Ana sayfa

CABİR BİN HAYYAN ve KİMYA BİLİMİ

CABİR BİN HAYYAN ve KİMYA BİLİMİ

Batının teknik ve ekonomik üstünlüğü son birkaç yüzyıl içinde politikaya, ideolojiye, medyaya ve hatta okul tarih derslerine de yansımıştır.

 

Okulda, üniversite de okutulan geçmişe dönük olaylar batı merkezlidir. Bizim öğrendiğimiz dünya tarihi her yönüyle batıya dayanmaktadır. Karanlık adını alan orta çağın içinde yerini alan Avrupa, tarihten payını aldı ve bu olaylar bütün dünyaya yansıtıldı. Bu teoriye göre konuşacak olursam orta çağ denen dönemin tarihini yok saymamız gerekecek. Dünya göründüğü gibi homojen değildir. Belki Avrupa da orta çağ karanlık ve kötü dönem olarak akıllarda kalmış olabilir fakat Avrupa ve diğer kıtalarda Müslüman medeniyeti olan ülkeler aksine gelişiyor ve ilerliyordu.

Hatta İslam ülkelerinde o dönemde bilim çok ileride idi. Irakta ki Bağdat, Suriye de ki Şam, Endülüs günümüzde ki İspanya da o dönemlerde gelişen bilim ve ekonominin birer merkezi idiler. Oralara bütün dünyadan âlimler, bilim adamları, tüccarlar toplanıyordu. Peygamber Efendimiz’in ﷺ Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz’ çağrısına uyan Müslüman topluluğu, teknoloji ve ekonomi gelişmelerinde çok muhteşem sonuçlar almıştır.

Bu makale de bilime çok emek verdiği ve bütün dünyanın kabul ettiği Müslüman bilim adamı kimyanın mucidi lakabıyla bilinen Cabir bin Hayyan’ı konuşacağız.

Cabir bin Hayyan, 722 yılında Horasan’ın Tûs şehrinde doğmuş, hayatının büyük kısmını Kûfe’de geçirmiştir. Eczacı olan babasından bitkileri ve bunların iyileştirici etkilerini hayli iyi öğrendiği kabul edilir. Babasının ölümünün ardından Kûfe’de aktarlık yaparken eski kimya geleneğinin önemli temsilcilerinden Cafer es-Sâdık’ı tanıyarak onun talebesi olmuştur.

Kimyaya ilişkin temel bilgileri, büyük hürmet duyduğu ve kimi zaman “Hikmetin Kaynağı” diye nitelendirdiği hocası Cafer es-Sâdık’tan öğrenmiştir. Onun yanında eğitimini tamamladıktan sonra dönemin bilim ve düşünce merkezi olan Bağdat’a gitmiştir. Bağdat’taki yönetici ailelerden biri olan, bilimi ve bilimle uğraşanları himaye edip destekleyen Bermekî ailesinin desteğiyle çalışmalarına uzunca bir süre burada devam etmiştir. Bermekî ailesinin yönetimden uzaklaştırılmasının ardından 803 yılında yeniden Kûfe’ye dönmüştür. Ömrünün geri kalanını burada bilimsel çalışmalar yaparak geçiren Câbir bin Hayyân, 815 yılında Kûfe’de vefat etmiştir. Bazı kaynaklarda, doğduğu yer olan Tûs’ta hayatını kaybettiği yazılıdır.

 Câbir Latin dünyasında Geber adıyla tanınmıştır. Batı’da XIII ve XIV. yüzyıllarda ortaya çıkan Geber külliyatının, kimya ilminin sonraki altı asırlık gelişmesinde çok önemli roller oynadığı anlaşılmaktadır. Summa Perfectionis Magisterii, Liber de İnvestigatione Perfectionis, Liber de İnventione Veritatis, Liber Fornacum ve Testamentum Geberi adlı eserlerden oluşan bu külliyatın Câbir külliyatı ile bağlantısı eskiden beri tartışılmıştır.

Bu konudaki en önemli çalışma 1893 yılında M. Berthelot tarafından yapılmış, Câbir’in eserleriyle Latin Geber külliyatı arasında önemli farklar olduğu, Arapça ve Latince külliyatların farklı yazarların kaleminden çıktığı ileri sürülmüştür. Bu karşılaştırmanın sonuçları arasında, Latin Geber’in modern kimyanın doğmasında Câbir’den daha önemli bir role sahip olduğu iddiası da yer alır. Ancak Arap kimya geleneğinin de Latin dünyasında tanındığının bir işareti olarak hiç olmazsa Câbir’in Kitâbü’s-Sebʿîn adlı eserinin Latince’ye tercüme edildiği kabul edilmektedir. Ayrıca Latin Geber’e ait eserlerin Câbir’e nisbet edilen eserler arasında yer almayışı da Geber külliyatının başka bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiği kanaatini destekler mahiyettedir. Ancak Corbin’in de işaret ettiği gibi Berthelot ve onun peşinden gidenlerin vardıkları sonuçları nihaî sonuçlar olarak görmek yanıltıcı olabilir.

 

Robert Kurbanov