Merhamet
Ey oğul! Bil ki Allah , kişiye anne babasından daha merhametlidir. Şüphesiz Allah’ın merhametini uman her kişinin kardeşine merhamet etmesi gerekir. Nitekim Ka‘bü’l-Ahbâr şöyle demiştir: “İncil’de şöyle denilmiştir: ‘Ey âdemoğlu! Merhamet ettiğin gibi sana da merhamet olunur. Öyle ise Allah’ın kullarına merhamet etmediğin halde O’nun merhametini nasıl umarsın?’
Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Merhamet edenlere Rahmân da merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet edin ki; göktekiler de size merhamet etsin.”
Ey kardeşim! Günahkârlardan birisi sana ilacını sorduğu vakit onu azarlamaktan şiddetle sakın. Bahsi geçen ilaç da zikirdir.
İmam Şa‘rânî şöyle demiştir:
“Günahkârlara merhamet gözüyle bakmayan kişi tarikattan çıkar. Birine kalbinle merhamet etmeden onun günahından dönmesini isteme.”
Resûlullah, müslüman olacağını umduğu bir kimseye yumuşak üslup ile konuşurdu. Bilindiği gibi tarikat ehlinin yanında günahkâr olan kişi, Allah çağıran her kişinin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.
Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Bir kişinin, Allah için sevdiği (mümin) kardeşine şevk (sevgi) ile bakması, benim şu mescidimde kırk sene itikâf etmesinden hayırlıdır.”
Şüphesiz Allah’ın rahmeti geniştir. Nitekim Allah , Davud’a vahiy göndererek şöyle buyurmuştur:
“Bin kişiyi bağışlamam, bir kişiye ateşte azap etmemden bana daha sevimlidir. Çünkü ben çok bağışlayan ve çok merhamet edenim.”
Nakledildiğine göre bir adam Resûlullah’a gelerek bir kadının çocuğunun elinden kayarak damdan düştüğünü, bunu gören kadının çocuğuna olan şefkatinden dolayı hemen peşinden atladığını anlattı.
Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ’nın ümmetime olan merhameti, bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha büyüktür.”
Tasavvuf Ehli - Merhamet Ehli
Şeyh Sühreverdî, Avârifü’l-Meârif adlı eserinde şöyle demiştir:
“Sûfîlerin ahlâkından biri de insanlarla iyi geçinmek, ülfet etmek, din kardeşlerine uyup onlara muhalefet etmemektir.
Allah , Resûlullah’ın sahabilerini şöyle tanıtmıştır:
“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler” (Feth 92/29).
Yine Allah şöyle buyurmuştur: “Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı” (Enfâl 8/63).
Şüphesiz insanlarla iyi geçinmek ve ülfet etmek, Âlem-i ervahta insanların birbirleriyle uyuşmasından ileri gelir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
“(Âlem-i ervahta) birbirleriyle uyuşanlar, dünyada da birbirleriyle kaynaşırlar; orada birbirlerinden hoşlanmayanlar ise kaynaşamaz ve ayrı ayrı olurlar.” “Mümin, (başkalarıyla) ülfet eden ve (kendisiyle) ülfet olunan kimsedir. Ülfet etmeyen ve ülfet olunmayan kimsede hayır yoktur.” “Müminler buluştukları zaman, biri diğerini yıkayan iki el gibidir. Ne zaman iki mümin bir araya gelirse, biri diğerinden istifade eder.”
Ebû İdris Havlânî t bir gün Muaz b. Cebel’ , “Ben seni Allah için seviyorum” dedi. Muaz b. Cebel de ona şöyle dedi: “Müjdelerim. Müjdelerim. Resûlullah’ın, ‘İnsanlardan bir topluluk için, kıyamet günü Arş’ın etrafında kürsüler kurulur. Onların ise, yüzleri dolunay gecesindeki ay gibidir. İnsanlar korku içindedirler fakat onlar korkmazlar. Onlar; Allah Teâlâ’nın kendilerine korku vermediği velî kullarıdır. Onlar mahzun olmazlar’ buyurduğunu işittim. Hz. Peygamber’e , ‘Onlar kimlerdir, yâ Resûlallah? ’ diye sorulduğunda, ‘Allah Teâlâ için birbirini sevenlerdir’ buyurdu
Bundan dolayı sûfîlerin birbirlerine karşı dostlukları tesirlidir. Çünkü onlar Allah için birbirlerini sevdiklerinde, birbirlerine güzel ahlâkı tavsiye ederler. Dolayısıyla aralarında muhabbet hâsıl olur. Böylece mürid şeyhinden, kardeş kardeşten istifade eder.
Yine bundan dolayı her sokak ve mahallede Allah insanların günde beş defa mescidde, bir belde ehlinin haftada bir defa camide, şehirlerdeki insanların toplanma amaçlı yılda her iki bayramda, değişik ülkelerdeki insanları bir araya getirmek için hacda toplanmalarını emretti. Bunların tamamı bir hikmete binaen yapılmıştır. Bu hikmetlerden biri de müminler arasında kaynaşmayı ve ülfeti pekiştirmektir.
Nitekim Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Mümin mümin için tuğlaları birbirini destekleyen binalar gibidir.” “Müminler birbirlerini sevmekte, acımakta ve korumakta bir vücut gibidirler. Bedenden bir uzuv hastalandığında diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluk ve ateşle ona eşlik ederler.”
Ülfet ve insanlarla iyi geçinmek, dostluğun sebeplerini pekiştirir. İyilerle dost olmak tesir eder.