Ana sayfa

İBADETLERİN ÖZÜ NAMAZ

İBADETLERİN ÖZÜ NAMAZ

 

İnsanın Rabbine karşı şükrünü en mükemmel şekilde eda edebilmesi için namaz kılması emredilmiştir. Çünkü namazın içinde, bütün varlıkların ibadet şekilleri toplanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de takva sahipleri tarif edilirken gayba imandan sonra namazı ikame etmeleri belirtilmiştir. Peygamberimiz de ﷺ bir hadislerinde İslam’ın; kelime-i şehadet, namaz, zekat, oruç ve hac olmak üzere beş temel üzerine kurulduğunu beyan etmiş; Allah’ın en sevdiği amelin hangisi olduğu sorulduğunda da “Vaktinde kılınan namaz” cevabını vermiştir.

 

Zira namaz kişinin bedeni, dili ve kalbiyle kısaca bütün varlığıyla Allah’a yönelme halini ifade eder. Bu özelliğinden dolayı namaz en mükemmel zikir (etemmü’z-zikr) ve diğer bütün ibadetlerin özü sayılmıştır.

Namaz müminin miracı olarak nitelendirilmiştir. Zira mümin namaz kılarken Allah’ın huzuruna kabul edilir, O’nunla kalben ve sözlü olarak iletişim kurar. Diğer taraftan Peygamberimiz ﷺ bir hadislerinde “Namaz dinin direğidir” (Tirmizi, İman, 8) buyurarak namazın önemli bir rükün olduğuna dikkat çekmiş, secdeyi ise “Kulun Allah’a en yakın durumu” (Müslim, Salat, 215) olarak nitelendirmiştir.

Namazın pek çok hikmeti vardır. Bunların en başta geleni, Allah’ın verdiği nimetlere şükretmektir. Her vaktin namazı, o vakte ulaşmanın yani o vakitte hayatta bulunmanın ve buna bağlı olarak Cenab-ı Hakkın verdiği diğer nimetlerin şükrüdür. İnsan namaz vasıtasıyla, kendisine çeşit çeşit nimetleri veren Rabbine şükür borcunu eda etmeye, hal diliyle yaratanının lütuf ve ikramlarını itiraf edip kulluk görevini yerine getirmeye çalışmış olur. Günde beş defa namaz kılarak özellikle “hayat nimeti”ne şükredip bunu alışkanlık haline getiren bir müminin; kendisine verilen her bir nimete, o nimete uygun bir tarz ve şekilde şükürde bulunacağı da rahatlıkla söylenebilir.

Namazın meşru kılınmasının diğer önemli bir hikmeti de, onun müminin bilerek veya bilmeyerek işlediği hata ve günahlarına kefaret olmasıdır. Her namazın, bir önceki namazdan itibaren işlenecek günahlara kefaret olduğu bir ayette şöyle ifade edilir: “Gündüzün iki tarafında, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri yok eder.” (Hud, 114)

Kötülükleri gideren iyiliklerden birinin de namaz olduğunda şüphe yoktur. Peygamberimiz de ﷺ beş vakit namazı, bir insanın kapısının önünden akıp giden bir ırmağa, namaz kılmayı da bu ırmakta her gün beş kere yıkanmaya benzetmiş ve şöyle demiştir: “Ne dersiniz, birinizin kapısının önünden bir ırmak geçse ve o kimse orada günde beş kere yıkansa bedeninde hiç kir kalır mı?”

Sahabiler, “Kalmaz, ey Allah’ın elçisi” deyince Peygamberimiz “İşte beş vakit namaz buna benzer. Allah namaz sayesinde günahları siler” (Buhari, Mevakit, 6)

buyurmuştur. Bu hadiste büyük küçük günah ayrımı yapılmamakla birlikte, bir başka hadiste büyük günahlardan kaçınıldığı takdirde beş vakit namazın küçük günahlara kefaret olacağı bildirilmiştir.

Namazın özü, kalbin huşu ve huzur içinde olmasıdır. Yüce Allah gerçek anlamda huzur ve mutluluğa ulaşan mümin kullarının özelliklerini sayarken birinci sırada namaza yer verir. Kur’an’da Mü’minun suresinin, 1. ve 2. ayetlerinde şöyle buyrulur: “Gerçekten namazlarında huşu içinde olan müminler kurtuluşa ermiştir.”

Huşu, Allah’ın yüceliği karşısında hissedilen büyük, derin saygıdır. Bu duygu, namaz kılan kimseyi başka duygu ve düşüncelerden arındırarak sadece Allah’a bağlar.

Namaz kılan insan, kendini Allah’a daha yakın hisseder; imanı güçlenir, günah ve hatalardan uzaklaşır. Namaz, insanın duygu dünyasını zenginleştirir. Yüce Allah, “Doğrusu arınan ve Rabbinin adını anıp namaz kılan kurtuluşa ermiştir” (A‘la, 14-15)

buyurarak namazın önemini belirtmiştir. Peygamberimiz de ﷺ namazı “gözümün nuru” diyerek övmüş ve “... Benim mutluluğum namazdadır” buyurmuştur. (Nesai, İşretü’n- Nisa, 1)