NEFİS TEZKİYESİ
Bil ki, nefsin nurdan ve karanlıktan perdeleri vardır. Nefsin bu perdelerden kurtulması için müridin izlemesi gereken yol, onunla mücâhede edip ona muhalefet etmesidir. Mücâhedenin esası, nefsi alıştığı şeylerden alıkoymak ve her zaman onu arzularının tam aksi olan şeylere sevk etmektir.
Nefsin tezkiyesinin, felsefecilerin zannettiği gibi akıl yoluyla mümkün olduğunu zannetme. Çünkü nefsi tezkiye etmek, bedenleri tedavi etmek gibidir. Hasta olan bir kimsenin tedavide mahir ve tecrübeli olan bir doktorun gözetimi olmadan ilaç kullanması nasıl ki doğru değilse, nefsi terbiye ve tezkiyesini de bir peygamberin veya bu işte tecrübesi olan bir evliyanın gözetimi olmadan yapmak mümkün değildir. Aynı şekilde padişah konumunda olan kalbi ıslah etmeden, nefsi ıslah etmek mümkün değildir. Zira padişah ıslah olmadan, tebaanın ıslah olması mümkün değildir.
Gerçekten nefsin durumu ve tedavisi zordur. Onu bir defada tedavi edip ıslah etmek mümkün değildir. Nefis sadece gemle güdülen inatçı binek gibidir.
Nefis Tezkiyesinin Üç Anahtarı
Nefis ancak üç şeyle zelil olur ve boyun eğer.
Birincisi: Onu arzularından alıkoymak. Çünkü inatçı olan binek, yemi az olduğunda yumuşar. Aynı şekilde nefis de arzu ettiği şeylerden alıkonulursa zelil olur.
İkincisi: Ona ibadetlerin ağır yükünü yüklemek. Çünkü inatçı olan binek, yemi azaltılıp yükü ağırlaştırılırsa zelil olur, küçülür, gücü düşer, boyun eğer ve itaat eder. Aynı şekilde nefis de böyledir.
Üçüncüsü: Onu yola getirmek için Allah ﷻ’dan yardım isteyip O’na yalvarmak. Çünkü onu yaratan, onu ve onun halini bilen yalnızca Allah ﷻ’dır.
Bil ki Allah ﷻ , nefis ile mücâhede ve tezkiye yolunu haber verip açıklamıştır. Şayet kâfir bir doktor en lezzetli yemeğinin hastalığın hususunda sana zarar vereceğini söylese, onu yemeyip terkeder ve ondan sakınmak için nefsinle mücadele edersin. Peki, mucizelerle desteklenmiş peygamberlerin sözleri ile Allah Teâlâ’nın indirdiği kitaplardaki buyrukları, senin nezdinde; tahminle, zanla, akıl noksanlığı ve bilgi yetersizliğiyle haber veren kâfir bir doktorun sözünden daha mı az tesirli? Ah şunu bilebilseydim; nefsin arzularına karşı sabretmenin acısı mı daha büyük ve zamanı daha uzun, yoksa cehennem tabakalarındaki ateşin acısı mı?
Nefse Muhalefet Etmek
Ey oğul! Bil ki insanın nefsine muhalefet etmesinde çok büyük hayırlar vardır. Ona uyup tâbi olmak ise bütün kötülüklerin anahtarıdır. Nefse muhalefet etmenin her hayrın anahtarı, onun arzularına tâbi olup ona boyun eğmenin her kötülüğün anahtarı olması hususunda her devirde âlimlerin ittifak etmesi sana delil olarak yeter.
Âlimler nefse muhalefet etmeyi her ibadetin başı, onu muhalefet kılıçlarıyla öldürmeyi bu yolun en mühim meselelerinden saymışlardır. Öyle ki bu hususta şöyle demişlerdir:
“Kim bizim bu terbiye yolumuza girerse, nefsine şu dört ölümü yaşatsın; kırmızı ölüm, siyah ölüm, beyaz ölüm ve yeşil ölüm.
Kırmızı ölüm: Bu, nefse ve onun arzularına muhalefet etmek, dünya ve fitnesi ile mücâhede etmek, şeytan ve avaneleri ile savaşmaktır. Bu ölümün kırmızı olmasının sebebi, arzulara ve onları terketmenin ölümünü yaşamaya işarettir.
Siyah ölüm: Bu, halkın eziyetlerine tahammül etmektir. Bu ölümün siyah olmasının sebebi, bunun nefse zor ve ağır geldiğine alamettir.
Beyaz ölüm: Bu, karnı aç bırakmaktır. Bu ölümün beyaz olmasının nedeni, açlığın bâtına ilkâ ettiği nura işarettir.
Yeşil ölüm: Bu, üst üste yama vurulmuş elbise giyip güzel elbise giymeyi terketmektir. Bu ölümün sahibinin kanaat edip az ile yetinmesi, sanki yaşantısının yeşillendiğini gösterir.”
Allah ﷻ , gayrimüslim olsa bile nefsine muhalefet eden her kula, muhalefetin bereketinin kendisine sirayet edeceğini hükmetmiştir.
Denildiğine göre, Mısır topraklarında mükâşefe ile şöhret bulmuş bir rahip vardı. Müslümanlardan bir âlim, “Müslümanlar fitneye düşmesinler diye öldürülmesi gerekir” deyip eline zehirli bir bıçak aldı ve ona gitti. Kapısını çalınca, rahip, “Ey müslümanların âlimi, bıçağı elinden bırak” dedi. Bunun üzerine bıçağı elinden bırakıp içeriye girdi ve ona, “Bu mükâşefe ilmi sana nereden geldi?” diye sordu. Rahip, “Nefse muhalefet etmek sebebiyle geldi” cevabını verdi. Bunun üzerine âlim, “Öyle ise müslüman olur musun?” dedi. Rahip, “Evet olurum, eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resûlullah” deyip şehâdet getirdi. Âlim, “Seni buna sevk eden nedir?” diye sordu. Rahip, “İslâm’ı nefsime arz edince kabul etmedi. Ben de ona muhalefet edip müslüman oldum” diye cevap verdi. Böylece nefsine muhalefet ederek, büyük hayırlara nail olmuş oldu.
Eğer nefse muhalefet etmenin neticesi mükâşefe ve Allah katında kabul ise; onun arzularına uymak ve bu hususta onunla beraber hareket etmek de mahrumiyetten ve Allah’a vasıl olma hususunda geri kalmaktan başka bir netice vermez. Bundan Allah Teâlâ’ya sığınırız.