Sözün eri̇ olmak i̇çi̇n…
Sözün eri̇ olmak i̇çi̇n…

“Kalbimle bilerek ve inanarak, dilim ve gönlümle de seçerek (söylüyorum) Allah Teâlâ’dan başka ibadet edilecek hiçbir varlık yoktur ve ondan başka hiçbir şey ibadet edilmeye layık değildir. Eğer O’nu bilmiyorsan bulmak zorundasın. O’nun hiçbir benzeri yoktur. Varlığını ve birliğini kanıtlayan bütün kâmil sıfatlar yalnız O’nda mevcuttur. O’nun hiçbir noksan yönü yoktur. İsmi ‘Allah’tır. ”
Dinimiz İslâm şüphesiz Allah Teâlâ tarafından gönderilen son dindir. Bu kutlu dairenin bir üyesi olmak için iman etmek gerekir. İman eden herkese mümin denir.
Mümin olmanın doğumdan önceye dayanan bir gerçekliği vardır. Çocukluğumuzdan beri, “Ne zamandan beridir müminsin?” diye sorulduğunda, “Kalubela zamanından beridir müminim” deriz.
Kalubela Ne Demektir?
Kalubela, Allah Teâlâ’nın dünyayı yaratmadan evvel ruhlarımızı yaratıp hepimize “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorması ve ruhlarımızın hep birlikte “Evet, sen bizim Rabbimizsin.” diye cevap vermeleriyle yapılan bir sözleşmedir. Daha sonra yaratıcımıza secde ederek O’nun emirlerine aykırı hareket etmeyeceğimize dair diğer tüm ruhlarla birlikte söz verdik.
Ancak kâfir olup Allah Teâlâ’nın emirlerine karşı gelenler verdikleri sözde durmadılar. Dolayısıyla sözlerinde durmayıp Allah Teâlâ’ya isyan ettikleri için elbette Allah Teâlâ , ölüp tekrar huzura döndüklerinde, onları cezalandıracaktır.
Kalubela’yı Neden Hatırlamıyoruz?
En çok merak edilen konulardan biri de Kalubela zamanının hatırlanamayışıdır. Eğer bu zaman hatırlansaydı, kimse sapkın olmayacak ve ceza da almayacaktı. Öyleyse bu mühim olayı neden hatırlayamıyoruz?
Bu sorunun cevabı kendimizde gizlidir. Çünkü insan, yaratılışı gereği, unutkan bir varlıktır. Hatta bazen öyle bir unutur ki, ne yaparsa yapsın bir daha hatırlayamaz. Mesela, attığımız ilk adım, söylediğimiz ilk cümle ya da kaşığı yemek dökmeden kullanmayı öğrendiğimiz ilk an.
Bu olayların hiçbirinin nasıl ve ne zaman olduğunu hiçbirimiz hatırlayamayız. Ancak, o zamanda bizimle birlikte olanların duygu dolu anılarından, neler yaşadığımızı öğreniriz. Şu an konuşuyor olmamız, yürüyor olmamız ya da yemek yiyebiliyor olmamız da o anların bir ispatıdır.
Aynı şekilde kalubela zamanında Allah Teâlâ bizimle beraberdi. Bize hiç hatırlamadığımız bu zamanı anlatarak, verdiğimiz sözün gereğini yapmamızı emrediyor. Bunu daha iyi anlamamız için, bütün varlıkların mükemmel dengesini göstererek adeta “İşte ispatı!” diyor.
Yaratılan her şey, kainat içinde bir anlam ifade ediyor. Kimisi yerde, kimisi gökte, kimisi daha küçük âlemlerde bu anlamı ispat ediyor. Nasıl ki biz, konuşarak, yürüyerek ve kaşık kullanmasını bilerek anne ve babamızı tasdik ediyoruz, aynı şekilde dünya, uçan kuşlar, uçsuz denizler de Allah’ın bize bildirdiklerini tasdik ediyor. Aslında çok uzaklara da gitmeye gerek yok. Hayatta olmamız, her an nefes alıp vermemiz bile bize Allah Teâlâ’yı tasdik etmemiz için yeterli olmaktadır.
İlk kez nasıl yürüdüğünü hatırlamadığı için -hatırlaması mümkün olmadığı halde yürümeyi reddeden bir adamın halini düşünsenize! Herhalde birkaç gün olduğu yerde kalır, sonra da açlıktan ve pislikten ölür. Ama ihtiyaçlarımızı gidermek için müthiş bir gayret sarf ediyoruz değil mi?
İmanın Anahtarı
Sevgili peygamberimiz , “Bütün insanlar İslâm fıtratı (yaratılışı) üzere doğmuştur.” buyurmaktadır. Sonradan yaşadığımız şeyler hayatımızdaki pek çok şeyi unutturduğu gibi fıtratımıza ters bir anlayışı da önümüze koyuyor olabilir. Ama insan biraz düşündüğünde bütün varlıkların Allah’ı tasdik ettiğini görebilir.
Bu durumda, Allah’ın her şeyi yaratan tek ilah olduğunu ve onun bize bildirdiği her şeyi tasdik etmek zorundayız. Bütün bunları anlam olarak içeren anahtarsa kelime i şahadettir.
Kelime i şahadet, İslâm’ın şartıdır. Mümin bir kimsenin kelime i şahadeti iyi anlaması, kalbiyle ve diliyle tasdik etmesi gerekir. Böylelikle, Kalubela’daki sözünün gereğini dünyada yerine getirmek için ilk adımını atmış olacaktır.
Manevi Vücudumuzu Tanıyalım
İslâmiyet’in inanç binası ‘kelime i şahadet’ temeli üzerine kurulur. Büyük âlimlerimiz inanç ile ilgili bir kitap yazmaya başladığı zaman ilk satır olarak kelime i şahadeti yazmayı uygun görmüşlerdir.
Kelime i şahadet günlük hayatımızda da sık sık söylenir. Camide imam efendi vaazdan sonra cemaate topluca onu söyletir. Her namazımızda, tahiyyat duasının sonunda yine onu okuruz.

Günlük hayatımıza bu kadar girmiş olan kelime i şahadeti bir insana benzetebiliriz. Ancak insana benzettiğimiz kelime i şahadetin vücudu et ve kemikten değildir. Vatanı da toprak ve sudan değildir.
Kelime i Şahadetin İsmi
Manevi bir şahsiyeti olan kelime i şahadetin ismi ‘iman’dır. İman, Hz. Peygamber ’e ve onun bildirdiği her şeye kalp ile inanmak, bu inancı dil ile ifade etmek ve gerekliliklerini yerine getirmektir.
Kelime i Şahadetin Vücudu
Kelime i şahadetin vücudu günde beş vakit namazdır. İnsanda iki el, iki ayak, bir gövde ve bir baş olduğu gibi, iman adındaki manevi vücudun uzuvları da farz olan beş vakit namazın kılınması ile tamam olur. Beş vakit namazı eksik kılmak, iman vücudundan bir uzvu koparıp atmaktır. İnsan, dinin direği olan namazın önemini fark etmez ise, kelime i şahadet ile elde edilen iman vücudunun uzuvları eksilerek zamanla yok olur.

Kelime i Şahadetin Yüzü
Kelime i şahadetin yüzü, doğru konuşmaktır. Kelime i şahadet getirerek iman eden bir kimse Allah Teâlâ’nın rahmetini ümit ettiği gibi gazabından da korkar. Çünkü Allah Teâlâ’nın merhametine mazhar olabilme ulaşabilme ümidi insanın merhametli olmasını, gazabına uğrama korkusu ise haksızlık etmeyip dosdoğru olmasını sağlar.
Allah Teâlâ “Şüphesiz Allah, haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez.” buyurmaktadır. Bu sebeple kelime i şahadet ile elde edilen imanın yüzü doğruluktur. Bu yüzün güzel olması da kişinin doğru sözlü olmasına bağlıdır.
Kelime i Şahadetin Dili
Kelime i şahadetin dili, Allah Teâlâ’yı zikretmek ve O’na ibadet etmektir. Çünkü Allah Teâlâ Kur’an ı Kerim’de “Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin. Sakın bana nankörlük etmeyin!” buyurmaktadır. Dolayısıyla iman eden bir kimse kalbi ve dili ile Allah Teâlâ’yı çokça anarak O’na ibadet etmelidir.
Kelime i Şahadetin Ciğerleri
Kelime i şahadetin ciğerleri, Kur’ân ı Kerîm’dir. İman eden bir kimse alıp verdiği her nefeste Kur’ân ı Kerîm’in isteği doğrultusunda hareket etmeye dikkat etmelidir. Şayet kişi Kur’an ölçüleri dışında hareket ederse, manevî vücudun alıp verdiği nefes zehirli olur. Bu da kişiyi ‘inanç bozukluğu’ hastalığına sürükler.
Kelime i Şahadetin Vatanı
İmanın dil ile söylenirken kalp ile onaylanması gerekir. Dolayısıyla imanın yeri kalptir. Kelime i şahadetin vatanı da ancak ve ancak müminlerin yani iman edenlerinkalbidir. Bu yurda hükümdar olan imanın başındaki taç ise ‘takva’ adındaki saadet tacıdır.
Unutmayalım ki, kişi kelime i şahadeti dil ile söylerken kalben de inanmalı ve imanın gereğini yerine getirmelidir. İşte o zaman Kelime i şahadet ile oluşan ‘iman’ vücudu sağlıklı olur.
HABIB ŞAMIL