EZİYETLERE KARŞI İNSANLARIN SABRA İHTİYACI
EZİYETLERE KARŞI İNSANLARIN SABRA İHTİYACI
Ey oğul! Bil ki, bu zamanda insanların şerrinden zorunlu bir şekilde uzak durmaya itina göstermek gerekir. Her kim kalbiyle insanlara kötülük gelmesini isterse veya onlara kötülük yapmaya kalkarsa, Allah Teâlâ ona insanları öyle bir şekilde musallat eder ki onları geri çevirmeye güç yetiremez.
Öyle ise bir kulun yapması gereken şey, insanların kendisine zarar vermelerinden korunmak ve fitnelerinden emin olmak için Allah Teâlâ’dan âfiyet dilemektir. Eğer insanlar sebepsiz yere kendisine zarar verirlerse, o vakit ilmin kaidelerinden en değerli yöntem olan kötülüklerine karşı iyilikle karşılık vermelidir. Şayet buna güç yetiremiyorsa, fitnenin ateşini söndürmek için onları bağışlayıp affetmesi gerekir. Eğer buna da güç yetiremiyorsa, o vakit başa gelen kadere sabredip eziyetlerine karşı kılını bile kıpırdatmaması gerekir. Şayet kendisine karşı kötülüklerinin ateşi alevlenirse, o zaman kötülüklerini yumuşak ve şefkatli davranmak suretiyle en güzel şekilde önlemesi gerekir. Eğer buna da güç yetiremiyorsa, gücü yettiğince kötülüğün olduğu yerden çıkmalı ve o mekândan kaçmalıdır. Şayet oradan kaçmasına engel olacak bir şey varsa ve kaçmaya güç yetiremiyorsa, o vakit açıktan eziyetlerine azar azar engel olmaya çalışmalı ve kötülüklerini defetmek için Allah Teâlâ’ya samimi bir kalp ile dua edip yalvarmalıdır. Allah Teâlâ kendisini bu sıkıntıdan kurtarana kadar buna devam etmelidir. Nitekim bunları yapmak, ilmin kaidelerinin gerektirdiği şeylerdir.
İnsanlar sizden birinize kötülük ederse; tabiatının ateşinden, cehaletinin karanlığından ve nefsinin kibrinden dolayı ona karşılık vermekten şiddetle sakınmalıdır. Çünkü bu şekilde kötülüğe karşılık veren bir kimse mazlum bile olsa, kendisine mahlûkat tarafından dünya ve ahirette helâk olmasına sebep olacak kötülüklerin denizleri akar. Bu onun Allah Teâlâ’dan yüz çevirmesinin cezasıdır. Çünkü bu kişi, böyle bir durumda Allah’a ﷻ yalvarıp yakarsaydı, âcizliğini ve zayıflığını itiraf etseydi, Cenâb-ı Hak onların zararını sebepsiz olarak veya külfeti olmayan bir sebeple yahut âciz kaldıkları bir şeyle meşgul edip ondan defederdi. Allah Teâlâ bunu ya bizzat yapar veya büyük lütuflar ve güzel sabırlar ihsan etmek suretiyle yapar. Böylece o kimse Allah Teâlâ’nın yardımı gelene kadar lütuf ve sabırla o kötülükleri yudumlamaya çalışır. Dolayısıyla o kişi hem dünya hem de ahirette sevap kazanmış olur.
Dünyadaki sevabı, güzel akıbetle ve derecesine göre mahlûkat arasında sabırlı olarak bilinmesidir. Ahiret sevabı ise, Allah Teâlâ’nın vadettiği ve sabırlı kişilerin sonu olmayan sevabına nail olmasıdır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Sabırlarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi” (A’râf 7/137).
“Sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır” (Nahl 16/126).
İnsanlar anlattıklarımızdan ibret almadıkları için birbirlerinin kötülüklerine katlanmak suretiyle büyük bir azap içinde olup dünya ve ahirette büyük felaketlere dûçar oldular. Ancak bunlardan Allah Teâlâ’nın rahmetiyle kuşattığı kimseler müstesna. Çünkü insanlar, Allah’ın ﷻ zikrinden ve birçok hikmetinden gafil oldukları için onlara zarar veren şahsın suretinden başka bir şey görmezler. Bundan dolayı kötülüklere karşı kendi kuvvetleri, hileleri ve nefislerinin intikam duygusuyla karşılık vermeye kalkıştılar. Böylece kötülükleri defetmek onlar için uzun sürdü ve yıllarca azabın zindanında kaldılar. Dolayısıyla akıllı olan bir kimse, kendisine insanlar tarafından bir kötülük geldiğinde, bunun ilâhî bir tecelli olduğunu ve onu ortadan kaldırmanın ancak ilâhî bir yardımla mümkün olduğunu görür. Bu nedenle aklı ve ilmi; onun Allah Teâlâ’ya kaçması, yönelmesi, sığınması, yalvarıp yakarması, âcizliğini ve fakirliğini O’na itiraf etmesi gerektiğini gösterir. O da bundan dolayı mahlûkata karşı Allah Teâlâ’ya sığınır. Hiç şüphe yok ki böyle yapmak, yorulmasına gerek bırakmadan kişiyi kötülüklerden korur. Böyle bir kimse, Allah Teâlâ’ya sığındığı için mahlûkattan gelen kötülüklerin alevleri ona ulaşamaz. Zira Allah Teâlâ’ya dayanan bir kimseye hiç kimse güç yetiremez.
Bu zikrettiğimiz kısım, bu zamanda herkesin ihtiyaç duyduğu bir şeydir. Her kim bu yolu tutmaya devam ederse, dünya ve ahirette saadete ulaşır. Her kim de bu yoldan saparsa, Allah Teâlâ onu kendi nefsiyle baş başa bırakır. Böylece kötülüklere karşı kendi güç ve kuvvetiyle karşılık verip dünya ve ahirette tamamen helâk olmuş olur. Dolayısıyla kişi insanlar halini bilmeden önce işlerini Allah Teâlâ’ya havale etsin. İşini ilk anda Allah’a ﷻ havale edene yardım etmek, sünnetullahın gereğidir. Buna göre amel et. Çünkü bu, kırmızı altın gibi olup uzak olmayan bir yardımdır. Buna yardımcı olan da sabırdır.