Ana sayfa

Neyi nasil öğrenmeli?

Neyi nasil öğrenmeli?

Bilginin Karşlığı Nedir

Öğrenmek için çok gayret sarf ederiz. Bol bol stres yaşarız. Uykusuz kalırız. Kendimize ayıracak vaktimiz kalmaz. En tembelimiz bile sınavdan bir gün önce sabahlara kadar kitaplarla, testlerle savaşır. Sonuçta sınavlar kazanılır, sınıflar geçilir, okullar biter, iyi kötü bir meslek sahibi olunur. Derken bir de bakarız ki elde ettiğimiz sadece birazcık para. Aslında bu da yıllarca öğrendiğimizin karşılığı değil, yaptığımız işe karşılık aldığımız ücret. İş yoksa aş da yok  hesabı.

Peki, bu kadar çaba sarf etmiş olmamıza rağmen neden hedefe ulaşmış sayamayız kendimizi? Feda edilen gençliğin ve öğrenilen ilimlerin karşılığı neredeyse bir hiç olan dünya mı?

Evet, dünya bir hiç! Gençliğin bir saniyesi ise binlerce dünyaya bedel. Gelgelelim ilimle geçirilen her saniye de binlerce gençliğe bedel.

Öyleyse durup düşünmek ve öğrendiklerimizin karşılığını daha iyi nasıl alabileceğimizi keşfetmek zorundayız.

Hangi Öğrenci Öğrendiğinin Karşılığını Alır?

Bilgi, insanoğlunun büyük hikâyesinde çok önemli bir role sahiptir. Âdem babamız, Allah’tan   öğrendiği ilim sayesinde meleklerden üstün kılındı. Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik bilebilmek ve bildiğini uygulayabilmek.

Her şeyin doğrusu, yanlışı, iyisi ve kötüsü olduğu gibi öğrenmenin de doğru ve yanlış yöntemleri vardır. Bu yüzden neyi, ne zaman, nasıl, niçin ve kimden öğrendiğimiz önemlidir. Çünkü doğru ve yanlış ancak bu şekilde birbirinden ayrılır. Şüphe, hata ve kararsızlıktan kurtulmak bu şekilde mümkün olur.

Bir şeyler öğrenirken gereken şartlara uymayan insan, hedefsiz bir hale gelir. Onun misali rüzgârın önündeki kuru yaprak gibidir. Nereye itilirse oraya gider. Savrulurken harcadığı onca efora karşılık küçük bir kazanım elde eder… Deyim yerindeyse o kişi, yalnızca bir mevsimlik manzara olarak hayatta iz bırakır.

Cesaret, cüret, kuvvet, cömertlik, şefkat vb. özellikler insanların ve hayvanların ortak özellikleridir. Ancak insanoğlu; istediğini seçip öğrenebilmesi, bunu anlayabilmesi ve uygulayabilmesi bakımından hayvanlardan ayrılır. Eğer insan sadece yeme, içme, gezme gibi şeyler için öğrenirse hayvanlarla arasında bir fark kalmaz.

Ne Öğrenmeli?

İslâm ilimsiz, ilim de İslâm’sız düşünülemez. Peygamber Efendimiz’in  “İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız.” hadisi, İslâm’ın ilimle olan ayrılmaz bağını bizlere gösteriyor. Peki; neyi, neden öğrenmeli insan? Her şeyi öğrenmek gerekir mi?

Öğrenilmesi farz olan bilgiler

Bazı bilgiler vardır ki, öğrenilmemesi için hiçbir mazeret kabul edilemez. Peygamber Efendimiz , “İlim öğrenmek kızerkek her Müslümanın üzerine farz kılınmıştır.” diye buyurmuşlardır. Burada kast edilen ilim, elbette temel ilmihal bilgisidir.

Mesela namaz farzdır; dolayısıyla namazla ilgili bilgilerin öğrenilmesi de farzdır. Oruç da böyledir. Hepimizin üzerine farz olduğuna göre, her şeyden önce bu ibadetin nasıl yapılacağını ve hassasiyetlerini bilmemiz gerekir.

Bununla birlikte kişiye özel olarak öğrenilmesi zorunlu olan  zekât ve hac gibi  ibadetler de vardır. Bu ibadetler, kişinin malı ve imkânı varsa, ona farz olur. O halde bu ibadetlerin nasıl yapılacağını, usullerini öğrenmesi de o kişiye farz olur.

Bilmemiz gerekenler sadece bunlarla sınırlı değil. Mesela ticaretle meşgul olanların, alışverişle ilgili hükümleri öğrenmesi farzdır. Ticaretle uğraşmayan biri için aynı şeyi söyleyemeyiz. Yapılan iş, meslek ya da meşgul olunan şey her neyse, doğru ve yanlışı ayırabilmek için o işin fıkhi yönünü öğrenmek gerekir.

Yani her an karşılaşabileceğimiz, bizi ilgilendiren ve uymakla yükümlü olduğumuz ilimleri öğrenmemiz farzdır.

Öğrenilmesi Farz ı Kifaye Olan Bilgiler

Bu tür bilgiler, toplumsal ihtiyacı karşılamak üzere öğrenilmesi gereken bilgilerdir. Bir yerleşim yerinde yeterli sayıdaki kişinin bu ilimleri biliyor olması, diğerlerinin bu sorumluluktan kurtulmasını sağlar. Aksi takdirde, o yerleşim yerindeki insanların tamamı günahkâr olur. Zira bu durum toplumun mağdur olmasına sebep olur.

Mesela doktor, öğretmen, fırıncı, mühendis, kaynakçı, yönetici, pazarcı gibi hayati ihtiyaçları karşılayan, alanında gerekli ilme sahip meslek erbaplarının yerleşik toplumda muhakkak bulunması gerekir. Çünkü hayatımızı idame ettirebilmemiz için bu alanlarda ehil insanların hepsine ihtiyaç duyarız.

Kuş Tek Kanatla Uçmaz!

Farz ı kifaye olan ilimleri öğrenmiş olmak, öncelikle üzerimize farz olan ilimleri bilmekle anlam kazanmış olur. Kişi istediği alanda uzmanlaşsın, eğer namazın nasıl kılındığını bilmiyorsa, üzerine farz olan ilimleri öğrenmemişse, bildiği diğer şeylerin hiçbir önemi kalmaz. Dünya ve ahiret saadetine kavuşmak, her iki ilme de vakıf olmakla mümkün olur.

Cömertlik, cimrilik, korkaklık, cesaret, kibir, tevazu, iffet, israf ve pintilik gibi ahlaki kavramlar da bilinmesi gerekenler arasındadır. Çünkü bu kavramlar hayatımızın içindedir ve her daim karşı karşıya kaldığımız meselelerin özünü oluşturur.

Bilginin zekâtı, onu davranışa dönüştürmektir. Davranışa dönüşmeyen bilgi faydasız ve hatta bazen zararlıdır. Zira en güzel iş, ilmihali halimizle yaşamak ve hali hoş kişilerle arkadaş olmaktır. Hali hoş olanlar, öğrendiklerini uygulayanlardır.

Yemek, İlaç, Hastalık

İnsanın her zaman karşılaşabileceği konuları içeren ilimler  yemek  gibidir. Öğrenilmesi de farzdır. Namazı nasıl kılacağımızı, nasıl oruç tutacağımızı ve ticarete başlamadan helal-haram ayrımını öğrenmek gibi.

Zaman zaman ihtiyaç duyulan konular için öğrenilen ilimler ise  ilaç  gibidir. Öğrenilmesi farz ı kifayedir. İnsanlığa fayda sağlayan herhangi bir meslek gibi. İnsanların kendisine rahatlıkla ulaşabileceği en az bir kişinin bu ilme vakıf olması gerekir.

İlmu’n nücum (yıldız ilmi   astroloji), büyü ve yasaklanmış (haram) diğer işlerle ilgili ilimlerin öğrenilmesi ise  hastalık  gibidir. Öğrenmek ve uygulamak kesinlikle haramdır. Çünkü bu gibi ilimler insanlığa bir fayda sağlamadığı gibi birçok zarara sebep olur.

İstişareyi küçümseme!

Konu ne olursa olsun, kafamıza takılan meselelerde hiç çekinmeden ebeveynimize veya o konu hakkında uzman olan kişilere danışmalıyız. Gereksiz bir gurura kapılarak insanları küçük görmemeli, etrafımızdaki ehil kişileri muhakkak dikkate almalıyız. Hem etrafımızda kendilerine danışabileceğimiz, uzman kimseler bulmak zor olmasa gerek! Bulduğumuzdaysa saygılı bir şekilde ve alçak gönüllülükle kendisine derdimizi anlatıp dermanımızı aramalıyız.

MUHAMMED ABBASOĞLU