Ana sayfa

Şeceat ahlâki

Şeceat ahlâki

Şüphesiz İslam güzel ahlak dinidir. Güzel ahlakın bir yönü de şecaat sahibi olmaktır. Şecaat ahlâkı şehadete götüren yüce ahlakların başında gelir ve şehidlerin temel vasıflarındandır. Şecaat sadece cephede savaşan asker ve mücahitler için değil tüm müminler için önemli ve gerekli görülmüştür. Şecaat kavramı hamiyet, vatan sevgisi, fütüvvet gibi ahlaklar için çatı bir mana ifade etmektedir.

Şecaat kelimesi İslamiyet öncesi genellikle gözü karalığı ve saldırganlığı ifade etmiş daha çok kabilecilik ve intikamla ilgili durumlarda kullanılmıştır. İslamiyetten sonra şecaat, zulüm ve haksızlık karşısında özellikle savaşlarda ortaya çıkan bir öfke ve kahramanlığı ifade eder. Buradaki öfke, insan tabiatında bulunan gazap duygusunun İslam ve imanla ıslah edilmiş, milletin ve mukaddesatın korunması için gerekli olan ve ölçüleri bulunan bir öfkedir.

Şecaat ahlakının Kur’an’dan delili Fetih suresindeki şu ayeti kerimedir: “Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat’ta ve İncil’de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir.” Fetih 48/29.

Ayeti kerimede Peygamber Efendimiz’le beraber olan (ve onun yolunda yürüyen) müminlerin vasıfları zikredilmiş ve savaşta kafirlere aman vermeyen, korku salan “eşiddeu-çok şiddetli” kişiler oldukları belirtilmiştir. Ayetin devamında müminlerin kafirlere ve onlardan gelen tazyiklere karşı “sağlam ve dirençli” oluşu teşbihle anlatılmıştır. Bu ifadeler şecaat ahlakının Kuran’da anlatıldığı yerlerdendir. Zira kitabımızda şecaat kelimesi bizzat geçmemekte ve mana olarak yer almaktadır.

Ayeti kerimeden müminlerin birbirine karşı, kafirlere takındığı tavrın tam aksi bir tutum içinde olması gerektiği de anlaşılmaktadır. Zira ayette müminlerin bir diğer vasfı olarak birbirlerine karşı “çok şefkatli, affedici ve müsamahakar” manasında “ruhameuçok merhametli” ibaresi yer almıştır. İslam milletine bakıldığında, asırlardır oynanan kirli oyunların ve fitnelerin neticesinde Müslümanlar arasındaki muhabbet ve uhuvvetin azaldığı görülmektedir.

Bunun en belirgin olduğu zamanlar ise müminlerin birbirinin hatalarına karşı tahammül gösteremediği zamanlardır. Ayrıca müminlerle ülfeti azaltan, kafirlere sevgi ve hayranlık besleyen, onlardan dostlar edinebilen kişi ya da gruplar dahi meydana gelmiştir.

Oysa Fetih suresi 29. ayeti kerimesi müminlerin din kardeşlerine ve savaşta kafirlere karşı takınması gereken tutumu açık bir şekilde göstermektedir. Şüphesiz bu tutumu muhafaza etmek sıratı müstakim üzere yürümenin bir gereğidir ve bu ölçüyü koruyan müminler her devirde var olmuştur.

Her ne kadar ilk duyuşta şiddeti çağrıştırdığı düşünülse de şecaat güzel ahlâklardandır. Cenabı Hakk’ın «Muhakkak ki sen yüce bir ahlak üzeresin» (Kalem,68/4) buyurduğu Peygamber’imizin e üstün ahlâkından biri de şecaatli olmasıdır. Allah Resûlü günlük hayatında sabırlı, halim, yumuşak huylu biri olmuş savaş meydanında ise şecaatiyle müminlere güç vermiştir. Onun bu yüksek hali tam da Feth sûresindeki mezkur âyetin tezahür etmesidir.

Peygamber şecaati bir müminde bulunması gereken bir ahlâk olarak görmüş ve şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki mümin hem kılıcıyla hem de lisanıyla mücadele eder.” Sahabi efendilerimiz t Resûlullah’ın şecaatini şöyle anlatmıştır: “Savaş şiddetlendiğinde bizler Resûlullah’a sığınır ve onunla korunurduk. Harbin en cesurları dahi onun arkasına sığınıyordu.” Ali t de şöyle demiştir, “Bedir savaşında biz müşriklerden korunmak için Resûlullah’ın yanına sığınmıştık. Hakikaten o insanların en cesaretlisiydi.”