Ana sayfa

Oruç

Oruç

“Gönderdi Hüdâ çün bize mihmân Ramazanı/Hoş tutmağa niyyet idelüm biz dahi ânı” Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan-ı Şerife merhaba dedik bir kez daha. Her gelişini ayrı bir hasretle beklediğimiz, en iyi şekilde ağırlamaya çalıştığımız ve uğurlarken de içimizin buruk kaldığı bu güzel misafiri bir kez daha ağırlamanın sevincini yaşıyoruz. Ayların en bereketlisi, yılın en güzel dilimi olan Ramazan ayı, müminlerin kalbine verdiği huzur sebebi ile diğer aylarda da yâd edilir.

Ramazan ayına ramazan denişinin sebebi bu ayın af, mağfiret ve kulların günahlarını yakma ayı olmasıdır. Çünkü ramazan, yanma ve yakma demektir. Oruç ise bu ayda tutulduğundan kulun günahlarını Allah ’nın mağfiretiyle yakar. Rabbimiz, bizleri de bu aydaki ilahî mağfiretle günahları yanan kullarından eylesin. (Âmin).

Oruç, kulun kendini imsak vaktinden iftar vaktine kadar yemeiçme ve yasak olan diğer şeylerden men ederek manevi bir nefis terbiyesine dâhil etmesidir. Orucun hakkını verebilmek için kötülüklerden de kişinin kendini uzak tutması gerekir.

Ramazan ayı hicrî ayların dokuzuncusudur. Ulemadan bazıları sadece “Ramazan geldi” denilmesini men etmişlerdir. Şehr-i Ramazan tamlaması da bunun göstergesidir. Bunun sebebi ise tabii ki mübarek bir ay olmasındandır.

İli̇m Ehli̇ni̇n Orucu

Oruç İslâm’ın şartlarından biri olarak fıkıh ilminin konusu olsa da kulun nefis ile mücadelesi ele alındığında tasavvuf ilminin de konusudur. Nefis, tabiatı itibarı ile kulluğun gerektirdiklerine karşıdır. Dünyevî heves ve arzular onun sığınağıdır.

Oruç, nefsi bu tür heveslerden uzak tutarak kulu taat ve ibadete sevk eder. Kulun kendisini nefsin heva ve hevesine karşı muhafaza etmesi, iradenin güçlenmesine ve sabrın bir maddesi olan kolayca günaha meyletmemesini de tetikler.

Sabrın getirdiği güzellik ise kula manevi birikim kazandırır. Günahtan ve zulmetten uzak bir şekilde ilim tahsil eden talebeler için de durum aynı şekilde geçerlidir. Çünkü ilim ehli de sabrın neticesi sonucunda birikim elde ederler.

Şüphesiz ki bir talebe dünyanın en güzel işi ile meşguldür. İlim öğrenmenin kadın erkek her Müslümana farz olması hasebiyle kendi üzerinden bu yükümlülüğü kaldırmış olur. Cehaleti ilim ile def edip toplumu ihya için de ayrı bir yük yüklerler kendilerine.

İlim tahsil edilen medresenin atmosferi onu topluma faydalı bir insan olarak yetiştirir. İçinde bulunduğu eğitim sürecinden dolayı zaten bir nefis mücadelesindedir. Bu mücadelesinde gerek ahlakî gerekse kulluk vazifeleri bakımından ehemmiyet gösteren bir talebe emir ve yasakları azami şekilde yerine getirmeye çalışır. Uygulamaya döktüğü her bir bilgiyi en güzel şekilde kullanmaya çalışır ki bu, kendisine güzel ahlak ve iyi bir Müslüman olma yetisini kazandırır.

İlk önce kendi nefsini ıslah etmek ve doğru yolda olabilmek için ilim tahsili görür. Ardından öğrendiğini yaşamına aktarması sebebi ile insanlara güzel bir temsil olur ve ihya süreci başlar. Tahsil ettiği ilmin yaşantısına yansıması hem kendi nefsi için hem de toplum için gereklidir.

Amel boyutu talebeyi maksadına daha hızlı ulaştırır. Nefis terbiyesi aşamasına oruç da dâhil olunca manevi yolunu daha hızlı tamamlanmasında ve tahsil ettiği ilmin bereket kazanmasında önemli bir faktör olmaktadır.

Okuduğu mukabelelerden kıldığı nafile namazlara, harf harf öğrendiği ilmi, amel boyutuna taşımasına kadar her aşaması rahmet ve bereket olan Ramazan ayında talebeler ayrı bir manevi havaya kavuşmaktadır. Gece sahur vaktine kadar çalıştıkları derslerin, iftara kadar okudukları Kur’ân’ı Kerim’in ve kıldıkları gece namazlarının her biri için şefaatçi olduğu düşünülecek olsa, nasıl bir rahmet deryasının içinde oldukları daha kolay anlaşılır.

Teravi̇h Vakti̇

Mağfiret-hân olalım hüzn ile şebtâ-be-seher / Edip ihlâs-ı derûn ile terâvihe kıyâm.

Sünnet olan teravih namazı, Ramazan ayının ilk gecesinden itibaren kılınmaya başlar. Ramazan ayına has kılınmış olan bu namaz, camilerde ayrı bir coşku ve manevi hava oluşturmaktadır. Medreselerde de teravih, günün yoğunluğunu ve yorgunluğunu bertaraf eden yegâne bir ibadet olmaktadır.

İftarın akabinde kılınan akşam namazının ardından talebeler, avlularda ve bahçelerinde çay ve kahve ikramları eşliğinde hoş sohbetler ederler. Yatsı ezanının okunması üzerine camii ve mescitlerin yolunu tutarlar. Yatsı ve teravih namazını cemaatle eda ettikten sonra mütalaa ve müzakerelerine coşku ile devam ederler.

Çünkü teravih namazının insanın ruhuna kattığı tat çok başkadır. Bu hazzı yaşayan talebelerin gönüllerinde hissettikleri manevi tat ve yaklaşan sahur vakti onları, dinlenmeye çekilecekleri vakte kadar dinç tutar.

Sahur Heyecanı

Ramazan ayında imsak vaktinden önce yenen yemek anlamına gelen sahur, kültürümüzde iftar vakitleri kadar önemlidir, sofralar bu vakitte de özenle kurulur.

“Sahur ediniz. Çünkü sahurda bereket vardır”

hadis-i şerifi, sahurun sünnete ittibası neticesinde sevap hâsıl olduğunu bildirmektedir. Sahur bereketli bir vakit olması hasebiyle duaların da kabul olduğu bir vakittir.

İlim ehli günün son müzakerelerini ve mütalaalarını yaptıktan sonra büyük bir heyecan içinde sahur sofralarına koşarlar. Bereket ile geçen sahur vaktine çayın muhabbeti de eklendiğinde talebeler için sahur ayrı bir anlam daha kazanır.

Oruca niyet için gereken tüm her şey yapıldıktan sonra son sular içilir ve imsak vaktinin girmesi beklenir. Cemaatle kılınan sabah namazının ardından dua ve zikirler yapılır ve artık gün yerini istirahate bırakır.

Sabrın Sonu Mükâfattır

«Haber-dâr eyleyin yâri, mübârek rûz-ı îd oldu»

Bu ayda yapılan tüm ibadetlerin kalbe verdiği manevi haz ve huzur ile birlikte artık bayrama kavuşmanın sevinci yüzlerde gözükür. Allah ’nın kullarına bir mükâfat olarak verdiği Ramazan Bayramı tüm İslâm âlemi açısından büyük bir heyecanla beklenir.

Ramazan bayramı, bir aylık oruçtan sonra yeme-içmenin ve her türlü helal nimetten yararlanmanın mubah olduğu, Müslümanların birbirlerini ziyaret ettikleri, hediyeleştikleri, çocukların, fakirlerin ve kimsesizlerin sadaka verilerek sevindirildiği kısaca İslâmî kardeşliğin toplumun her kesiminde canlı olarak yaşandığı, bütün bunlarla birlikte Allah’a karşı da sorumluluklarının bilinciyle topluca namaz kılıp birbirine nasihat ettikleri sevinç günleridir. Ramazan ayını ilim ile meşgul olarak geçiren ilim ehli ise bayramı ayrı bir gözle bekler.

Zorlu fakat bereketli bir oruç ayının ve bin yıldan daha hayırlı Kadir Gecesinin ardından âdeta dört gözle beklenen, annenin gurbetteki çocuğuna özlemi gibi telakki edilen vakit bayram vaktidir. Ayrılık olarak addedilen oruçtan çıkılmış, sevgiliye yani bayrama ulaşılmıştır.

Uzun bir aradan sonra ailesine kavuşmanın onlarla kucaklaşmanın sevinci ile memleketlerine giden talebeler, artık akrabalarını ve komşularını sıla-i rahim ziyaretinde bulunacak, hayır dualarını alacak ve tekrar dönecekleri ilim yuvalarına özlemlerini pekiştireceklerdir.

İşte senede bir defa olan bu mübarek ay nice hediye ve ikramlarla müminlerin kapısını çalar. Allah bu manevi hediyelerden bolca alabilmeyi, ilim kapısından ve nefis ile mücadelemizi sürdürdüğümüz bu yolda sabit kalmayı ve ruhumuzu nurani anlamda beslemeyi bizlere nasip eylesin. Âmin.

MUHAMMED SELAM İBRAHİMOV