İnancin gücü

Bayan bir tanıdığım uzun zamandır benden bir kitabı Avarcadan Rusçaya tercüme etmemi ısrarla istiyordu. Kitap hakkında hiçbir fikri de yoktu. Aslında sadece ismini biliyordu. Kitabı muska gibi her yere yanında götürüyor ve tercüme edecek birini bulurum ümidiyle didinip duruyordu. Sürekli yanında gezdirdiği için kitabın kapağında bile küçük silinmeler olmuştu. Kitap ünlü yazar Aligadjı Saygitguseynov’un “İmanın Gücü” adlı eseriydi.
Evet, o dönemde çok yoğundum. Hatta kendime ayıracak az bir zamana hasret kalmıştım diyebilirim. Ayrıca iki cilt olan bir kitabı tercüme etmektense dükkânlarda satılan Avarca birçok kitabı da tercüme edebilirim diye düşünüyordum.
Kadının ısrarları sonucunda içimde en azından birkaç sayfa tercüme ederek ona yardımcı olma isteği oluştu. Böylece kitabın başından birkaç sayfa tercüme ettim. Daha sonra her karşılaştığımızda sessizce çantasından kitabı çıkarıp yalvaran bakışlarıyla “lütfen! Bir sayfa bile çevirsen yeterli” diyordu.
Okuyarak tercüme etmeye başladım ve baktım ki ne dediysem kelime kelimesine yazmış. Birden onun yalvarırcasına bakışları ve bilgiye açlığı beni derinden etkiledi. Bu durum kapalı olan gözlerimi ve gönlümü açtı. İşin enteresan tarafı kitap hakkında hiçbir bilgisi olmayan yani bilmeyen o kadın, bilen ise bendim. Oysa o bir kelime dahi anlamadığı halde bu kitabın peşine düşmüştü.
Kitabın çevirmeye başlayıp her bir satırını okuduğumda neden bu kitabın peşine düştüğünü daha iyi anlıyordum. Fark ettim ki bu ona değil aslında bana lazımmış. Hatta bütün Müslümanlara lazım bir kitapmış diyebilirim.
Bu tercüme serüvenine başladıktan sonra hayatımda birçok sarsıntı yaşadım. Kitap adeta hayatımı bana izah ediyordu. Bütün yaşadıklarım sanki avucumun içindeymiş gibi geliyordu bana.
Sonuç olarak biz tam anlamıyla inandığımızı zannediyoruz namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, gece namazı kılıyoruz, İslam fıkhına göre yaşıyoruz ama tercüme ettikçe anladım ki Allah Teâlâ’nın bizden istediği o kâmil imandan aslında çok uzakmışız.
Kıymetli Müslüman kardeşlerim! Sizlerle “İmanın Gücü” adlı eserde öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum. Orada imanın nasıl olması gerektiğini, Allah Teâlâ’dan ümit kesmememiz gerektiğini, hayatımızı nasıl daha da güzelleştireceğimizi en anlamlı şekliyle görebiliyoruz. Kitabın hem yazarına hem de günümüzde elimize geçmesine vesile olan o bayana şükranlarımı sunuyorum.
Hak Teâlâ’nın Merhametinde Devayı Bulmak
Kıymetli kardeşlerim imanın gücü direk Allahtan umut kesmemeye bağlıdır. Ondan başkasından bir şey beklememektir. İmanın zayıf olması ise Allah’tan başkasından bir şey beklemekle ve ona umut bağlamakla olur. Günümüzde parası olan güçlüdür diyorlar ama biz görüyoruz ki her parası olan mutlu yaşamıyor. Malını helal yollara harcayanlar hariç. Allah Teâlâ kuran kerimde mal mülk peşinde Allah’ı unutan kişiler hakkında şöyle buyuruyor: «Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz.» (Taha20/124)
İman gücü bütün Müslümanlar için gerekli bir vitamin gibidir. Her insan doğru yolda nasıl yürüyeceğini bilmeli. Bela musibet geldiğinde sabretmesini bilmeli. Mutlu olduğu zaman kendini tutmalı ve harama doğru gitmemelidir.
Yüce Allah insana sınırsız hayal etme gücü verdi. Fakat insan, Hak Teâlâ’dan ümidini keserek zayıf imanla hiçbir yere ulaşamaz. İnsan istediğini elde etmek için çeşitli yollara başvurur ve bu yolda bir takım sıkıntılarla karşılaşır. İşte bu zorluk ve sıkıntılar iki türlüdür:
1. Doğal felaketler. Fırtına, kasırga, sel gibi sıkıntılar. Hepimiz Amerika da Katrina kasırgasının nasıl bir felakete yol açtığını gördük. Amerika’da, okyanus kıyısında bulunan ve sessiz sedasız hayatlarını sürdüren birkaç eyalet sular altında kaldı. Buna benzer doğa afetleri başka yerlerde de oluyor.
2. İnsanların yüzünden olan problemler. İnsan her türlü musibetin üstesinden gelebilmesi için sabretmeli ve Allah’ın emirlerine karşı gelmemelidir. Ne olursa olsun insan dinine sarılmalı. Çünkü hayat boyunca her türlü sıkıntılarla karşılaşılması muhtemel olan bir şeydir. Allah Teâlâ bir dert verdiyse o derde derman olacak şeyi de verecektir. Bu derman illa para olacak diye bir durum da söz konusu değildir. Biliyoruz ki zenginlerin de parayla birçok çözemediği sıkıntıları oluyor. Yani bazı durumlarda zenginlikleri işe yaramıyor. Peki insan sıkıntılarını nasıl atlatacak? Doğru yolu nasıl bulacak? Sorunlarını nasıl çözecek? İnsan dinine sarıldığı zaman, iman gölgesinde olduğu zaman ve Rabbinden korktuğu müddetçe bütün sıkıntıları atlatır. Her hangi bir sıkıntı anında innalillahi ve inna ileyhi raciun diyerek her şeyi Allahtan bekleyen kişinin kalbi de sükûnet bulur. Düşünün, annesi yanında olan bir bebek çok huzurlu ve mutludur. Çünkü onun yanında iken çaresizliğini unutuyor ve biliyor ki annesi onu korumak için her türlü sıkıntıya katlanır.
Peygamberimiz bir hadiste şöyle buyuruyor:
“Allah, rahmeti yüz parça yaratmış, doksan dokuzunu kendi nezdinde tutmuş, yeryüzüne bir parçasını indirmiştir. İşte mahlûkât bu bir parçadan dolayı birbirlerine merhamet ederler.” (Buhârî/Edeb/19)
Düşünün, Allah Teala hayvanlara bile nasıl bir merhamet duygusu vermiştir ki en vahşi hayvan bile yavrusu için elinden gelen fedakarlığı çekinmeden yerine getirir. Peki ya bir annenin çocuğuna olan merhameti? Bunların hepsi sadece Hak Teala’nın yüz rahmetinden bir parçasının neticesidir. Onun için Allah Teâlâ’nın gücüne, merhametine inanan kişi sakin olmalı ve rahmetinden asla ümit kesmemeli. Her şeyde Allahın rahmetine, merhametine inanan kişi başına ne gelirse gelsin, Allah Teâlâ’nın ona kötülük yapmayacağını bilir. O şey her ne kadar insana bir kötülükmüş gibi gözükse de. Kim bilebilir ki? Belki de o kötülük olarak gözüken şey iyiliktir o kişi için.
Devam edecek.