Müslümanin i̇mani nasil güçleni̇r?

İmanımızı güçlendiren nedir? İmanımızı güçlendiren temel husus elbette Allaha tevekkül etmektir. Yüce Rabbimiz Kuran Kerimde şöyle buyurmaktadır: Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şeye bir ölçü koymuştur. (Talak 65/3)
Kuranı kerimde bize ibret olarak bir çok kıssa anlatılmaktadır Yusuf kıssası onlardan biridir. Hatırlayın Yusuf zindandayken onun yanına iki kişi daha getirildi. İkisi de rüya gördüler birisi dedi ki “kendimi rüyamda şarap sıkarken gördüm”. Öteki de “ben de başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm” dedi ve bize bu rüyaların yorumunu yap dediler. Yusuf “Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeri de asılacak, kuşlar başından yiyecekler.” Dedi.
Hadise aynı Yusuf söylediği şekilde gerçekleşti. Efendisine şarap sunacak kişi tam zindandan ayrılırken Yusuf ona “Beni efendinin yanında hatırla” dedi. Özgürlüğüne kavuşan o kişi yine efendisine şarap sunmaya başladı fakat Yusuf ’mın isteğini unutmuştu. Yusuf Allaha değil de hükümdara ümit bağladığı için Allah şarap sunan kişiye Yusuf mı ve onun ricasını birkaç yıllığına unutturdu. Eğer Yusuf sadece Allaha tevekkül edip bekleseydi bu mesele belki daha çabuk çözülebilirdi.
Bir diğer kıssa ise İbrahim mın kıssasıdır. Hz. İbrahim bağlanıp ateşe atılacağı zaman, Hz. Cebrail gelip “Senin bir ihtiyacın var mı?” diye sormuş, o da “Sana bir ihtiyacım yok.” dedi. Cebrail , “Peki seni kurtarması için Allah’a yalvarmayacak mısın?” deyince de Hz. İbrahim , “Onun benim durumumu bilmesi, bir şey söylememe ihtiyaç bırakmamaktadır.” diyerek cevap verdi. İbrahim tereddütsüz bir şekilde Rabbine tevekkül ettiği için Allah şöyle buyurdu:
«Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve zararsız ol!» (Enbiyâ, 21/69).
Ayette geçen zararsız kelimesi olmasaydı İbrahim soğuktan ölebilirdi. Denildi ki eğer Hz. Ademin oğulları Allah’a c bu şekilde tevekkül etselerdi dünyadaki hava durumu onların isteklerine göre olurdu. Bugün görüyoruz ki iklim gittikçe kötüye gidiyor. Doğada anormal olaylar meydana geliyor. Bu olanların tek nedeni imanımızın zayıflamasıdır. Yaptıklarımıza karşılık Allah bizi çeşitli imtihanlara sokup felaketler gönderiyor.
İbrahim mın diğer kıssası ise: İbrahim , seksen altı yaşında bulunduğu sırada İsmail , Hz. Hâcer’den doğdu. Yüce Allah İbrahim , Hz. Hacer’le İsmail , Belde i Haram’a götürmesini vahy etti. İbrahim Allahın emrine itaat ederek Hz. Haceri ve İsmail Mekke’nin bugün bulunduğu yere götürdü ve orada bıraktı. O gün Mekke’de kimse yaşamıyordu, orada hiç su da yoktu. Hz. İbrahim eşini ve çocuğunuburaya bıraktı.
Yanlarına, içerisinde hurma bulunan eski bir azık dağarcığı ile su bulunan bir tulum bıraktı. Hz. İbrahim bundan sonra (emr i İlahi ile) arkasını dönüp Şam`a gitmek üzere oradan uzaklaştı. Hazreti İsmail’in annesi, Hazreti İbrahim’in peşine düştü «Ey İbrahim, bizi burada, hiçbir insanın hiçbir yoldaşın bulunmadığı bir yerde bırakıp nereye gidiyorsun?» diye seslendi. Bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Hz. İbrahim , emir gereği ona dönüp bakmadı bile.
Anne, tekrar (üçüncü kere) seslendi. «Böyle yapmanı sana Allah mı emretti?» dedi. Hz. İbrahim bunun üzerine «Evet!» buyurdu. Kadın: «Öyleyse (Rabbimiz bizi korur), bizi burada perişan etmez!» dedi ve geri döndü. Hz. İbrahim de yoluna devam etti.
İsmail`in annesi, çocuğu emziriyor, yanlarındaki sudan içiyordu. Kaptaki su bitince susadı, (sütü de kesildi), çocuğu da susadı (İsmail bu esnada iki yaşında idi). Kadıncağız (susuzluktan) kıvranıp ızdırap çeken çocuğa bakıyordu. Onu bu halde seyretmenin acısına dayanamayarak oradan kalkıp, kendisine en yakın bulduğu Safa Tepesine gitti. Üzerine çıktı, birilerini görebilir miyim diye vadiye yönelip etrafa baktı, ama kimseyi göremedi. Safa`dan indi, vadiye ulaştı, entarisinin eteğini topladı.
Telaşa kapılmış bir insanın koşuşuyla koşmaya başladı. Vadiyi geçti. Merve Tepesine geldi, üzerine çıktı, oradan etrafa baktı, birilerini bulmaya çalıştı. Ama kimseyi göremedi.
Bu gidip gelişi yedi kere yaptı. Anne, bu sefer Merve`ye yaklaşınca bir ses işitti. Kendi kendine: «Sus» dedi ve sese kulağını verdi. O sesi yine işitti. Bunun üzerine: «Ey ses sahibi! Sen sesini işittirdin, bir yardımın olacaksa gecikme!» dedi. Derken zemzemin yanında bir melek tecelli etti. Bu Hazreti Cebrail`di. Hazreti Cebrail kadına seslendi:
Bu gidip gelişi yedi kere yaptı. Anne, bu sefer Merve`ye yaklaşınca bir ses işitti. Kendi kendine: «Sus» dedi ve sese kulağını verdi. O sesi yine işitti. Bunun üzerine: «Ey ses sahibi! Sen sesini işittirdin, bir yardımın olacaksa gecikme!» dedi. Derken zemzemin yanında bir melek tecelli etti. Bu Hazreti Cebrail`di. Hazreti Cebrail kadına seslendi:
dedi ve ayağının ökçesi veya kanadıyla yeri eşeledi. Nihayet su çıkmaya başladı. Kadın boşa akmaması için suyun etrafını eliyle kapatmaya çalışıyordu. Bir taraftan da sudan kabına dolduruyordu. Su ise, kadın aldıkça dipten fışkırıyordu. O günden bu güne herkes zemzem suyunu içiyor.
Başka bir kıssa da Sahabelerin zamanında gerçekleşmiştir: Sahabenin biri diğer sahabeler ile beraber savaşa gitti. Evde hanımını ve küçük çocuklarını bıraktı. İnsanlar ona soruyordu “kocan savaşa gitti seni çocuklarla yalnız bıraktı size kim bakacak?” Diyorlardı. O kadının kalbi iman doluydu şöyle cevap veriyordu “ben kendimi bildim bileli kocam sadece tüketmeye bakardı. Pek ailenin rızkını, geçim kaynağını aramazdı. Veren de her zaman Allah ’ydı. Bizim için durum pek değişmedi. Tüketen gitti veren ise kaldı.” Sözüne devam etti kadın “ben her şeyi Allahtan bilirim ve beklerim. Onun için benim korkacak bir şeyim yok.”
Malik b. Dinar bir gün gaipten gelen bir ses duydu. Şöyle sesleniyordu “Falanca camiye git orada üç gündür aç kalmış bir genç bulacaksın. Onun karnını doyur.” Malik b. Dinar buna çok sevindi. Çünkü o genç yüzünden Allah ondan bir şey talep etti ve o camiye gitti. Camiye geldiğinde ibadet halinde bir genç gördü. Onun önüne yemek koydu ve “bir daha acıktığın zaman yanıma gel” dedi. Genç tebessüm etti ve şöyle dedi “seni benim yanıma gönderen Rabbimi es geçeceğimi mi düşünüyorsun?”
Gençte ki itikadın sağlamlığına dikkat edelim. Genç Allah Teâlâ’ya tevekkül etmiş kendini tamamen O’na bırakmıştır ve Hak Teâlâ’nın onu aç bırakmayacağını biliyor. Peygamber Efendimiz bir hadisi şerifte şöyle buyurmaktadır:
“Eğer insanlar Allah’a hakkı ile tevekkül etselerdi, kuşlar gibi rızıklandırılırlardı. Onlar aç gider, tok dönerler.» (Tirmizi, Zühd, 33; İbn Mace, Zühd, 14)
Allah Kuran’ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a âit olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de o bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh i Mahfuz’da yazılı) dır.
Tevekkülde bu seviyeye ulaşmamız için yediklerimizin helal olması gerekmektedir. İmam Gazali İhyai Ulümuddin adlı eserinde: Helal rızık imanın temelidir dedi. Helal rızık konusu aynı şu örneğe benzer: Binanın temeli ne kadar sağlam atılırsa bina o kadar sağlam olur. Çünkü temeli sağlam. Aynı şekilde helal yediğimiz zaman imanımız da güçlü olur.
Bu zamanda mürşidi kâmil olmadan olmaz. Onlar ki Peygamberlerin varisleri, kâmil insanlar, rehberdirler, iyiliği kötülükten ayırt eden, Allah’ın emirlerini yerine getiren insanların yolunu ilim ve irfanla aydınlatan büyük zatlardır.
Batıl olan her şeyi terk edip hak olanı yapmak imanı güçlendirir. Müslüman hakka inandığı, hakkı konuştuğu zaman batıl olan her şeyden kaçmış oluyor. Böylece imanı güçlenmiş oluyor. Kişi kendi menfaati için çalışmaz. Onun amacı insanlara hizmet etmek her daim faydalı olabilmek batıl olanı defedip hakka yönlendirmektir. Allah Kuranı Kerimde şöyle buyurmaktadır:
De ki: «Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkumdur.» (İsra 17/81)
Bakırı altın diye gösterirsek bir zaman sonra onun bakır olduğu ortaya çıkmayacak mı? Bakırın hiçbir zaman altın olamayacağını da biliyoruz. Özellikle yağmur suyu bakıra değdiği zaman parlaklığı gider. Demir misali su değdiğinde zamanla paslanır. Hak, er ya da geç yerini bulur. Doğanın kanunu böyledir.
Zamanla insanın yaptığı kötülükler ve söylediği yalanlar da ortaya çıkıyor. Yüce Allah bir şekilde yapılan kötülüğü ortaya çıkarıyor. Gerçek mümin her zaman hakkın yanında olur ve hak için mücadele eder. Hatırlayın İmam Ahmed .Hanbele ne kadar eziyet etmişlerdi. Ondan istenen Kuranı Kerimin mahlûk olduğunu kabul etmesiydi. Bağdat’ta mutezile fırkasına mensup olanlar, Kur’an ı kerim mahlûktur diyerek, bu yanlış itikatlarına Abbasi halifesi Memun’u da inandırdılar. Bunu kabul etmesi için, Ahmed bin Hanbel hazretlerini de zorlayıp, Memun vasıtasıyla bu hususta baskı ve çok işkence yaptılar ve 28 ay hapsettiler.
Bütün bu baskı ve işkencelere rağmen, o, ‘’Kur’an ı kerim, Allah Teâlâ’nın kelamıdır. Mahlûk değildir» diyerek, Ehl i sünnet itikadını bildirdi. Mutasım’ın halifeliği sırasında da çok baskı ve işkencelere maruz kaldı, elMütevekkil halife olunca, mutezile fırkası mensuplarını saraydan uzaklaştırdı.
Fıkıh ve hadis âlimlerine hürmet ve yakınlık gösterdi. Böylece imam Ahmed hazretleri, yapılan baskı ve işkenceden kurtuldu. Yaptığı hizmetlerle, zamanındaki ve sonraki asırlardaki insanlara rehber oldu. Allah Kuran da şöyle buyurmaktadır:
Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, «İnsanlar size karşı ordu toplamışlar, onlardan korkun» dediklerinde, bu söz onların imanını artırdı ve «Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!» dediler. (Al i İmran 3/173)
İmanı güçlendiren bir diğer husus Ahireti düşünmektir. Âhiret günü, bu dünyanın ömrü tükendikten sonra yeniden başlayacak ve sonsuza kadar devam edecek olan zamandır. İnsanlar tekrar dirilip kabirlerinden kalkacaklar, dünyada yaptıklarından dolayı hesaba çekilecekler, amel defterleri ellerine verilecek, sırat köprüsünden geçilecek, iyiler cennete, kötüler cehenneme girecek. O gün herkes yaptığının hesabını verecektir. Onun için dünya hayatına aldanıp sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi davranmamak lazım.
Peygamber Efendimiz irtihaline sebep olan rahatsızlık günlerinden birinde, Hz. Fatıma ’yı yanına çağırır ve eğilip kulağına bir şeyler fısıldar. Hz. Fatıma validemiz sessizce gözyaşları döktü. Bir süre sonra Allah Rasûlü yine onun kulağına bir şeyler fısıldar. Bu sefer de öyle sevindi ki, onu karşıdan görenler, kendisine bütün Cennet kapılarının açıldığını zannederlerdi.
Bu hadise Hz. Aişe validemizin gözünden kaçmamış, biraz sonra bunun sebebini sormuş, Hz. Fatıma validemiz de bunun Allah Rasûlü ’e ait bir sır olduğunu, dolayısıyla da açıklayamayacağını söyleyerek onu cevapsız bırakmıştı.
Devam edecek…
ALIGADJI SEYYIDGUSEYNOV