TEVEKKÜL GÜZELLİĞİ
Tevekkülün hakikati hakkında birçok söz nakledilmiştir. Onlardan bazıları şunlardır:
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Her kim insanların en güçlüsü olmak istiyorsa, Allah’a tevekkül etsin.”
Yahya b. Muâz’a , “İnsan ne zaman tevekkül sahibi olur?” diye sorduklarında, “Her işine vekil olarak Allah Teâlâ’dan ﷻ razı olduğu zaman” demiştir.
İbn Atâ’ya , “Tevekkülün hakikati nedir?” diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Şiddetli ihtiyacın olmasına rağmen sende sebeplere bir meylin olmaması ve geçim sebepleriyle meşgul olduğun halde kalbinin Cenâb-ı Hakk’a bağlılığının hiç kopmamasıdır.”
Ebû Hâtim es-Sicistânî’ye , tevekkülün şartı sorulunca şöyle demiştir: “Tevekkülün şartı, Ebû Turâb en-Nahşebî’nin, ‘Tevekkül, bedeni kulluğun içine atmak; kalbi yüce Rabbe bağlamak, O’nun yeterli rızkı vereceğine güvenerek kalp huzuru içinde olmak, verilirse şükretmek, verilmezse sabretmektir’ sözüdür.”
Zünnûn-i Mısrî şöyle demiştir:
“Tevekkül, nefsin tedbirlerini terketmek, kendi güç ve kuvvetinden sıyrılmaktır. Bu da ancak, kendisinin içinde bulunduğu her hali yüce Allah’ın ﷻ bildiğini ve gördüğünü bilmesiyle gerçekleşir.”
Denilmiştir ki: “Tevekkül; sadece içinde yaşadığı günün geçim derdine düşmek, yarın düşüncesini kalpten atmaktır.”
Sehl b. Abdullah şöyle demiştir:
“Tevekkül, kulun bütün işlerinde Allah Teâlâ’nın ﷻ iradesine kendisini tam olarak teslim etmesidir.”
Denilmiştir ki: “Tevekkül müminlerin sıfatı, teslim velîlerin sıfatı, tefvîz muvahhidlerin sıfatıdır. Tevekkül, avamın sıfatı, teslim havasın sıfatı, tefvîz havasü’l-havasın sıfatıdır.”
Adamın birisi, Zünnûn-i Mısrî’ye, “Tevekkül nedir?” diye sordu. O da, “Allah’tan başka bütün mal mülk sahiplerine itimadı terketmek ve sebeplere güvenmeyi kalpten çıkarmaktır” diye cevap verdi. Adam, “Biraz daha açıklama yapın” dediğinde, Zünnûn-i Mısrî, “Tevekkül, nefsi kulluğun içine atmak ve onu bir şeyin sahibi olduğu iddiasından kurtarmaktır” dedi.
Ebû Abdullah-ı Kureşî’ye , “Tevekkül nedir?” diye sorulunca, “Bütün hallerde Allah Teâlâ’ya güvenmendir” diye cevap vermiştir.
Âlimlerden birine, “Tevekkül nedir?” diye sorulunca, “Allah Teâlâ’dan almaktır” demiştir.
Denilmiştir ki: “Tevekkül sahiplerinin üç derecesi vardır. Bunlar sırasıyla tevekkül, teslimiyet ve tefvîzdir. Tevekkül eden kimse, Allah’ın ﷻ vaadine güvenir. Teslimiyet sahibi, halini Allah’ın bilmesiyle yetinir. Tefvîz sahibi ise, Allah’ın her hükmüne razı olur.”
Yine denilmiştir ki: “Teslimiyet sahibi, halini Allah’ın bilmesiyle yetinir. Tefvîz sahibi ise, Allah’ın her hükmüne razı olur.”
Ebü’d-Derdâ şöyle demiştir:
“İmanın zirvesi ihlâs, tevekkül ve Allah Teâlâ’ya teslim olmaktır.”
Salihlerden biri şöyle demiştir: “Allah Teâlâ seni bir şey tercih etme hususunda serbest bıraktıysa, tercih etmekten şiddetle sakın ve kendi tercihini bırakıp O’nun tercihine koş. Çünkü sen akıbetinin ne olacağını bilemezsin.”
Tevrat’ta şöyle yazılmıştır: “Kendisi gibi bir insana güvenen bir kimse, lanetlenmiştir.”
Yine Salihlerden biri şöyle demiştir: “Her kim Allah Teâlâ’ya güvenir ve O’ndan yardım dilerse, Cenâb-ı Hak, insanları ona muhtaç bırakır ve onu hikmetle konuşturur.”
Ebû Musa ed-Debîlî demiştir ki: Bâyezid-i Bistâmî’ye , “Tevekkül nedir?” diye soruldu. O da bana, “Bu konuda sen ne diyorsun?” diye sordu. Ben de, “Arkadaşlarımız içindeki âlimler bu konuda, ‘Tevekkül, seni sağından ve solundan yırtıcı hayvanlar ve ejderhalar sarsa, bundan dolayı kalbinde bir hareketlenme (korku) olmamasıdır’ diyorlar” dedim. Bunun üzerine Bâyezid-i Bistâmî şöyle dedi: “Evet, bu, tevekküle yakın bir tariftir. Fakat gerçekte tevekkül şudur: Cennet ehli cennette nimetler içinde keyif etse, cehennemlikler de ateşin içinde azap görse, sonra sen bunlardan birini diğerine tercih etsen (Allah’ın ﷻ bu tercihine itiraz etsen), tevekkül halinden çıkarsın.”
Ebû Bekir el-Verrâk şöyle demiştir:
“Aç gözlülüğe ‘baban kimdir?’ diye sorulsa, ‘takdir olunanda şüphe duymaktır’, derdi. ‘Peki, sanatın nedir?’ diye sorulsa, ‘alçaklığı kazanmaktır’, diye cevap verirdi. ‘Amacın nedir?’ diye sorulsa, ‘mahrumiyettir’, diye cevap verirdi.”
İmam Şâzelî şöyle demiştir:
“Beş şey var ki, onlar bir kimsede bulunmazsa, o kişinin imanı yoktur.
1- Allah’ın emrine teslim olmak.
2- Allah’ın kaza ve kaderine razı olmak.
3- Allah’ın emrine güvenmek.
4- Allah’a tevekkül etmek.
5- Musibetin ilk anında sabretmek.”
Denilmiştir ki: “Ümidini beldelerden kes, ardından Allah’a tevekkül et.”