Ana sayfa

Safer Ayı

Safer Ayı

Hicri yılın ikinci ayı olan safer, boşluk ve boş kalmak  anlamına gelir. Cahiliye döneminde Araplar, haram aylardan olan muharremin ardından, savaş çıkıp evlerini terk ettiklerinden veya saldırdıkları evlerin eşyasını alıp boşalttıkları için bu aya safer dendi.

Araplar, muharrem ayına hürmeten evlerine çekilip savaşı keserlerdi, safer ayının girmesiyle evlerinden çıkar ve savaşa girişirler, savaştıkları kabilelerin her türlü mallarını alarak onları mal ve mülkten yoksun bırakırlardı. Dolayısıyla safer ayı Araplar için adeta diğer ayların acısını çıkardıkları bir aya dönüşürdü. Hatta evlerini terk ederek bomboş bırakarak uğursuz ve kötü işlerin peşine düşen ve eşkıyalık yaparak kötülük üstüne kötülük işleyen belalı kimseler yüzünden “belalı ay” diye anılırdı.

Araplar İslam’dan önce de haram ayları kutsal sayar, bu aylarda savaştan, yağmacılıktan kaçınırlardı. Ayrıca kendi inançlarına göre Kâbe’yi tavaf eder ve hac yaparlardı. Hac ayları olan zilkade ile zilhiccede bir de onu izleyen muharremde savaşmayı kaldırır ve bu ayları hürmetli sayıp kesinlikle kurallara uyulmasını sağlarlardı. Böylece uzak yerlerden hac için gelenler bu üç ayda hem hac ibadetlerini yerine getirirler hem de güven içinde evlerine dönerlerdi.

Ancak birbirileri ile çarpışmaya ve talana alışmış olan Araplara aralıksız üç ay barış içinde yaşamak çok zor geldi. Bu nedenle Hz. İbrahim’den beri devam eden bu tertip, keyfi olarak değiştirildi, takdim ve tehir söz konusu oldu. Muharrem ayındaki haramlık safer ayına aktarıldı, diğer haram aylar ileri geri götürüldü ve muharrem ayı haram ay olmaktan çıkarıldı, haramlığı safer ayına tehir edildi. Böylece art arda gelen üç haram ay ikiye indirilip üçüncüsü bir ay geri atıldı. Kur’an  nesi  denilen bu uygulamayı, “Küfürde artış” olarak bildirdi ve şu ayetle haber verdi,

“(Haram ayları) ertelemek, sadece kâfirlikte ileri gitmektir. Çünkü onunla, kâfir olanlar saptırılır. Allah’ın haram kıldığının sayısını bozmak ve O’nun haram kıldığını helâl kılmak için (haram ayını) bir yıl helâl sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. (Böylece) onların kötü işleri kendilerine güzel gösterilmiştir. Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 9/37)

Daha sonra Hak Teala  ayların hükmünü Kur’an ı Kerimde şöyle haber verdi,

“Doğrusu, ayların sayısı Allah yanında on iki aydır, gökleri, yeri halk ettiği günkü Allah yazısında; bunlardan dördü haram olanlardır, bu işte en pâydâr, en doğru dindir.” (Tevbe 9/36)

Peygamber Efendimizde   haram ayların zilkade, zilhicce, muharrem ve receb ayları olduğunu belirtti. Bu hal hicretin 10. yılına kadar sürdü. Hz. Peygamber  , veda haccında ayların o yıl tam yerini bulduğunu açıklayıp,

 

 

 

 

 

 

 

 

“böyle bir yıl helal, bir yıl da haram sayılan bir safer ayı yoktur”

 

 

Hadisini zikretti ve safer ayının uğursuz sayılmasını kesin bir dille reddederek şöyle buyurdu:

“Eşyada uğursuzluk yoktur. Safer ayında uğursuzluk yoktur. Baykuşun ötmesinde de uğursuzluk yoktur!”

Dolayısıyla safer ayında evlenilmez, yapılan evlilikler devam etmez, safer ayında doğan çocuklar uğursuz olur, başlanılan işler sonuçsuz kalır gibi inanışlar tamamen reddedilmiştir. Batıl ve hurafe olarak kabul edilmiştir.

Hicri takvime göre Safer ayında vuku bulan diğer hadiseler ise şöyledir:

Resulullah’ın İlk Gazvesi

Peygamber Efendimizin   kureyşli müşriklere karşı düzenlediği ilk gazve olan Ebva gazvesi safer ayında vuku bulmuştur. Ayrıca civarda bulunan Veddan köyü münasebetiyle Veddan gazvesi olarak da bilinir.

Peygamber Efendimiz   Medine’ye hicret ettikten sonra müşrikler durmadı. Ashabın mallarına el koydu, sürekli tehdit mektupları gönderdi ve Müslümanlara eziyet vermeye devam etti. Aynı zaman da Medine’deki Yahudilerle de anlaşarak daha fazla Müslümanlar üzerine baskı yapmanın yollarını hep aradılar.

 

 

 

 

 

 

 

Bunun üzerine Hak Teâlâ tarafından şu ayetler indi, “Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. Onlar ki rabbimiz bir Allah’tır demelerinden başka bir sebep, bir hak olmaksızın diyarlarından çıkarıldılar.” (Hac/39-40)

 

“Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmez.” (Bakara/190)

 

Bu ayetlerle yeni bir dönem başlamıştı. Peygamber Efendimiz   savaşmak için tedbirler almaya başladı ve bu yönde ashabı teşvik etti. Buradaki maksat herhangi olası bir saldırıya karşı Medine’yi müdafaa etmekti. Daha sonra Mekkeli müşriklerin faaliyetleri hakkında bilgi toplanmaya başlandı. Suriye ticaret yolu kontrol altına alındı ve Kureyş’li müşriklerin kervanları takip edilmeye başlandı. İşte bu faaliyetlerin bir parçası da Demre kabilesiyle yapılan bir anlaşmayla sonuçlanan Ebva gazvesiydi.

 

Bi’rimaune Faciası

 

Hicretin 4. yılı Safer ayında Amr b. Sa’saa kabilesinin lideri Ebu Berra Amir b. Malik Peygamber   ile görüşüp İslamiyet hakkında bilgi almak için Medine’ye gelmişti. Ebu Berra Müslüman değildi ancak samimi biriydi. Peygambere   hediye etmek üzere beraberinde iki at, iki deve getirmişti. Ancak Peygamber efendimiz   müşriklerin hediyesini kabul etmediğini belirterek hediyesini almamıştı.

 

Hz. Peygamber  onun sözüne itimat ederek beraberinde tamamı Suffe ehlinden olan 70 kişilik bir heyet gönderdi. Amaç Necid bölgesindeki kabilelere İslam’ı anlatmak ve hak yola davet etmekti.

 

Hicretin 4. yılı Safer ayında yola çıkan heyet B’irimaune mevkiine vardıklarında dinlenmek için konakladı. Burada Ebu Berra’nın öldürüldüğüne dair haber yayıldı. Bu sırada irşad için yola çıkan 70 kişilik heyet bu mevkide müşriklerle işbirliği yapan Ebu Berra’nın yeğeni tarafından şehit edilmişti.

 

Beni Mürre Seferi

Medine’ye iki günlük mesafedeki Fedek yakınlarında oturan Beni Mürre kabilesi, ta baştan beri Kureyş müşrikleriyle birlikte hareket etmiş ve Hendek savaşında Ahzab ordusunda yer almıştı. Bu ordunun 400 askeri Beni Mürre kabilesindendi. Ayrıca hicretin 8. yılında Beşir b. Sa’d komutasında olan otuz kişilik sahabeden oluşan birliğin yirmi sekizini de bu kabilenin bireyleri şehit etmişti.

 

 

Peygamber Efendimiz  , islam düşmanı olup sürekli Müslümanlara zarar veren bu kabileye gereken dersin ve cezanın verilmesi için 200 kişilik bir birlik hazırladı. Başına da Zubeyr b. Avvam’ı atadı. Birliğin hareket edeceği sıralarda Galip b. Abdullah el Leysi, Mülevvehoğulları’na karşı gerçekleştirdiği seferi başarıyla tamamlayarak Medine’ye döndü. Bunun üzerine Hz. Resulullah, kumandan tayin ettiği Zübeyir b. Avvam’ın yerine bölgeyi daha iyi tanıyan Galip b. Abdullah’ı görevlendirdi. Zübeyir b. Avvam’a da, “sen burada kal” buyurdu ve Zübeyir b. Avvam için bağladığı sancağı Galip b. Abdullah’a vererek onu birliğin başında Beni Mürre seferine gönderdi.

Tebale Seriyyesi

Hasam kabilesi, Taif’in 200 km. güneydoğusunda yer alan Tabela ile Yemen’in yüksek dağlık kesimleri arasında geniş bir bölgede yaşarlardı. Beyt i Hasam denilen Zülhalesa Tapınağı’na giderlerdi. Üstelik bu tapınağı Yemen Kabesi olarak kabul eder ve Beytullah’a denk tutarlardı.

Bundan rahatsızlık duyan Hz. Peygamber   Mekke’nin fethinden önce Müslüman olan Cerir b. Abdullah elBeceli’yi bir seriyyenin başında onu yıkmak üzere gönderdi. Cerir, kendisine karşı koyan bazı kişileri etkisiz hale getirdikten sonra tapınağı yıkarak ortadan kaldırmıştı. Bu hadiseden donra Husam kabilesinin ileri gelenlerinden bir heyet Peygamber Efendimizin   yanına gelerek Müslüman olmuşlardı.

Kurata Seriyyesi

Kurata, Kilab b. Rebia’nın Kurt, Kurayt, Karit adlı oğullarından gelen ve Necid’de Dariye ile Rebeze koruluklarının Medine tarafındaki Fedek ve Avali çevrelerinde yaşayan alt kollarının ortak adıydı.

Resul i Ekrem  , hicretin 6. yılında bu kabilenin Basra Mekke yolu üzerinde ve Medine’ye yedi gecelik mesafedeki Bekerat suyunun başında oturan Kurata Şerebbe koluna ilk seriyyeyi gönderdi. Başlarında Ensar’dan Muhammed b. Mesleme  bulunan otuz kişiden oluşan seriyye, Resul i Ekrem’den   aldıkları talimata uyarak gündüzleri gizlenip geceleri ilerledi ve onların yakınlarında konakladı. Ani bir baskınla birkaç kişi öldürüldü, diğerleri de kaçıp kurtuldu. Kadın ve çocuklara dokunulmadı, davar ve develere ise el konuldu. 19 gün sonra da Medine’ye dönüldü.

 

 

 

 

 

 

 

Üsame   Ordusunun Gönderilişi ve Resulullah’ın Hastalanması

 

Safer ayının birimine dört gün kalmıştı. Günlerden pazartesiydi. Resulullah  biranda ashabına sefer için hazırlık emrinde bulundu. Zira Rum diyarında tehdit sesleri hala yükseliyor ve orada bulunan müminlere akla hayale gelmedik işkenceler uygulanıyordu. Bardağı taşıran son damla ise Rum diyarına yakın Mean valisi Ferve b. Amr’ın   şehid edilmesiydi.

 

Emri duyan Ashab çok sevindi ve hemen hazırlık yapmaya başladı. Zira Resulullah   ile birlikte sefer çıkmak onlar için büyük bir şerefti, paha biçilmez bir nimetti. Ancak ertesi gün, hiç beklemedikleri bir şey oldu. Peygamber Efendimiz   azatlı kölesi Zeyd b. Harise’nin oğlu Üsame’yi   yanına çağırdı ve,

 

“Ey Üsame! Seni hazırlanan şu orduya kumandan tayin ettim. Süratle harekete geç ve babanı şehit edenlerin üzerine yürü! Varacağın yere haber ulaşmadan evvel var! Şayet Allah sana zafer ihsan ederse, orada fazla durma, hemen geri dön.” Buyurdu.

 

Bu emirler Peygamberin   sefere katılmayacağı anlaşılıyordu. Çarşamba günüydü. Safer Ayının çıkmasına iki gece kalmıştı. Hz. Resulullah   aniden hastalandı. Yüksek ateşe maruz kaldı ve kendisinde şiddetli baş ağrısı meydana geldi. Fakat cihat için yola çıkacak olan ordunun hazırlığından vazgeçmedi.

 

HÜSEYIN ŞAMIL