Ana sayfa

DÜNYA SEVGİSİNDE MÜSLÜMANIN İZLEYECEĞİ YOL

DÜNYA SEVGİSİNDE MÜSLÜMANIN İZLEYECEĞİ YOL

Allah Teâlâ nefisleri; çocuk, kadın, makam ve mal sevgisi üzerine yaratmıştır. Sâlik’in dünyadan yasaklanmış şeylere düşmemesi için, âlimler bu şeyleri sevmenin meşru yolunu açıklamıştır.

 

Nitekim İmam Şa’rânî şöyle demiştir:

“Ey kardeşim! Bil ki fitnenin kaynağı dörttür: kadın, şöhret, mal ve çocuk sevgisi. Ey kardeşim! Kadınları sevmenin meşru yolu, onları Allah ﷻ sana sevdirdiği için sevmendir. Çünkü kadın senden bir parçadır. Zira onlar senden yaratılmıştır. Şayet onları seversen, kendini sevmiş gibi olursun. Bu söylediğimizi, ‘İnfaka önce kendinden başla’ (Müslim, Zekât, 14.) hadis-i şerifi desteklemektedir:

Kadınları özellikle meydana gelmenin, var olmanın ve üremenin sebepleri oldukları için sevmemiz gerekir. Çünkü Hak Teâlâ’nın mülkü ve hükümleri bu yolla ortaya çıkmıştır. Kadınları bu şekilde seven kişi, onları nefsi için değil, Allah ﷻ için sevmiş olur. Böylece onları sevmek kişi için ceza değil, Allah Teâlâ’nın ihsan ettiği bir nimet olur. Çünkü bu durumda kadınlar kişiyi Allah’a ﷻ ve sevgisine yönlendirir. Dolayısıyla onların sevgisi, Allah’ın ﷻ sevgisine sebep olur. Çünkü onlar, mevcudatta Hak Teâlâ’nın kemâline delalet eden varlıkları meydana getirmenin kaynağıdır. Nitekim Resûlullah’ın ﷺ,

“Bana dünyanızdan kadın sevdirildi” (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 7/78 nr. 13232). hadisi buna işaret etmektedir. İşte bu muhabbete, mutlak muhabbet denir.

Bir de bizim mukayyed bir muhabbetimiz vardır. Bu da aynı şekilde övülmüş bir muhabbettir. Örneğin Resûlullah’ın ﷺ, Hz. Âişe ve Hz. Ebû Bekir’i sevmesi gibi. Buna mukayyed muhabbet denilmesinin sebebi; ilk yaratılışta iki şahsın arasında oluşan ruhlar âlemindeki münasebetten, yaratılışlarının birbirine uyumlu olmasından ve Allah Teâlâ’nın onlara ihsan ettiği muhabbetten meydana gelmesidir. İşte bundan dolayı bu muhabbet dünyada ve ahirette yok olmaz.

Şöhret sevgisine gelince; bu sevginin diğer kötülenmiş sıfatlara nazaran sıddîkların kalbinden çıkmasının gecikmesinin sebebi, nefislerin ona olan aşkının çok olmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ bir kulu sevdiğinde, o kulun kendisi için iddia ettiği yerilmiş vasıfları ondan çıkarıp alır. Bu yerilmiş vasıflar ondan tamamen çıkıp gittiğinde, nefsi hakkında daha önce bilmediği Hakk’ın vasıflarından birini iddia etme durumunu bilirse, o vakit Hakk’ın vasıflarından olan şöhreti mahlûkata karşı böbürlenip kibirlenmek için değil Allah’ın ﷻ ahlâkıyla ahlâklanmak için arzular.

Mal sevgisine gelince; ârif olan bir kimse aynı şekilde onu Allah Teâlâ için kabul eder. Âriflerin şöhrette olduğu gibi, tabiatta yerleştirilmiş olması hasebiyle malı sevmeleri kaçınılmazdır. Dolayısıyla ârifler, ‘Sadaka ihtiyaç sahibinin eline düşmeden Rahmân onu kabul eder’ (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 3525.) hadisine bakıp sadaka vermek için malı severler.

Çocuk sevgisine gelince; çocuğuna duyduğu muhabbet babayı, şefkat göstermeksizin Allah Teâlâ’nın (suç işleyen) çocuğu için takdir ettiği had cezalarını yerine getirmekten alıkoyacak mı yoksa alıkoymayacak mı görmek için Allah Teâlâ çocuğu kullarını imtihan ettiği en büyük imtihanlardan biri kılmıştır. Hak Teâlâ’nın had cezaları hususunda çocuğu babasına yabancı olmadığı halde yabancı kılması, imtihanların en büyüğüdür. Nitekim Resûlullah ﷺ buna, ‘Vallahi, şayet Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapmış olsaydı, onun da elini keserdim’ (Buhârî, Enbiyâ, 54.) sözüyle işaret etmiştir.

Bu ölçüyü anladıysan, bu dört fitneye anlattığımız şekilde riayet eden kişinin dünyaya dalmasından korkulmaz. Ey kardeşim! Allah ﷻ dostlarından birinin dünyaya daldığını görürsen, kendine kıyaslayıp da onun dünyayı çok sevdiği zannına kapılma. Zira bu onlar hakkında edepsizliktir.”

 

Güzel Bir Ölçü

Ey kardeşim! Sana dünya ve ahiret işlerini birbirinden ayırt edeceğin zerrece şaşmayan ölçüyü öğreteyim. Bu ölçü; İnsanların kendisi için çekiştiği ve üzerine yarıştığı şeyler arasında elde edilmesi sebebiyle insanlar arasında hoşnutsuzluk meydana getiren her şeyin, Allah Teâlâ’nın kendisi hakkında zühd sahibi olmayı emrettiği dünyadan sayıldığını bilmendir. Nitekim gündüz oruç tutmak, gece ibadet yapmak, çok sadaka vermek, kuyu kazmak, sebil suyu gibi dünyanın karışmadığı ahiret amellerinde çekişme olmaz. Zikrettiğimiz bu şeyler hususunda insanların çekiştiğini görmedik. Ancak müderrislik ve hocalık gibi içinde para, hediye ve şöhret gibi şeyler bulunan haller tam tersidir. Bunu iyi anla.

Âlimlerin dünyadan el çekmeleri; şöhretten, makam sevgisinin esaretinden, mal ve üstün olma hırsından kurtulmaları gerekir. Böyle yaparlarsa işte o zaman; ahiret âlimlerinden, peygamberlerin varislerinden, kıyamet günü gününde mürekkepleri ile şehitlerin kanının tartıldığı ve mürekkepleri şehitlerin kanından daha ağır gelen kimselerden olurlar. Onlar hakkında, “Âlimin uykusu ibadettir” sözü gerçek olur. Böyle kimselerin gözüne ahiretin güzelliği ve manzarası güzel gözükür, dünyanın çirkinliği ve iğrençliği zâhir olur. İşte onlar ahirete ebediyet, dünyaya ise fena gözüyle baktılar. Şüphesiz bunlar fâni olandan kaçıp ahirete yöneldiler. Çünkü dünya ve ahiret iki kuma gibidir. Birini razı edersen diğerini kızdırırsın. Senin yanında dünya üstünse, ahiret alçak olur; ahiret üstünse, dünya alçak olur. İkisini bir arada toplamak ise iki zıttı bir araya getirmek demektir.

 

Şeyh Ahmad Haci Efendi