Müslümanlar dünyanin gözüne neden batar?
Müslümanlar dünyanin gözüne neden batar?

Ne kuzey sever bizi ne Avrupa ne de Amerika! Yanı başımızdaki Süryani ve Ermeniler de sevmez. Rumların bizi sevmemesi ise çok normaldir.
Daha dün zulümden kurtulmaları için neredeyse kendi varlığımızı tehlikeye attığımız -bugün Polonyalı dediğimiz- Lehliler bile bizi sevmez. İsveçlilerin bizi sevmemelerinin ise mazereti var! Çünkü geçmişte İsveç ve Norveç birbirini yemekten bizim onlara ettiğimiz iyilikleri takdir edecek halde değildiler. Hollanda gibi sonradan yetme, numunelik toplama kamplarını söylemeye gerek dahi yok. İngiltere desen, kulakları sağır sinsi bir acuzedenI farksız! Almanlar mı?
I. Dünya Savaşı’nda bizi sevdikleri evhamına kapılıp kendi kendimizi yaralamadık mı? Kısaca Avrupa bizi sevmemek ve istememek için kendince bir hakka sahip(!). Batılı kafanın -kişisel bazda- bir insanı sevmemesi için ne lazımdır? Pek uzun ve toparlak bir burun, çiçek büzüğü haline gelmiş bir surat, ikiye bölünmüş bir çene, kavuna benzer bir kafa, dahası tarifi zor bir çirkinlik... Hayır! Yalnızca farklı olmak ve öteki olmak yeterlidir. İşte Batı, ‘öteki nefreti’ üzerinden kendini var eden bir zihniyetin adıdır
Mesela, meşhur filozof Voltaire; kısa boylu, uzun burunlu, çökük alınlı ve batık gözlü bir adam olmasına rağmen Rusya imparatoriçesi Büyük Katerina onu her daim dizinin dibinde bulundurmak isteyecek derecede sevmiş olduğu gibi, Prusya kralı büyük Frederick de ona arz-ı ihtiram etmek suretiyle hakkındaki muhabbetlerini açıkça beyan etmişlerdi. Çünkü o, öteki değildi! Yine, Polonyalı meşhur yazar Sienkiewicz’in “Quo Vadis” adlı kitabında istihbaratçı olarak gösterdiği “Tigellinus” pek çirkin ve buruşuk bir adam olduğu halde “Neron” onu sevip takdir ederek büyük bir rütbe ile taltif etmişti.
Yani, dünyayı yakma pahasına kötülükte birleşmek ve ötekini yok etmeye çalışmak Batı’nın genlerinde var! Batının ötekiyle ittifakını anlamak için ise William Shakespeare’in Othello isimli oyununa bakmak yeterli olacaktır. Aslen Berberi bir siyahi olan ve oyuna adını veren Othello, beyaz bir asilzadenin kızı olan Desdemona’yla gizlice evlenir. Kızın soylu babası ve diğer asilzadeler bu durumu hazmedemez. Fakat Osmanlı’ya karşı yapılacak bir savaş için Othello’ya ihtiyaçları olduğundan mesele tatlıya bağlanır. Savaş tehlikesi geçtiğindeyse -entrika dolu bir süreç sonunda- Othello’nun karısını ve kendini öldürmesi sağlanır. Yani Avrupa, ihtiyaç duymadıkça ötekini yanına almaz; ancak bir kez yanına almış olması ötekini kabullendiği anlamına da gelmez. İlk fırsatta ondan kurtulur!
Batı’nın bize karşı -öteki oluşumuzdan başka- bir meselesi daha var: Kıskançlık! Şunu anlamakta zorlanıyorlar: Nasıl oluyor da kupkuru çöllerden yetim ve okuma yazma bilmeyen birine vahiy iniyor da peşinden; Buhara, Hive ve Semerkand’dan Afrika’ya; Hindistan’dan Anadolu’ya kadar her renkten ve ırktan bir millet vücuda gelebiliyor? Üstelik birbirine kardeşlik bağıyla bağlı olan bu millet nasıl oluyor da batıya nispeten ilim, fazilet ve kemalde bu kadar ileride olabiliyor? Zaten sorun bu ya! Bunu anlasalardı, belki de Ebû Cehil gibi küfürlerinde, inatlarında, kibirlerinde ısrarcı olmayacaklardı!
Ey kardeşim! Bilmelisin ki Batı, Endülüs gibi ilim yuvalarını yağmaladıktan sonra “İşte ben daha medeni ve ilerideyim” diyerek kendini hırsızlıkla tatmin etti. Bin yıl önce Kur’an’dan ve sünnetten ilham alıp irfan sahibi olan Tûsî’nin, Sînâ’nın, Cezerî’nin, Câbir bin Hayyan ve nicelerinin ilmini, icadını, medeniyetini çaldı. Yetmedi, birliğimiz ve bağımsızlığımızı hazmedemeyip haçlı seferleri düzenledi. Yetmedi, elimizdeki mümbit toprakları ve zengin kaynakları görüp hileyle, entrikayla, fitne ve fesatla üzerimize çullandı!
İman dolu göğüsleri sindiremeyeceklerini Çanakkale’de, Kutu’l-Amare’de iyice anladılar. Fakat bu kez de imanımıza kast ettiler. Bin türlü naylon fikirler ve akımlar türettiler. Ey kardeşim! Müslümanlar kardeştir. Çizilen sınırlar bizi ayıramaz. Onların entrikaları da artık hiçbirimizi aldatamaz! Gün küfre karşı birlik olma ve Hâlid b. Velîd, Alparslan, Tarık b. Ziyâd, Kafkas kartalı Şeyh Şamil, Selâhaddîn-i Eyyûbî, Fatih Sultan Mehmet ve Sultan Abdülhamit Han’ın izinden gitme günüdür. Gün; kıskançlık ve nefretle bezenmiş gözlere hakikati gösterme gündür!
M. FATİH ÇAKIR