Ana sayfa

DÜNYA SEVGİSİ

DÜNYA SEVGİSİ

DÜNYA SEVGİSİ

Dünya İnsanın Düşmanıdır

Bil ki dünya sevgisi, bütün şeriatlarda yerilmiştir. Dünya sevgisi, her günahın başı ve her fitnenin sebebidir. Öyle ise kulun, dünyada zâhid olması ve makam sevgisini kalbinden çıkarması gerekir. Çünkü makam sevgisi, sahibine mal sevgisinden daha zararlıdır. Ancak her ikisi de dünya sevgisine işaret eder.

Dünya insanın düşmanıdır. Onun bir lâşe olduğuna nakledilen şu haber yeterlidir:

“Allah Teâlâ, Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı yeryüzüne indirdiğinde, cennetin güzel kokusunu kaybedip dünyanın kokusunu aldıklarında, onun pis kokusundan dolayı kırk sabah bayılmışlardır.”

Rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ dünyaya şöyle buyurmuştur:

“Ey Dünya! Her kim bana hizmet ederse, ona hizmet et. Her kim de sana hizmet ederse, onu kendine hizmetçi kıl.”

Dünya nimetleri denildiğinde, bundan maksat mal, yeme, konuşma ve uykudur. Öyle ise ey mürid! Kalbini fâni lezzetlerle meşgul etmekten sakın. Çünkü bunlar kalpte biten kıl gibidir. Eğer bir kıl kalpte biterse, sahibi anında ölür. Bu nedenle Allah Teâlâ, kılları insan cildinin içinde değil de dışında yaratmıştır. İşte buradan, neden müminlerin cennete tek bir kalp üzerinde; sürmeli, sakalsız ve tüysüz girdiklerinin hikmetini anlarsın. Yani vücutlarının üzerinde kıl çıksaydı anında ölürlerdi. Çünkü onlar hem cismen hem de ruhen tek bir kalp üzerinde olup Rablerinden perdelenmezler. Buradan anlaşıldı ki dünyayı seven her mürid, az veya çok olsun sevgisi ölçüsünde Allah Teâlâ ona buğz eder.

 Seni Allah Teâlâ’dan meşgul eden her şey dünya, senin Allah Teâlâ’nın rızasına yönelmene yardımcı olacak her şey ise ahirettir.

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

“Allah, kendisine dünyadan daha sevimsiz gelen bir şey yaratmamıştır. Allah onu yarattığından beri ona rahmet nazarıyla bakmamıştır.” (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 10500)

“Dünya ve içindekiler lanetlenmiştir. Ancak Allah’ın zikri ve buna benzer şeyler müstesna.” (Tirmizî, Zühd, 14)

 

İbadet ve Dünya Sevgisi

İmam Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî  şöyle demiştir:

“Kul her iki cihandan bir şeye meylederse, dünya ve ahirette Hak Teâlâ’nın huzurunda durması doğru değildir. Çünkü Allah’ın ﷻ huzurunda yalnızca Allah’ın ﷻ kulu durabilir. Başkaları ise kâinatta sevdikleri şeylerle oturup bunun ötesine geçemezler.”

Şeyh Ebü’l-Hasan Ali b. el-Müzenî şöyle demiştir:

“Sizler birini temize çıkarıp sıddîkların makamına çıkarsanız bile, eğer bu kişi dünyayı kalbiyle seviyorsa Allah ﷻ ona aldırış etmez. Allah’a ﷻ yemin ederim ki tarikat ehlinden helâk olanlar, kalplerinde zenginliğin tadını hissettiklerinden dolayı helâk olmuşlardır.”

İmam Şâzelî şöyle demiştir:

“Dünya sevgisiyle beraber yapılan ibadet, kalp meşguliyetinden ve azaların yorulmasından başka bir şey değildir. Yapılan bu ibadet, ruhsuz bir ceset gibidir. Dünyada zâhid olmanın hakikati, ona sevgiyle yönelmemektir. Dolayısıyla zühd, elde bulunan dünyalığı elden çıkarmak değildir. Çünkü Resûlullah ﷺ ticaret ve sanatı yasaklamamıştır.”

 

Dünyaya Aldanmamak

Resûlullah ﷺ sahabileri, dünyada sanki bir yolcuymuş gibi davranmaları ve bu hakikati kalplerinden ve akıllarından çıkarmamaları husu-sunda uyarırdı. Dolayısıyla bu hatırlatma, onları dünya sevgisinin tuzağından alıkoyuyordu.

Resûlullah ﷺ şöyle buyururdu:

“Dünyada sanki bir garip veya yolcuymuşsun gibi ol ve kendini ölülerden say.”

İbn Ömer şöyle derdi:

“Akşama ulaştığında sabahı, sabaha kavuştuğunda da akşamı bekleme. Hasta olmadan önce sağlığını, yaşlılığından önce gençliğini, meşguliyetinden önce boş zamanını, ölüm gelmeden önce de hayatını ganimet bil. Çünkü sen yarın kıyamet gününde isminin ne olacağını bilemezsin”

 İmam Cüneyd’e hangi ilmin daha faydalı olduğu sorulunca, o şöyle demiştir:

“Seni Allah Teâlâ’nın rızasına götüren ve seni nefsinden uzaklaştıran ilimdir. Faydalı ilim, sahibine; tevazuyu, sırrı korumayı, zâhiri murakabe etmeyi, Allah’tan ﷻ korkmayı, dünyadan ve dünyaya talip olanlardan yüz çevirmeyi, ondan az ile yetinmeyi, dünyayı sevenlerden uzak durmayı, dünyayı ve içindekilerini sahip-lerine bırakmayı, mahlûkata nasihatte bulunmayı, onlara güzel ahlâk ile muamele etmeyi, fakirlerle beraber oturmayı, Allah ﷻ dostlarına saygı duymayı ve kendisine yardımcı olacak şeylere yönelmeyi öğreten ilimdir.”

Ali b. Ebû Tâlib, müminleri uzun emelden ve nefsin arzularına tâbi olmaktan sakındırırdı. Çünkü bunların her ikisi, dünya sevgisinin neticesidir. O şöyle derdi:

“Sizin için iki şeyden korkuyorum: Biri uzun emel, diğeri de nefsin arzularına tâbi olmaktır. Öyle ise ahiretin çocuğu olun, dünyanın çocuğu olmayın.”

 

Şeyh Ahmad HACİ EFENDİ