Tevazu ve huşu

Tevazu, alçakgönüllü olmak demektir. Böylelerine, mütevazı insan denilir. Tevazu sahipleri kendilerinden aşağıda olanlara küçük muamelesi yapmaz, onları hor ve hakir görmezler. Arkadaşları arasında büyüklük taslamazlar. İslâm tevazua büyük önem vermiştir.
Peygamberimiz bu özelliği hem bizzat üzerinde taşımış, hem de sözleriyle tavsiye etmiştir. Bir gün kendisine bir adam getirilir, gelen şahıs korkudan titremeye başlar. Bunu gören Allah Resulu :
«Sakin ol, ben bir melik değil, Kureyşten, kuru et yiyen bir kadının oğluyum» buyurmuştur (Gazalî, İhyâu Ulûmi'd din).
Huşû Allah’a karşı korku ve sevgi ile boyun eğme ve bu duygu ile alçak gönüllülük ve tevazu göstermektir. Nerede olunursa olunsun, Allah Teâlâ"nın her şeye muttali olduğunu, azametini ve kişilerin kusurlarını bilmeyi gerekli kılar. Asıl huşû, bu bilgilerden doğar. Bunun için huşû yalnız namaza bağlı değildir. Namazda, namaz dışında, yalnızken de huşû uygulanır. Yüce Rabbimiz Kuran"ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:
“Rahmân"ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, «selâm!» der (geçer)ler.” (Furkan 25/63).
Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur;
«Muhakkak Allah Teâlâ, bana, sizin mütevazı olmanızı vahyetti. Her kim Allah için alçakgönüllülük yaparsa, Allah muhakkak onun derecesini yükseltir.” (Müslim; Tirmizî,).
Üç şey insanı helake sürükler: Açgözlülük, şehvet ve kibir. Hadisi şerifte;
«"Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez. Kalbinde zerre kadar iman olan da cehenneme girmez."»
Ebû Yezîd el Bestâmi şöyle anlattı: Bir gün bir ses duydum Ey Ebû Yezîd Allahın rızasını talep ediyorsan kendini diğer insanlardan üstün görme!
Tevazunun Alametleri
Kibir hakkı kabul etmemek ve diğer insanları kendinden küçük görmek ve onlara karşı nefret duygusu beslemektir. Tevazu ise hakkı olduğu gibi kabul etmek ilahi emirleri severek uygulamak, diğer insanları Allah için sevmek ve onlara karşı yumuşak davranmaktır. Tevazu insanlar sana muhtaç, onlar senden daha kötü, sen olmazsan olmaz gibi düşünceleri insanın zihninden siler.
Ashabın Tevazusu
Sahabeler Peygamber Efendimizi örnek alarak bir birlerine karşı hiçbir zaman kibirli davranışlar sergilememişlerdir. Anlatıldığına göre Peygamberimiz hastaları ziyaret eder cenazelere katılır, eşeğe biner, yardıma muhtaç olanlara yardım eder, devesine yem verir, evini süpürür, elbisesini yama yapar, hizmetçisiyle birlikte yemek yerdi. Ailesinin ihtiyacını karşılamak için pazara gitmekten utanmazdı.
Peygamberimiz herkese değer verir ve hiçbir şekilde nezaketi ihmal etmezdi. Gördüğü insanlara ayırım yapmadan, önce o selâm verir, erkeklerle tokalaşır, muhatabı elini bırakmadıkça o da bırakmazdı. Karşısındakine bütün vücuduyla dönerek konuşur ve muhatabı yüzünü çevirmedikçe de çevirmezdi.
Ömer , hızlı yürüyordu ve diyordu ki bu yürüyüş amaca ulaştırır ve kibirden uzaklaştırır. Bir gün Ömer , ihtiyacı için bir yere kadar gitmişti. Döndüğünde orada bulunanlar dediler ki “bize söyleseydin biz getirirdik.”. Ömer şöyle cevap verdi: “Ben gittiğimde de Ömer idim döndüğümde de Ömer olarak döndüm.”
Zeyd ibn Sabit devesine binerken İbn Abbas binmesine yardımcı olmak istedi. Bunun üzerine Zeyd ibn Sabit “yapma bunu ey Peygamberin amcasının oğlu.” Dedi. Bunun üzerine İbn Abbas “bize alimlere hizmet etmemizi öğrettiler” buyurdu. Zeyd ibn Sabit İbn Abbasın elini tutup öptü ve şöyle dedi: “Bize de Peygamberimizin ailesinden olana hürmeti öğrettiler.”
Urve bin Zübeyrin anlattığına göre bir gün Hazreti Ömer sırtında ağır su tulumuyla geliyordu. Ona dedim ki “Ey Emirül müminin bu senin yapacağın işler değildir.” Ömer şöyle cevap verdi;
“Bugün farklı yerlerden heyetler geldi. Onları kabul ettim. Onlar da sadakatlerini bildirdiler. Kibirlendiğimi hissettim. Bu hissi yok etmek için bunu yapma gereğini duydum.” Ömer o suyu Ensar’dan olan yaşlı bir kadının evine götürüp onun kabına boşalttı. Ebu Hüreyre Medine valisiyken sırtına odun yükleyerek şöyle diyordu; “Hükümdarınıza yol verin.” İbn Abbas’a şöyle buyurdu; “Tevazu din kardeşinin bardağında kalan suyu içebilmektir.”
Ömer bin Abdülaziz oğluna mektup yazmıştı; Duydum ki yüzük için çok değerli bir taş almışsın! Değeri bin dirhem imiş. Mektubumu alır almaz o yüzüğü sat ve o parayla bin kişiyi doyur. Kendine de iki dirhem değerinde bir yüzük al ve onun için en ucuz taş sipariş et. Taşa da şunu yazdır: Nefsinin değerini bileni Allah affetsin.”
Ömer bin Abdülaziz hutbedeyken üstündeki elbiselerin fiyatı 12 dirhem değerindeydi. Eşyalar: Gömlek, fistan, sarık, pantolon, deri çoraplar.
(Dağıstan Müftüsü kitabından alıntıdır)
AHMED HACI