Ana sayfa

GIYBET VE NEMÎME (KOĞUCULUK)

GIYBET VE NEMÎME (KOĞUCULUK)

Gıybet ve koğuculuk, en çirkin sıfatlardan olup manevî birer necasettirler. Zahirî necasetlerle nasıl ki ibadetlere yaklaşmak mümkün değilse, manevî necasetlerle de ilâhî huzura yaklaşmak mümkün değildir.

 

Sâlik, onlardan sakınmak suretiyle nefsini temizlemeli ki böylece kurtuluşa erebilsin. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir” (Şems 91/9).

Yani Allah Teâlâ’nın nefsini arındırdığı kimse kurtuluşa ermiştir.

Gıybet ve koğuculuk, müridi Allah ﷻ yolundan alıkoyan, yürüdüğü yolda hayır geçitlerini ve ilâhî huzura kabul edilmesinin kapılarını kapatan en tehlikeli sıfatlardır. Âlimler, “Müridin azaba dûçar olmasına ve amellerinin boşa çıkmasına neden olan şeyler arasında; insanların ayıplarını araştırmaktan, onlar hakkında gıybet edip ileri geri konuşmaktan ve onlarla alay etmekten daha hızlı tesir eden bir şey yoktur” demişlerdir. Ayrıca bu âlimler kendilerine tâbi olan insanları, din kardeşlerinin ayıplarını onları küçümsemek suretiyle yaymaktan sakındırmışlardır. Olabilir ki kibir ve kendini beğenmek gibi dinlerinde oluşan gediği kapatmak ve bunun neticesinde kemâle ermelerini sağlamak için Allah Teâlâ bu kusuru onlara takdir etmiştir. Bunu İbn Atâullah’ın şu sözü desteklemektedir: “Gönül kırıklığına ve zillete sebep olan nice günahlar vardır ki, büyüklüğe ve kibre sebep olan ibadetlerden daha hayırlıdır.”

 

Gıybet ve Koğuculukla İlgili Sözler

Allah ﷻ dostlarından; gıybet ve koğuculuğun zararları, tehlikeleri ve bunları sâlikin gözüne çok çirkin göstererek onlara karşı dikkatli olup zararlarından sakınması gerektiği hususunda çok güzel sözler nakledilmiştir. Onlardan bazıları şunlardır:

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

Kişiye müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Müslümanın müslümana kanı, ırzı ve malı haramdır.” (Buhârî, Edeb, 57)

Gıybetten sakının. Zira gıybet, zinadan daha ağırdır. Çünkü kişi zina eder, ardından tövbe eder ve böylece Allah Teâlâ onun tövbesini kabul eder. Ancak gıybet eden kişi, arkadaşı onu affetmedikçe Allah da onu affetmez.” ( Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 6741)

İnsanların arasını açmak için laf getirip götüren kimse cennete giremez.” (Buhârî, Edeb, 50)

Bir gün Hz. Peygamber ﷺ,

-        Size en şerlilerinizi haber vereyim mi, diye sordu. Sahabiler,

-        Evet, dediler. Bunun üzerine Resûlullah ﷺ,

-        Laf getirip götüren, dostlar arasını açan ve temiz insanlarda kusur arayan kimselerdir, buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/459)

Salihlerden biri şöyle demiştir:

“İnsanların gıybetini yapan kimsenin misali; bir mancınık dikip onunla iyiliklerini doğuya batıya atan kimseye benzer.”

Süfyân-ı Sevrî’ye, Hz. Peygamber’in ﷺ, “Şüphesiz Allah, et düşkünü olan aileye gazap eder” (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 5668) hadisi sorulduğunda, “Onlar, insanların gıybetini yaparak etlerini yiyenlerdir” demiştir.

Hasan-ı Basrî’ye biri gelerek, “Falan adam senin gıybetini yaptı” dedi. Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, adama bir tabak tatlı göndererek ona, “Duyduğuma göre sen (gıybetimi yaparak) bana iyiliklerini hediye etmişsin; gücüm yettiğince bu tatlıyı o hediyene karşılık olarak gönderiyorum” dedi.

Abdullah b. Mübârek’in yanında birinin gıybeti yapıldı. Bunun üzerine Abdullah b. Mübârek, “Eğer birinin gıybetini yapacak olsaydım anne babamın gıybetini yapardım, çünkü onlar benim iyiliklerimi almaya daha çok hak sahibidirler” dedi.

İbn Atâullah şöyle demiştir:

“Bir kişinin aklını sınamak istersen, yanında birinin adını andığında onun hakkında ne dediğine bak. Şayet onun hakkında kötü konuşuyor ve, ‘Onun adını anmayı bırak, onun şöyle şöyle kötülükleri vardır’ diyorsa, bil ki onun içi harap olmuştur, kendisinde irfan ve marifet yoktur.”

Yahya b. Muâz er-Râzî şöyle demiştir:

“Bir mümin senin şu üç ahlâkından nasibini alsın: Ona bir fayda veremiyorsan zarar da verme. Onu sevindiremiyorsan üzüntüye de sokma. Kendisini övmüyorsan başkalarının yanında da kötüleme.”

Anlatıldığına göre bir defasında İbrahim b. Edhem bir topluluğu yemeğe davet etti. Yemeğe geçecekleri esnada, gıybet yapmaya başladılar. Bunun üzerine onlara, “Bizden önceki insanlar etten önce ekmeği yerlerdi, sizler ise eti ekmekten önce yiyorsunuz” dedi.

Din kardeşlerinden birinin gıybeti yapıldığında onu müdafaa etmek; yaptığı davranışın hayra yorulacak bir tarafı varsa onun hakkında ileri geri konuşulmasına izin vermemek, bizden önceki salihlerin ahlâkındandı. Bu salihler, âlimlerden veya velîlerden biri hakkında, ‘Bu adamın nefsi büyüktür. Çünkü biri onu düğüne davet ettiğinde icabet etmez’ gibi sözler işittiklerinde, ‘O bunu nefsini küçük gördüğü veya çok hayâlı olduğu için yapıyor’ derlerdi.

Saadet ehli kimseler, bir insanın günah işlediğini gördüklerinde zâhiren ona karşı gelip bâtınen de ona dua ederlerdi. Şekâvet ehli ise, ondan intikam almak için ona karşı gelirler. Hatta bazen onun ırzıyla ilgili ileri geri konuşurlar. Mümin, yalnızken din kardeşine nasihat veren, topluluk içinde ayıbını örten kimsedir. Dolayısıyla mümin olan bir kimse bunun aksini yapmaz.

 

Şeyh Ahmad HACİ EFENDİ