Hayat ve ai̇le boyu okuma nasil kazanilir?

Çocukların yaşları büyüdükçe okuma ve dinleme hususunda ilgileri de çeşitlenecektir. Bu değişimi zamanında fark edip aradaki yakınlığı korumak gerekir. Okul öncesi çağın ilk yaşlarındaki dinleme hevesi, yıllar içinde görme, göster ve hatta gezme ile desteklenmelidir.
Özellikle dinî değerler, tarih bilinci ve tabiat sevgisine dair faaliyetler de okumaya dâhildir. Babanın çocuklarını camiye götürmesi, camiye giderken yahut dönerken onun seveceği bir şeylerin alınması, kitaplarla kazanılması mümkün olmayan bir okumadır. Bir kandil gecesi, devasa bir kubbe altında, güzel sesli insanların okuduğu Mevlid-i Şerif’in çocuğun dünyasına kattıklarını evde kazandırmak mümkün değildir.
Ayrıca abdest almak, güzelce giyinmek, minarelerden yükselen çağrıya kulak vermek, baba ile namaz kılmak; yaşlıları, gençleri ve yaşıtlarını camide görmek… Eğer tarihi bir cami ise onu kısaca anlatmak, “Bak bu camiyi falan sultan yaptırmış” demek, kütüphanelerce okumaya denktir.
Sonra sıla-i rahim ziyaretleri, ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımlar, şehirlerin karmaşasından kuş ve nehir sesine, ağaç gölgelerine kaçışlar, hayatın hakikatine dair okumalardır. Bütün bunlar, yazı ve kitapla ayrıca yürütülmesi gereken okumaları da besleyecektir.
Fıtratı Korumak İçin Neler Okunur?
Fıtrat hadis-i şerifi herkesin malumudur. İslâm fıtratı üzere doğar her çocuk, sonra anne babası ve çevresi onu; yahudi, hıristiyan veya mecusi yaparlar, buyruluyor. Bu hadis-i şerif bize birçok hakikati öz bir şekilde anlatıyor. Ebeveyn çocuğun fıtratının muhafazasında ve eğitiminde doğrudan vazifelidir. Sezai Karakoç’un “Annemin bana öğrettiği ilk kelime Allah şahdamarımdan yakın bana benim içimde” mısraları hem bu öğretimi hem de çocuktaki tesirini ifade ediyor. Önce lafza-i celal, ism-i nebi gibi kelimeler öğretilirken sonra âmentü ezberletilir. Bu tek cümlelik metin, aslında öz bir kitaptır. Hayatı boyunca imana dair öğrenecek ve yaşayacaklarının özüdür.
Bu özü yıldan yıla imanın şartları, İslâm’ın şartları ile genişletmek, ilahilerle desteklemek ve güzel dinî hikâyelerle beslemek lazımdır. Aynı zamanda abdest almak, namaz kılmak, Ramazan-ı Şerif gelince sahur ve iftar ile orucu sevdirmek fıtratı korumaya yöneliktir ve dinî okumalara başlama sayılır. Yine okul öncesinde elifba eğitimin verilmesi, namaz sure ve dualarının öğretilmesi de önemlidir. Dikkat edilecek olursa okuma bir yönüyle yazı ve metinle irtibatlı bir faaliyettir.
Okul öncesindeki bu şifahi dinî eğitim de metinler üzerinden yürütülmekte ve hayatı boyunca okuyacağı, istifade edeceği metinler ezberletilmektedir. Tarih boyunca ecdadımız bu hususa büyük ehemmiyet vermiştir. Okul öncesi için hazırlanmış itikat, ilmihal, güzel ahlâk ve siyer kitaplığı hem ebeveyne rehber olacak hem de çocuklara okuma sevgisini aşılayacaktır.
Ahmet Efe’nin Akif Amentüyü Öğreniyor ve Aişete Seyhan Aydın, Üç Aylar serileri hikâyeyle öğretme ve sevdirmesi bakımından örnek metinlerdendir. Ayrıca Küçük Müslüman ve Merhaba Çocuklar serileri de ibadet ve ahlâka dair okumalar içindir. İlkokul çağında çocuklar için de İlk İlmihalim serisi faydalı olacaktır. Bunun yanında artık çocuğun benim kitaplarım diyebileceği ve severek okuyacağı dinî-ahlâkî bir kitaplığının olması gerekir.
Bir Ev Kütüphanesi Nasıl Oluşturulur?
Evdeki kitapları hayatın bütünü gibi değerlendirmek gerekiyor. Bir mümin olarak dünya hayatının fani olduğunu biliriz. İmanımız gereği olmazsa olmaz olanlardan asla vazgeçmeyiz. Ancak dünya hayatından da bize helal dairede istifade etmek, çalışmak, kazanmak ve harcamak emredilmiştir. Bunun için de çaba gösterir, gayret ederiz. Bunu bu misalle açıkladığımız gibi, ilim misaliyle izah edelim.
Nasıl ki ilimler, farz ilimler ve diğerleri olarak ayrılıyorsa evdeki kitaplarımızı da buna göre oluşturabiliriz. Bir evde öncelikle her yaş seviyesine uygun itikat kitapları olmalıdır. Aile fertleri hangi mezhebe mensup ise o mezhebin muteber ilmihal ve fıkıh kitapları da bulunmalıdır. Sonra hadis-i şerif, siyer, tefsir, sahabe hayatı, İslâm tarihi, tasavvuf kaynakları, menakıpnameler, İslâm âlimlerinin eserleri, divanları ve günümüzde yazılmış sıhhatli dinî eserler yer almalıdır.
Bunlara ilave olarak tarihi eserler, müslüman yazarların edebi eserleri olmalı ve okunmalıdır. Ayrıca “hikmet mümin yitiğidir” sözü gereğince, gayri müslim yazarların da bazı eserleri okunabilir, çocuklara temel bilgiler öğretildikten sonra okutulabilir. Ancak burada mutlaka temelin sağlam olması ve okuma dengesinin muhafazasına dikkat edilmelidir. Unutulmamalıdır ki mümin yazarların sözleri kalbe şifadır. Ayrıca kendi anadilimizde yazılmış eserlerin edebi değeri, tercüme eserlerden her zaman çok daha üstün ve faydalıdır. Kitap tercihlerinde yukarıda saydığımız hususların yanında kitabın yazarına veya hazırlayan kişilere de dikkat etmek gerekir.
Kütüphanenin Yeri Neresidir?
Okumamak veya okuyamamak, günümüzde en çok şikâyet edilen durumdur. Aslında bu durum bizim kitabı konumlandırışımızla doğrudan alakalıdır. Yani kitabın hayatımızdaki, evimizdeki yeriyle alakalı. Kitabın evde başköşede olması, ulaşılabilir olması önemlidir. Ancak bizim bahsettiğimiz, tarihimizde olduğu gibi aynı eseri okumak, onun üzerine yoğunlaşmak ve faydasını elde etmek için beraber anlamaya çalışmaktır. Ecdadımız bunun için güzel bir yöntem bulmuş.
Okuma meclisleri kurmuş. Geleneğimizde, tarih boyunca Allah dostlarının, âlimlerimizin herkesin anlayabileceği seviyede eserleri camilerde, tekkelerde, hatta evlerde ders halkalarında okumuşlar, böylece Anadolu irfanı dediğimiz derin anlayış ve ahlâk oluşmuştur. Günümüzde de aynı eserler kütüphanelerimizde mevcuttur. Fakat tek başına okunduğunda istifade az olmaktadır. Ayrıca okuma alışkanlığının düşük olması sebebiyle neredeyse hiç okunmamaktadır.
Oysa okuma meclisi yahut ders halkası, hem kitabın daha iyi anlaşılmasına hem de okuma bıkkınlığının oluşmamasına vesile olur. Şah-ı Nakşibend hazretlerinin “Yolumuz sohbet yoludur” sözü, bu usulün de özünü oluşturur. Sohbet, arkadaşlık, beraber olmak, beraber yapmak manalarına gelir. Ashab-ı Kiram’ın da usulü budur. Onlar Allah Rasulü’ne yoldaş olmuş, hep beraber olmuş, beraber öğrenmiştir. Tasavvuf erbabı da bu usulü -yani hep beraber olmak, beraber yapmak usulünüsahabeden alarak günümüze kadar ulaştırmıştır. Günümüzde her alanda bu yol birlikteliğine ihtiyaç vardır.
Evdeki okuma meclisi, sadece kitabı okumak için değil, istifadeyi ortak hale getirmek, aile fertleri ile ortak anlayışı, ortak idraki, ortak ahlâkı elde etmek içindir. Ebeveyn davranışlarıyla çocuklarına örnek olduğu gibi, kitaba karşı tavrıyla da örneklik oluşturacaktır. Son söz olarak okuma, hayatı idrak etmek hususunda yardımcı olacak her türlü vesiledir. Bilgiyi ayağımıza getiren ve muhafaza eden kitaplar da her daim yoldaşımız, haldaşımızdır. Kâtip Çelebi’nin “Kitaplar ne güzel arkadaştırlar, beni hiç üzmediler” dediği sırdaşlarımızdır; öyle olmalı ve öyle kalmalıdırlar.
ALİ SÖZER