KULLUĞUN HAKİKATİ
KULLUĞUN HAKİKATİ
Bil ki, kulluk, kendi güç ve kuvvetinden sıyrılman, Allah Teâlâ’nın sana verdiği güç, zenginlik ve nimetin O’ndan olduğunu itiraf etmendir. Yine kulluk, sana emredilen şeylere sıkıca sarılman ve yasaklanan şeylerden sakınmandır.
Âlimlerin kulluğun açıklaması hususundaki ibareleri farklı olsa da, hepsi bir manada toplanır. O da kulluğun Rubûbiyeti müşâhede etmek olduğudur. Çünkü kulluğun vasıfları, rubûbiyetin vasıflarıyla karşılıklıdır. Ulûhiyetin müstahak olduğu her sıfata karşılık kulluk da bir sıfat ister. Mesela Allah Teâlâ’nın sıfatı kudret ise, kulun sıfatı da acziyettir. Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları yücelik ve Kibriyâ ise, kulun sıfatı da muhtaçlık ve gönül kırıklığıdır…
Şimdi de büyüklerin, Allah Teâlâ’nın kulluğunu tarif eden sözlerini nakledelim:
İsa şöyle demiştir:
“Kulluk, yalan iddiayı terketmek, musibetlere sabretmek ve Allah Teâlâ’yı sevmektir.”
Zünnûn-i Mısrî şöyle demiştir:
“Kulluk, yüce Allah’ın ﷻ her halde senin rabbin olduğu gibi, senin de her halde O’nun kulu olmandır.”
Bu, tam da şu habere uygun düşmektedir:
“Allah ﷻ katında kendine her halükarda kulluk yapan kuldan daha değerli bir şey yoktur.”
Denilmiştir ki: “Gerçek kulluk, kendisine ibadet edilen yüce zâtın müşâhedesine dalıp, ibadetini görmeyi terketmektir.”
Yine denilmiştir ki “Gerçek kulluk şu dört esas üzere kuruludur: Ahde vefa, ilâhî sınırları muhafaza, mevcuda rıza, elde olmayana sabır.”
Kulluğun Alametleri
Şüphesiz ki gerçek kulluğun alametleri vardır. Onlardan bazıları şunlardır: Tedbiri terketmek, her şeyde ilâhî takdiri görmek ve kulun Allah Teâlâ’ya karşı hiçbir tercihi olmaması.
Nakledildiğine göre İbrahim b. Edhem bir köle satın aldı. Ona,
-Ne yersin, dedi. Köle,
-Bana ne yedirirsen onu yerim, dedi. İbrahim b. Edhem ,
-Ne iş yaparsın, diye sordu. Köle,
-Beni hangi işte kullanırsan onu yaparım, dedi.
-Peki, hangi şeyi yapmak istersin, dedi. O da,
-Efendisinin isteği karşısında kölenin isteği nerede kalır, dedi. Bunun üzerine İbrahim b. Edhem nefsine dönerek,
-Ey Miskin! Şu kölenin sana teslim olduğu gibi, sen ömründe bir saat bile teslim olmadın, dedi.
İmam Ali el-Havvâs, talebesi İmam Şa‘rânî’ye şöyle tavsiyede bulunmuştur:
“Allah Teâlâ’nın sana gönderdiği rızıktan ihtiyacın kadar yiyip bundan fazlasını yeme. Fazlasını Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak isteyenlere ver. Nefsinin işlerinin tedbiri hususunda kendini yorma. Nefsinin işlerini en güzel şekilde tedbir etmek için bunu Allah Teâlâ’dan iste.” Bunun üzerine İmam Şa‘rânî , “Allah’tan ﷻ bana helâl rızık talep edeyim mi?” diye sordu, İmam Ali el-Havvâs , “Evet iste ve, ‘Ey Cevvâd ve Kerîm olan Allahım, bana vereceğin helâl rızka bereket koy. Beni dünya ve ahirette koru’ diye dua et” dedi. Ardından şöyle devam etti: “İmtihan anında isyan etmekten sakın. İşlerini Allah’a ﷻ teslim eden kişiye, Cenâb-ı Hak ilmi ve ameli nasip eder. Böylece o kimse imam olur. Allah’ın ﷻ gücü her şeye yeter.”
Gerçek kulluğun alametlerinden biri de, yokluk halinde kendisinde hiçbir zillet eseri gözükmemesi, aynı şekilde varlık içinde de zenginlik eseri gözükmemesidir. Her iki hal de onun için eşittir.
Aynı şekilde gerçek kulluğun alametlerinden biri de, nefsinin arzularını daraltması, insanlara bolca dağıtması, dünya lezzetleriyle huzur bulmaması ve onları arzulamamasıdır. Nitekim şöyle denilmiştir: Bir kimse, kendisine hizmet edecek birini istemedikçe tam bir kuldur. Nefsi için bir hizmetçi isteyince gerçek kulluk halinden çıkmış ve kulluğun edebini terketmiş olur.
Kulun şu dört şeyden kesilmemesi kulluğun edeplerindendir: Açlıktan, elbise bulamamaktan, yoksulluktan ve boyun büküklüğünden. Yine kul Cenâb-ı Hakk’ın hükümlerinden hiçbirini reddetmemeli, O’nun ﷻ adına hiçbir şeyi esirgememeli ve O’ndan ﷻ başka hiç kimseden bir şey istememelidir.
Denilmiştir ki: Fakir; sultan gibi heybetli, köle gibi mütevazı ve zelildir. Fakir, kulların sahibi olan Allah’a ﷻ saygısından dolayı onlardan gelen eziyetlere katlanmadıkça gerçek fakir olamaz. Kulun ilmi artıkça, Rabbine olan muhtaçlığı artar ve himmeti yükselir.
Denilmiştir ki: İbadetinden maksadın sevap ve ecir beklemeksizin sadece Allah’a ﷻ yakınlaşmak olmalıdır. Eğer Allah Teâlâ sana huzuruna varma nimetini ihsan ederse, işte asıl ecir ve daha fazlası oradadır. İşte orada öyle nimetler sana ihsan eder ki, artık sen de başkalarına ikram etmeye başlarsın.
Şüphesiz ki rubûbiyet Hak Teâlâ’nın ayrılmaz sıfatı olduğu gibi, kulluk da kuldan ayrılmayan bir sıfattır. İlmi ve ameliyle Rabbine karşı muhtaçlığı ve mahlûkata karşı tevazusu artmayan her kul helâk olmuştur. Malıyla zengin olan fakirdir. Şöhretiyle yetinen hakirdir. Aşiretiyle güçlenen zelildir. İyilikleriyle kanaat eden müflistir. Rabbiyle müstağni olan zengindir.