı nasihatlerini her zaman dinlememiz ve gösterdikleri yoldan gitmemiz gerekir. Zira o sözler birçok tecrübelerle elde edilmiş bizim için birer hikmet dolu öngörülerdir. Çünkü onların dünyadaki tüm hırsı ve tamahı biz evlatlarının saadetidir. Şu dünyada başka kim bizim için bu kadar saadet ve huzuru düşünebilir ki? Anne ve babanın yerini kim doldurabilir ki?


Zamanı geldiğinde, yetişkin birer birey olduğumuzda anne ve babamızın idaresinden çıkar, ev bark sahibi olup çoluk çoğa karıştığımızda anne ve babalarımıza yine ilk günkü gibi saygı, hürmet ve itaatten geri durmamamız gerekir. Her daim onların görgülerinden istifade etmek için çaba sarf etmeye devam etmeliyiz.


Oysa annelerimiz bizi bir iki gün kucağına almasaydı, zayıf vücudumuzla beşikte yattığımız zamanlarda bizi terk etseydi, hareket edecek güce sahip olmadığımız zamanlarda yardımımıza koşmasaydı ne olurdu? Düşünüp o zamanları hatırlayabildiniz mi? Bize konuşmayı öğreten, yürümeyi gösteren annelerimiz değil miydi? Hiç düşündünüz mü acaba tüm bunları yaparken aylar ve yıllar boyunca ne türlü zahmetlere katlandı?


Bizi her türlü fenalıklardan, düşüp yuvarlanmaktan, bir kazaya uğramaktan muhafaza etmek için acaba hangi zahmetlere, eziyetlere katlandı? Tüm gücüyle, cansiperane bir şekilde bize hizmet etmiş, bu yolda yorulup ihtiyarlayarak solmuş, en iyi günlerini bizim yolumuzda feda etmiş ki bu gün sağlıklı birer yetişkin olarak buradayız ve bu yazıyı okuyabiliyoruz.


Bizi beslemek, giydirip kuşatmak, soğuk ve sıcaktan muhafaza etmek kaygı ve endişesiyle çalışıp çırpınma yolunda gücünü, kuvvetini, gençliğini kaybetmiş olan ve karşımızda bu uğurda kocamış, beli bükülüp ihtiyarlamış olarak görünen babalarımız yıllar boyu bizler için nasıl fedakârlıklar ettiler?


Oysa onlar tüm bu eza, cefa ve fedakârlıklarla yorulup bazen yıldıkları an, bir memnuniyet ve teşekkür ifadesi olarak karşılarına geçip sadece onlara karşı gülümsüyorduk biz. Onlar bu memnuniyet tebessümünü gördükçe hep yine, yeniden güce, kuvvete bürünüp bizim için çabalıyorlardı.


İşte bizler de bugün yine, onlara hürmet ve riayette borçlu olduğumuzu bilerek teşekkürü emirlerine itaatle icra etmeliyiz. Nitekim anne ve baba hakkı çok büyüktür.  İslam, onlara karşı “öf” demeyi dahi yasaklamıştır. Bilmeliyiz ki her iki dünya saadeti de ebeveyne hürmet ve itaat ile olur. İnsan, ayaklarının altında cennet olan annelerin rızasını almaya çaba sarf ettikçe dünyada huzur, ahirette ise büyük mükâfatlar elde eder.


Hak Teâlâ, daha bizler doğar doğmaz annelerimize karşı kalbimize büyük muhabbet bırakır. Bu muhabbet birer yetişkin olduğumuzda onlara itaat ve hürmetkâr olabilmemiz için bir başlangıç mesabesindedir. İnsan rahmeti rahmana yaklaştıkça kalpteki o muhabbet artar ve annesine karşı saygılı ve itaatkâr davranır. Ayrıca insan annesinin muhabbet ve rızasını aldıkça da kalbi daima rahmeti rahmana yaklaştıkça yaklaşır, ta ki bir ananın bebeğine şefkatle sarıldığı gibi tüm kalbine sarılıp nuru ile kuşatır.


Büyüklerin küçüklerine şefkat, küçüklerin büyüklerine hürmet ettiği bir aile içinde ömür geçirmek ne büyük saadet değil mi?


Kızlar, annelerine mecbur oldukları itaati evinde ona yardım etmekle yerine getirmeli. Erkekler ise babalarına mallarıyla ve kuvvetleriyle yardımcı olmalıdır. İkisinden biri hastalanırsa hep birlikte hizmetlerini hakkıyla yerine getirmelidirler. Bizim geçmişte geçirdiğimiz birçok hastalık zamanında ebeveynlerimiz de gece uykularını terk etmiyorlar mıydı?


İnsanoğlunun ilk vazifesi gördüğünüz gibi anneye ve babaya itaattir. Bunları sadece okuyup öğrenmekle yetinmemeliyiz. Aynı zamanda yerine getirmek için her şeyden çok çaba sarf etmeliyiz.