Bi̇rşeyleri̇n örtmek ya da setr etmek

Aradığımız bilgi, ismini bilmediğimiz bir kitabın içinde gizli. Ceketin iç cebine koyulan bir kâğıt parçası. Aranıyor, fakat görünmüyor. Bir yerden kalkarken unutulan anahtar. Otobüse binmeden önce kaybedilen bilet. «Bunu biliyordum» diyerek cevap veremediğimiz sorunun cevabı. Defalarca gittiğimiz ama yine de yolu karıştırdığımız adres.
Her birisi örtülmüş, gizlenmiş, kendini göstermek istemeyen eşya, duygu ya da bilgiler. Hayatımızda o kadar çok şahit oluyoruz ki bu duruma, sizden saymanızı isteseler, aklınıza bile gelmez. Birilerinin, tam işimize yarayacağı zaman saklamış olma ihtimali olamaz. İnsan, o anki hali «neyse artık, yapacak bir şey yok» diyerek savuşturmak, belki de yerine alternatif şeyler düşünmekle bu durumun içinden çıkabilir.
Ancak tekrar böyle bir an yaşamayacağımızın garantisini kim verebilir? Misali verilen tüm durumların insana «setr» kelimesini anlatmaya çalıştığını düşünmek bizi bir sonuca ulaştırabilir. Çünkü her bir misal örtünme ile gerçekleşir. Bilgi kitapla, kâğıt ceketle, unutulan anahtar ve kaybedilen bilet aklın meşgaleleri ile sorunun cevabı başka bilgilerle ve karıştırdığımız adres ise sokak ya da caddelerle örtülmüştür.
Bir şeylerin hayatımızın vazgeçilmezi olduğunu ama bu durumdan bihaber yaşadığımızı düşünmek de bu meselenin idrakine yardımcı bir etken olabilir. Setr, karşımıza çıkmış olan bir kelimedir aslında. İlmihallerde okuduğumuz setr-i avret, sütre, tesettür, bir şiir ya da metinde gördüğümüz sitâre, giyim olarak ismi duyulan setre. Tümü «setr» aslından türemiştir. Örtmek, gizlemek, saklamak demektir.
Örtmenin derin bir manası da vardır. İnsanın yüzüne bakıldığında derinin akla gelmemesi, kendisi üzerinden bakılan kişinin deri vesilesiyle tanınması bir gizliliktir ve bu gizlilik insanı derin bir manaya yönlendirir. Etleri örten derinin vücudu böylesi bir örtü ile örtmesi çok naif bir örtmedir.
Setr kelimesinin ifade ettiği mananın tezahürünü yaşıyoruz her gün. Kıyafetler ile bedenimizi örterken, göz kapağı ile gözümüzü, dudaklar ile ağzımızı örtüyoruz. Uyuyan bebeğin üstünü, tozlanmasın diye çerçeveleri, adabsızlık olmasın diye Kur’an’ı örtüyoruz. İstiflemek için dolabı, mayalansın diye hamuru örtüyoruz. Güneş çarpmasın diye başımızı, görünmemek için perdemizi örtüyoruz. Sesimizi bile kapı ya da pencere ile örttüğümüz oluyor.
Nihayetinde kendimizi de ev ile örtüyoruz. Gizliyoruz, gizleniyoruz dış dünyadan. Farkına varmadan en çok yaptığımız fiil diyebiliriz, örtmek. Örtmenin çeşitli sebepleri olabilir. Her örtülen şeyin gizlenme sebebi farklı da olsa ortak paydası korumaktır. Değer verdiğimiz eşyaları örtmemiz onlara verdiğimiz değerden ötürüdür mesela. Anı defterini ya da mücevherleri gizlemenin sebebi budur. Emr-i İlâhî için örtülen beden, bilinmesini istemediğimiz sırlarımız da diğer sebepler arasında sayılabilir.
Her birinden maksat korumaktır, korunmaktır. Fakat bu zahiri bir korunmadır. Zahiri de olsa saklamak, gizlemek çok önemli bir vazife olsa gerek. Ee böylesine çok işlediğimiz bir fiili daha da çeşitlendirmek abesle iştigal etme kabilinden sayılmayacaktır. Bunun üzerinde düşünülsün! Örtmeye ve örtünmeye muhtacız. Âdemoğluyuz neticede. Cenâb-ı Hakk’ın buyurduğu üzere en şerefli mahlûk insandır. Değerli olan kişi ya da eşya gizlemeye ve gizlenmeye muhtaçtır.
«En şerefli» vasfını bizlere veren Rabbimiz, gündüzümüzü geceyle yerin altını toprakla, bastığımız yeri sema ile örtmüştür. Bu örtme, Rabbimizin bizlere değer verdiğinin bir göstergesidir. Hatta örtmemiz gereken eşyayı, örtünmemiz için kıyafeti, kıyafet için bedeni, beden için eti kemiği bizlere Rabbimiz vermiştir.
İnsan için örtmekten asıl muradın ne olduğunu, gözü haramdan korumak için göz kapağını, düşüncemizi aniden dışa vurmaktan koruyan kalbi veren, kötülüklerden korunmak için örtündüğümüz namazı, sabır örtüsü ile bizi kuşatan orucu, mal-mülkü koruyan zekâtı veren Âlemlerin Rabbine hamd ile anlatmak pek mümkündür. Bu nimetlerden daha da büyüğünü düşünmek sınırları zorlamak sayılamaz. Zira daha da büyüğü var. Size «bedeniniz dışında, yaşamınız boyunca tek bir şey örtme hakkınız var.
Neyi örterdiniz?» diye bir sual edilecek olsa, ne cevap verirdiniz? Okuduğunuz cümleyi düşündüğünüz süre sayıyorum. Elbette ki günahlarımızı, hatalarımızı örtmeyi seçeriz. Çünkü günahlarımız hem insanların nezdinde hem de kendi içimizde kalbimize karşı yaptığımız en büyük tahribattır. Oysa Allah Teâlâ, verdiği bunca ihsanın yanında her birimizin günahını da örtüyor.
O’nun (c.c) örtmesi bizleri türlü kınamalardan da koruyor. Hz. Peygamber ’in «Kim bir Müslümanın ayıbını örter, kusurunu bağışlarsa Allah da onun kusurlarını örter ve bağışlar» hadisi ile bildirdiği bir hak bile tanıyor. İşte bu, nimetlerin en büyüğüdür. Settâr ism-i şerifi ile bunu en güzel yine Cenab-ı Mevla’nın zatı ifade ediyor.
Settâr ismi Ğaffâr ismi ile de alakalıdır. Affedilen günahlar örtülmüş demektir aynı zamanda. Günah ve hatalarımızı örten, kusur ve ayıplarımızı gizleyen, bizlere gizlememiz için utanç duygusunu veren ve insanlar içinde bizi utandırmadan gezdiren Settâr ve Ğaffâr olan Rabbimize hamd olsun.
“Benim dahi günahım çok elim dar Kapına geldim ey Settar ü Gaffar” Eşrefoğlu Rûmî (k.s).
MUHAMMED SELAM İBRAGIMOV