Ana sayfa

KULLUĞA ZIT OLAN SIFATLAR

KULLUĞA ZIT OLAN SIFATLAR

KULLUĞA ZIT OLAN SIFATLAR

Bil ki namazda bile sahibinin yüce Allah’ın ﷻ huzuruna ulaşmasına engel olan sıfatlar dörttür:

Birincisi: Rabbânî sıfatlar: Hak Teâlâ’nın sıfatlarına benzemeye çalışmaktır. Allah Teâlâ, kullarını mutlak bir şekilde bu sıfatlar ile yücelik ve ululuk maksadıyla ahlânmaktan nehyetmiştir. Örneğin azamet, kibir, izzet, mutlak zenginlik ve hükümdarlık, haksız yere kullara boyun eğdirme ve müslümanlardan kendini üstün görme gibi.

İkincisi: Şeytânî sıfatlar: Şeytanın sıfatlarına benzemeye çalışmaktır. Örneğin haset, zulüm, birçok hile yapmak, kandırmak, aldatmak, nifak yapmak, bid’at ve sapıklık ehline meyletmek gibi.

Üçüncüsü: Hayvânî sıfatlar: Bunlar aç gözlülük, mide ve tenasül uzvunun arzularını gidermek için hırstır. İşte bunlardan zinaya ve hırsızlığa düşme gerçekleşir.

Dördüncüsü: Yırtıcı hayvan sıfatları: Bunlar haksız yere öfkelenmek ve kindir. İşte bunlardan Allah’ın ﷻ haram kıldığı cana kıymak, birini dövmek ve eziyet etmek meydana gelir.

 

Bu sıfatlardan insana ilk istila eden sıfatlar hayvânî sıfatlardır. Şayet bu sıfatlar büyür ve algıları artarsa, ona yırtıcı hayvan sıfatları gelir. Eğer bu sıfatlarda düşüncesi güçlenir ve Allah Teâlâ onu doğru yola muvaffak etmezse, aklını hile ve aldatmada kullanıp şeytandan yardım ister. Şayet şeytandan yardım isterse, ona rubûbiyet sıfatları gelir.

Her kim şeytanın ahlâkından bir ahlâk ile ahlâklanacak olursa, Hak Teâlâ onu huzurundan kovar. Yüce Allah ﷻ her kimi huzurundan kovarsa, ona düşmanlarını musallat eder. Dolayısıyla sanki Hak Teâlâ, şeytana ve askerlerine şöyle buyurur: “Huzurumda bulunanlara hâkimiyetiniz yoktur. Ancak huzurumdan kovduğum kimseye ise dilediğinizi yapmakta serbestsiniz.”

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:

Allah buyurdu: Git! Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki hepinizin cezası cehennemdir. Tam bir ceza! Onlardan gücünün yettiği kimseleri dâvetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ; mallarına, evlâtlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vaat etmez” (İsrâ 17/63-64).

Bu son derece tehdit içeren bir ifadedir. Allah Teâlâ’nın “mallarına, evlâtlarına ortak ol” sözü, “Onları mallarını haramdan kazanıp harama sarf etmeye sevketmek suretiyle, aynı şekilde zina gibi haram yollarla haram nesepler oluşturmalarını sağlamak suretiyle onlara ortak ol” anlamındadır. “kendilerine vaadlerde bulun” sözü ise “Boş vaatlerde bulun” anlamındadır. “Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vaat etmez” sözü de “Yanlışı süslü göstermek suretiyle doğru olduğu algısını verir” anlamındadır.

Hadiste şöyle nakledilmiştir:

Şüphesiz ki şeytan yeryüzüne indirildiğinde, ‘Ey Rabbim! Beni yeryüzüne indirip rahmetinden kovdun. Bana bir ev ver’ dedi. Allah Teâlâ, ‘evin, hamamdır’ buyurdu. Şeytan, ‘bana bir meclis kıl’ dedi. Allah, ‘meclisin çarşı ve pazarlardır’ dedi. Şeytan, ‘bana yemek ver’ dedi. Cenâb-ı Hak, ‘yemeğin, üzerine Allah’ın ismi zikredilmeyenlerdir’ dedi. Şeytan, ‘bana bir içecek ver’ dedi. Allah Teâlâ, ‘senin içeceğin sarhoş eden her türlü şeydir’ buyurdu. Şeytan, ‘bana bir müezzin kıl’ dedi. Allah Teâlâ, ‘senin müezzinin zurnadır’ dedi. Şeytan, ‘bana bir Kur’an ver’ dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, ‘senin Kur’an’ın şiirdir’ buyurdu. Şeytan, ‘bana bir kitap ver’ dedi. Allah Teâlâ, ‘senin kitabın cilde yapılan dövmelerdir’ dedi. Şeytan, ‘bana hadis ver’ dedi. Allah Teâlâ, ‘senin hadisin yalandır’ dedi. Şeytan, ‘bana bir elçi kıl’ dedi. Allah Teâlâ, ‘senin elçin kâhinlerdir’ buyurdu. Şeytan, ‘avlanmam için bana tuzaklar ver’ dedi. Allah Teâlâ, ‘senin tuzakların kadınlardır’ dedi.” (Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 44055.)

 

Kulluğun Neticeleri

Zayıflığında samimi ol ki, Allah ﷻ sana güç ve kuvvetiyle yardım etsin. Fakirliğinde samimi ol ki, Cenâb-ı Hak seni zenginli ile zengin etsin. Çünkü en büyük fakirliğe sahip olan, en büyük zenginliğe sahip olur. Kulun Mevlâ’sından başka bir şeye yönelmemesinin çaresi, O’nun yardımından başka bir çaresinin olmamasıdır. Her kim kulluk sıfatlarında, özellikle de kulluğun mıknatısı olan zikre sarılmakta samimi olursa, Allah ﷻ ona rubûbiyet sıfatlarıyla yardım eder. Eğer kul bu şekilde samimi olursa, ilâhî huzurda kul ismine layık olmadığını anlar ve böylece Allah ﷻ ona rubûbiyet sıfatlarıyla yardım eder. Bu yardımların en düşük olanı, Latîf olan Allah Teâlâ’dan lütufların çok çabuk gelmesidir. Her kim lütufların kendisine çok çabuk gelmesini istiyorsa, fakirliğinde samimi olsun. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Sadakalar (zekâtlar) ancak fakirlere verilir” (Tevbe 9/60).

Allah’a ﷻ ulaşmış kimselere verilen nimetler artıkça, Allah’a ﷻ olan kullukları da artar. İbadetleri artıkça, Allah’a ﷻ yakınlıkları da artar. Makamları ve şerefleri yükseldikçe, tevazuları ve zilletleri de artar. Müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorludurlar. Nefsin arzularından bir arzuyu elde ettiklerinde, onlardan halis bir şükür meydana gelir.

Bazen nefislerine acıyarak arzulara el uzatırlar. Çünkü nefis onların nezdinde kendisine hediye verilen ve bir şeyle kandırılan çocuk gibidir. Çünkü çocuk, anne babasının siyaseti altında olup kendisine şefkat gösterilecek durumdadır.

Bazen de peygamberlere uymak suretiyle nefislerini arzulardan alıkoyup dünyevî isteklerden az bir şey ile yetinmeyi tercih ederler.

 

Şeyh Ahmad HACİ EFENDİ