Ana sayfa

Şükrün haki̇kati̇

Şükrün haki̇kati̇

Bil ki şükür, kulun şükrü yerine getirmekten âciz olduğunu itiraf etmesidir.

Cüneyd-i Bağdâdî şöyle demiştir: “Şükür, nefsini nimete ehil ve lâyık görmemendir.” Denilmiştir ki: “Şükür, tevazu ve boyun büküklüğü içinde nimeti, onu verene ait görmektir.” “Şükür, kulun nimeti vereni görmesi ve ona karşı hürmetini muhafaza etmesidir.” “Şükür, kalpte kaim olan bir marifet ve dil ile ifade edilen bir kelimedir.”

Şükür Allah Teâlâ’nın Bir Nimetidir

Bil ki şükür haddi zatında bir nimettir. Çünkü Allah seni şükretmeye muvaffak etmeseydi, şükretmeye güç yetiremezdin. Öyle ki Hz. Davud u bir gün, “İlâhî! Sana nasıl şükredebilirim ki? Benim sana şükretmem de senin tarafından verilmiş bir nimettir” dedi. Bunun üzerine Allah ona, “İşte böyle olduğunu anladığında bana şükretmiş oldun!” diye vahyetti. Denilir ki: Hz. Musa , Cenâb-ı Hakk’a yaptığı bir yakarışında, “İlâhî! Âdem’i kudretinle yarattın. Ona şunları şunları yaptın. Bütün bunlara karşı o sana nasıl şükretti?” diye sordu. Allah ona şöyle vahyetti: “O bütün bunları benden bildi. İşte onun bu marifeti bana karşı şükrü oldu.”

Şükür ve Senâ Sadece Allah’a Mahsustur

Salihlerden, ihsan ettiği vakit Allah ’ya şükretikleri gibi vermediğinde de şükretmeleri hususunda söz alınmıştır. Çünkü onlar Allah ’nın reayasıdır. Kendilerini O’na emanet etmişlerdir. Şüphesiz Allah , nefislerini kendisine emanet eden kimselere ihanet etmekten münezzehtir. Yine salihlerden, övülmüş ahlâkları açık etmemeleri hususunda söz alınmıştır. Ancak Allah ’ya nimetine şükretmek veya bu hususta kendilerine uyulmasını teşvik etmek için izhar edilmesi bundan müstesnadır.

Eğer böyle bir durumu müşâhede etmezlerse, bütün övülmüş ahlâklarını gizleyip bununla sadece Allah ’nın rızasını kazanmayı niyet ederler. Öyle ki şu dünya hayatında Hak Teâlâ ile hamd sıfatları hususunda çekişmemek için meclislerin başköşelerine oturmazlar. Nitekim İmam Gazâlî, övülmenin övülen kişiye çok zararı olduğunu beyan etmiştir. Çünkü övgü, övülen kişide ucub ve kibir meydana getirir. Öyle ki övülen kişi kendisine yapılan övgülerden dolayı sevinir ve böylece ameli bozulur.

Bundan dolayı Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Eğer övücüleri görürseniz yüzlerine toprak saçın.” Denilmiştir ki: “Eğer övülürseniz topraktan yaratıldığınızı düşünüp mütevazı olun ve övüldünüz diye kendinizi beğenmeyin.” “Allah Teâlâ bir kul için hayır murad ederse, nefsinin kemâlatını ondan gizler, üzerinde rubûbiyete ait sıfatları zuhur ettirmeyip onu kendine kul köle eder. Kul, keşif ve makam da olsa nefsin ülfet ettiği bütün ilim ve marifetleri bir kenara atmalıdır. İlmi ve ameli olmasa bile Hak Teâlâ’nın kul olarak razı olduğu kimseye ne zarar verebilir!”

Şükrün En Alt Derecesi

Âlimler şükrün en alt derecesinin, dil ile yapılan şükür olduğunu söylemişlerdir. Dil ile şükretmekten âciz olan kişiden daha âcizi yoktur. Dil ile yapılan şükrün daha kapsayıcı kelimelerle olması gerekir. Bunun en yüksek mertebesi Fâtiha sûresini okumaktır. Fâtiha sûresini okurken kişi, Allah ’nın kendisine ihsan ettiği nimetlere karşılık şükrünü eda etmeyi kastetmelidir.

Yine Fâtiha sûresini okurken, Allah ’nın ilminin kuşattığı zâhir ve bâtın, hissî ve manevî, kulun bildiği ve bilmediği, dünya ve ahiret, önceki ve sonraki, devam eden ve yok olan bütün nimetlerin şükrünü eda etmeyi niyet etmelidir. Öyle ki kişi bu niyetle Fâtiha sûresini gücü yettiğince birden yüze kadar okumalıdır. Her kim bunu yaparsa Allah onu şükredenlerden yazar veya kendisine niyeti ölçüsünde vadettiği sevabı kat kat verir.

Kapsayıcı hamdlere gelince, onlar da pek çok olup fazla söze gerek yokur. İşte onlardan bazıları: Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Seni layık olduğun şekilde övemem. Sen kendini övdüğün gibisin.” Hz. Âdem bir gün, “Ey Rabbim! Beni el emeğimle meşgul ettin. Bana hamd ve tesbihin en kapsayıcı olanını öğret” dedi. Bunun üzerine Allah kendisine vahiy göndererek, “Ey Âdem! Sabahladığında üç defa, akşamladığında da üç defa şöyle de: Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Öyle bir hamd ki, ihsan ettiği nimetlerin şükrünü eda edecek, bağışlanacak ikramları da kuşatacak bir hamd... İşte bunlar hamd ve tesbihin en kapsamlı olanıdır” buyurdu. Şâkir ile şekûr arasındaki fark şudur: Şâkir verildiğinde şükreder, Şekûr ise verilmediğinde şükreder. Her nimetin kendisine uygun bir şükrü vardır. Gözlerin şükrü, onları Allah’ın haram kıldığı şeylere ve insanların ayıplarına karşı kapatmaktır. Kulakların şükrü, onları insanların ayıplarını işitmeye karşı kapatmaktır.

Ellerin şükrü, onları insanların mallarını haksız yere almaktan engellemektir. Ayakların şükrü, onları Allah’ın yasakladığı şeylere yürümekten alıkoymaktır. Diğer uzuvlar da bu şekildedir. Şükrün hakikati, Allah ’nın sana bahşettiği nimetleri yaratıldıkları şey için sarf etmendir. Bu da malı, bedeni, zâhir ve bâtın bütün uzuvları kapsamaktadır. Her kim bu nimetleri yaratıldıkları şey için kullanmazsa, o nimete nankörlük etmiş olur.

Allah’a Her Durumda Hamdedenler

Resûlullah, cennete ilk girecek olanların her durumda Allah’a hamdedenler olduğunu haber vermiştir. Başka bir rivayette, cennete ilk girecek olanların darlıkta ve bollukta Allah’a hamdedenler olduğunu haber vermiştir. Bir haberde şöyle buyrulmuştur: “Elhamdülillah sözü her nimetin şükrüdür.” Nakledildiğine göre Serî esSakâtî bir gün, “Otuz seneden beri, bir defasında söylemiş olduğum elhamdülillah sözü için istiğfar ediyorum” dedi.

Kendisine, “Bu nasıl oldu?” diye sorduklarında şöyle cevap verdi: “Bağdat’ta bir yangın çıkmıştı. Benimle karşılaşan biri, ‘Senin dükkânın kurtuldu’ diye haber verdi, ben de elhamdülillah, dedim. Müslümanların başına gelen bir musibet anında onların acısını unutup nefsimin hayrını istediğim için, otuz senedir bu söze pişmanlık duyuyorum.”

Şöyle anlatılır: Hz. Hasan , Kâbe’nin Rükn-i Yemânî tarafından Kâbe’nin örtüsüne tutunarak şöyle yalvarıyordu: “İlâhî! Bana bolca nimet verdin, fakat ben şükretmedim. Bana belâ verdin, ancak ben sabredemedim. Benim şükrü terketmem sebebiyle nimetini çekip almadın. Benim sabrı terketmem sebebiyle de üzerime bela ve musibetleri devam ettirmedin. İlâhî, senin gibi cömert bir zattan ancak böyle cömertlik olur.”

ŞEYH AHMAD HACI EFENDİ