RAHATLIK TESLİMİYETTEDİR
RAHATLIK TESLİMİYETTEDİR
Bil ki, kulun yaptığı en çirkin edepsizlik, Rabbinden bir şey isteyip yalvarması, sonra da kendisine verilince, o şeyden çektiği ıstıraptan dolayı rahatsız olup Rabbinden onu almasını istemesidir. Bu kul tam aksine yüce Allah’tan utanarak tamamen istekleri terketseydi, Allah Teâlâ kendisine umduğundan daha fazlasını verip onun için güzel akıbete kefil olurdu. Dolayısıyla kulun kendi nefsi için isteklerini terketmesi daha uygundur. Ancak başka insanlar için dua ediyorsa, buna engel yoktur.
Bazen nimetler imtihanlarla, bazen de imtihanlar nimetlerle gelir. Örneğin nimetlerin iç yüzüne baktığımız vakit, onların birçok musibeti kapsadığını görürüz. Nimetlerdeki en düşük musibet; Hak Teâlâ’nın kıyamet gününde, dil ve kalp ile şükretmek suretiyle onların hakkını yerine getirdi mi veya bu nimetleri kendine değil de O’na isnat etti mi yahut Hak Teâlâ’nın teşvik ettiği yere harcadı mı?, diye nimet sahibinden hesap sormasıdır.
Musibetlerin iç yüzüne baktığımız vakit ise, gerçekte onların en büyük nimet olduğunu görürüz. Çünkü bu musibetler pişmanlığı, zelil olmayı ve alçak gönüllü olmayı meydana getirir. Dolayısıyla Allah Teâlâ, ibadetleri ve ilimleri bizleri kendi rızasına yönlendirmek için meşru kılmıştır. Peygamberler ve kâmil evliyalar meşakkatli ibadetlerle mükellef olduklarından nefisleri son derece zelil hale düşmüştür. Bundan dolayı herhangi bir noksanlıkla imtihan edilmemişlerdir.
Kâmil olan kişi bütün eşyanın arasındaki ilişkiye iki sağlam gözle (ilim ve amel gözüyle) bakar. Eşyaya tek gözle bakan fakih ve sûfî ise kördür. Çünkü kişi, Allah Teâlâ’nın gerçek fail olduğunu görüp yaptığı amelde hareketlerin kendisine ait olduğunu müşâhede ederse, hiç şüphe yok ki Cenâb-ı Hakk’a ortak koşmuş olur. Zira Allah Teâlâ, bizden kendi amellerimizi yaratmamızı istememiştir. Bize, “Yarattığım şeylerle amel edin” demiştir. İşte bundan dolayı günahlara pişman olmanın şiddeti, kulun amelleri kendi nefsine nispet ettiği ölçüdedir. Ancak her ne kadar kulu ve amellerini Allah Teâlâ yaratmış olsa da kulun kendi günahlarını önemsiz görmemesi gerekir. Çünkü kulun günahları büyük görmesi, onun istidadını güçlendirir ve onu ihsan makamına çıkarır. Eğer kul ihsan makamına ulaşırsa, Allah’ın ﷻ bağışlaması karşısında günahlarını önemsemez. Zira o makamda Allah Teâlâ’dan başka bir fail görmez. Öyle ise ey kardeşim! Mümine emrettiğin pişmanlığı, muhsin olan bir kimseye emretme. Çünkü bu, onu aşağı makamlara çeker.
Bil ki ârif olan bir kimse, meydana gelen fiillerde bir etkisinin olduğunu asla görmez. O, kendisini fiillerin çıkışı için ancak bir yer olarak görür. Çünkü fiiller araz oldukları için ancak bir cisimde zuhur eder. Bu nedenle insanların çıkışına sebep olan kapı gibi, kulun azaları da amellerin zuhuru için bir kapı hükmündedir. Dolayısıyla kapıdan çıkan insanlar, o kapıdan doğmamıştır.
Kulu bir olan Allah Teâlâ yarattığına göre, bu nefis kendisinden çıkan amellerin kabule layık olduğunu nasıl görür? Zira nefsin kendisi ve ondan çıkan amellerin tamamı Allah Teâlâ’nındır, O’nun mülkünden bir göz açıp kapayacak kadar çıkmaz. Bunun şuurunda olan bir kimse, kendisinden meydana gelen çokça salih amele sevinmez, az olduğunda da üzülmez.
İmam Şâzelî şöyle demiştir:
“Ben ve bir adam şeyhimin huzurunda oturmuştuk, şeyhim bana hitaben ‘Benden dört şeyi ezberle: Üçü senin, biri de şu fakirindir’ dedi. Ardından da, ‘İşlerinden hiçbir şeyi seçme, seçmemeyi seç, bu seçim hakkından da kaç, hem kendi kaçışından hem de herkesten Allah’a ﷻ doğru kaç. “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur” (Kasas 28/68). Şeriatta tercih edilen her şey Allah’ın ﷻ muradıdır. Dolayısıyla senin hiçbir tercihin olmadığı gibi, onların tamamı da sana gereklidir. Öyle ise duy ve itaat et. Eğer seninle bu hususta münakaşa ve mücadeleye girişirlerse, ‘Allah yaptığınızı çok iyi bilmektedir’ de. Dünyada zahid olmaya ve Allah’a ﷻ tevekkül etmeye dikkat et. Çünkü tevekkül her halin başıdır. Allah’ı ﷻ her halinde müşâhede et. Bütün sözlerinde, hareketlerinde, ahlâkında ve hallerinde O’na ﷻ dayan. Şüpheden, şirkten, aç gözlülükten ve bir şey hususunda Allah’a ﷻ itiraz etmekten şiddetle sakın. Allah’ı ﷻ görüyormuş gibi kulluk et’ dedi. Sonra da, ‘Bu miskinin nefisini alıkoyan iki şeydir: Biri, dünya işlerinde kendi tedbiriyle hareket etmesi, diğeri de sevdiğinin ihsanında şüphe ederek ahiret amellerine girişmesidir. Öyle ise tedbirin ve takdirin ilk anlarında Allah’a ﷻ dönün ki O’ndan kolaylığın yardımlarını elde edesiniz. Ardından korku ve Allah’a yöneliş meydana gelen her günah, günah sayılmaz. İlmi kullanıp sünnete tâbi olmak suretiyle Allah’ın ﷻ seni konumlandırdığı yerden rızkını al. Elinden tutup seni yükseltmedikleri sürece tek başına yükselmeye çalışma, yoksa ilk adımda kayarsın’ dedi.”