SEYYİDE NEFİSE

İsmi Nefise olup Hz. Peygamber’in ﷺ saadetli soyundan geldiği için Seyyide Nefise ismiyle maruftur. Kendi zamanında “Tahire” ve “Kerimetu’d Dareyn” lakablarıyla tanınmıştır. Hz. Hasan Efendimiz’in torunlarındandır. 145 yılında Mekke’de doğmuş kısa bir süre sonra ailesiyle birlikte Medine’ye geçmiştir. Gençlik yıllarını Medine’de yaşayan Seyyide Nefise Hz. Peygamber’in ﷺ manevi huzurunda ve ehli beytin bereketli hanesinde terbiye görmüştür. Kafi derecede ilmi elde ettikten sonra gençlik dönemlerinden itibaren zahidane bir ömür sürmüye başlamıştır.
Evlilik çağı geldiğinde yine ehli beytin büyüklerinden Caferi Sadık’ın oğlu Seyyid İshak ile evlendirilmiştir. Bu evlilikten Kasım ve Ümmü Gülsüm isminde iki evlatları olmuştur. Eşi ve çocuklarıyla birlikte Mısır tarafına yerleşmeyi arzulayan aile, Kahire’de karar kılmıştır.
Kahire’ye Kudüs ziyaretinin ardından gelen seyyidler ailesi, geleceklerinden haberdar olan müslüman Kahire halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Bir süre ailece seçkin bir ailede misafir kalmışlardır. Bu sürede Seyyide Nefise halkın ziyaret ve hizmet etmek, duasını almak için yarıştığı bir kimse olmuştur.
Allah’ın Habibi’nden Bir Tat, Bir İz
Mısır valisi hem seyyidleri hoşnut etmek hem de her geçen gün artan ziyaretlere bir çözüm bulmak için yeterli genişlikte olan bir konağını Seyyide Nefise’ye tahsis etmiştir. Allah resulüne ulaşamamış ancak onun asrına çok yakın bir zamanda yaşamış müslüman Kahireliler daha önce kimsede hissetmedikleri güzellikleri bu ailede hissetmişler ve onlarda Allah resulünden bir tat bulmuşlardır. Şöhreti Mısır’ı aşan ve dışardan da ziyarete gelen insanlarla dolup taşan hane için Mısır valisi belirli ziyaret günleri koymuş, bu saadetli ailenin istirahatini, şahsi işlerini ve şehrin asayişini düşünmüştür.
Seyyide Nefise etrafında oluşan müslüman hanımların kalabalığına rağmen tevazuyla, zühd ve takva üzere yaşamıştır. Ziyaretine gelen ulema ve küberadan olan zatlarla yalnızca perde ardından ve yanında aileden veya hizmet ehlinden kimseler olduğu halde kısa görüşmeler yapmış, şeri şerifin ve sünneti seniyyenin en ince detaylarına kadar muhafazasına dikkat etmiştir. Gece ibadetlerine, nafile namazlara sürekli devam etmiş, hac mevsimlerinde hacca gitmiştir. En hasta hallerinde dahi oruç tutmayı ve nafile ibadetleri terk etmemiştir. Nefsini muhasebe etmek ve ölümü çokça hatırlamak için mezarını kazdırmış, zaman zaman içine girerek ölümü tefekkür etmiştir.
Seyyide Nefise riyazet ve mücahedesiyle müminlerin İslam’ın manevi ve kalbi yönlerine de dikkat etmelerine vesile olmuştur. O manevi terakkisini her şeyin önüne koydukça Allah da onu yükseltmiş onun elinden pek çok manevi olaylar cereyan etmiştir.
Keramet Sahibi
Kendisine getirilen bir felçli Yahudi kızın şifa bulmasına vesile olmuş bu olay müslümanların dışında Yahudileri dahi derinden etkilemiş ve bazılarının müslüman olmasına vesile olmuştur.
Nil nehrinin sularının iyice çekildiği, Mısırlıların sıkıntı çektiği bir yılda halk Seyyide Nefise’ye başvurmuş dua talep etmişlerdir. Onun dua ve tavsiyeleriyle kısa sürede Nil’in çoğaldığı görülmüştür. Bu ve benzeri nice keramet dilden dile, gönülden gönüle dolaşmış günümüze kadar Seyyide Nefise hürmet ve tazimle anılmıştır.
Artan şöhreti nedeniyle ulema da ziyaretine gelmiş hayır dualarını almıştır. Özellikle zamanının ileri gelen alimi İmam Şafii (rah) ziyaretine gelmiş ve kendisinden hadis dinlemiştir.
Hayatı İslam’a ve ceddi Allah resulünün sünnetine adanmış, ibadet ve halka hizmetle geçmiş bu büyük hanım Kahire’de 208 yılında Ramazanı şerif gününde vefat etmiştir. Ölüm döşeğinde dahi orucu bırakmamış olması, tüm ısrarlara rağmen orucunu bozmadan ruhunu teslim etmesi onun Allah’a adanmışlığını gösteren en önemli olaylardan biri olmuştur.
Çok kalabalık bir cemaatle cenaze namazı kılınmış, müminler öz anneleri vefat etmişçesine gözyaşı dökmüştür. İmam Şafii’ye haber verildiğinde hemen konağa gelmiş Seyyide annemiz için dua etmiştir. Kocası Seyyid İshak cenazenin Hz. Peygamber’in ﷺ bulunduğu Medine toprağına, Cennetü’l Baki mezarlığına defnetmeyi düşündüyse de Mısırlıların ısrarlı taleplerini geri çevirememiştir.
Kabri, sağlığında olduğu gibi müminlerin ziyaret ettiği, onun saadetli hayatını düşünerek kendi hayatını muhasebe ettiği, Allahu Teala’dan istedikleri hayırlı işlerde “bu kabirde yatan mübarek Seyyide annemiz hürmetine” diyerek tevessül ettiği bir yer olmuştur. Zaman zaman kabir ziyaretini bilmeyen bazı kişilerden kaynaklı sert eleştirilere maruz kalsa da Seyyide Nefise’nin kabri bin yılı aşkın süredir hürmetle ziyaret edilen ve hala açık olan bir türbe durumundadır.
Ehli Beyti Sevmek
Seyyide Nefise annemizde din, ahlak ve soy güzelliğinin hepsinin bir arada bulunduğunu görüyoruz. Allah resulünün evlatları olan seyyid ve seyyidelerimiz onun taşıdığı güzellikleri taşıyor ve kendi asrında yaşayan insanlara ulaştırıyorlar. Bunun kitaplardan elde edilebilen bir ilim/marifet olmadığı aşikar. Daha çok ilmin ve salih amelin neticesinde oluşan, bununla birlikte Allah’ın engin kereminden hibe ettiği bir hal ve makam olarak izah edilebilir. Zira zamanın en büyüklerinden biri Şafii mezhebinin de imamı olan İmam Şafii idi. Onun Kur’an, tefsir, hadis, usul gibi ilimlerde zirve bir alim olduğu tüm İslam aleminde kabul edilmiştir. İslam tarihi boyunca nice alim ve veli onun mezhebine, tercih ve beyanlarına göre amel etmişlerdir. Bu halde dahi İmam Şafii, Seyyide Nefise’yi perde ardından ziyaret ediyor, dua talep ediyordu. Çünkü onun Allah’a ve Resulullah’a daha yakın olduğunu düşünüyordu. Duaları icabet olunan bir kul olduğuna inanıyordu. Onu ve ailesini dinin kendisine indiği Gönüller Sultanı Peygamber Efendimiz’in ﷺ yadigarı olarak görüyordu.
Bin yıldır türbesinin ziyaret ediliyor olması, başta Kahireliler olmak üzere her diyardan müminlerin ona muhabbet ve hürmet beslemesi, kendi zamanında ve daha sonraları meydana gelen kerametler İmam Şafi ve diğer müminlerin Seyyide annemize olan bağlılığının haklılığını ortaya koyuyor. Fahri Kainat Efendimiz’in saadetli evlatları seyyidlerimiz ve seyyide annelerimiz inşallah kıyamete kadar var olmaya devam edecekler. Peygamber Efendimiz’in ﷺ sadece kanını değil ilmini ve ahlakını da taşıyan bu büyüklerimizden istifade etmemiz, ziyaretlerinde bulunmamız, çocuklarımıza onları ve ehli beyt sevgisini öğretmemiz çetin dünya imtihanımızı daha güzel hale getirecektir inşallah. Allah için gösterdiğimiz bu gayret Hak Teala katında karşılıksız kalmayacaktır. Ehli beyt muhabbetiyle yaşamak, bu vesileyle Efendimiz’in şefaatine nail olmak duasıyla.
Talha Kazım BAHTİYAROĞLU