Ana sayfa

Hasedi̇n ve ki̇ni̇n haki̇kati̇ ve neti̇cesi̇

Hasedi̇n ve ki̇ni̇n haki̇kati̇ ve neti̇cesi̇

Hasedi̇n ve ki̇ni̇n haki̇kati̇ ve neti̇cesi̇

Hasedin hakikati, kişinin, din kardeşine Allah ’nın ihsan ettiği bir nimetin onun elinden çıkmasını temenni etmesidir. Dolayısıyla haset, en çirkin hasletlerdendir.

Kin ise, düşmanlık, buğz ve kişilerin birbirinden yüz çevirmesine sebep olup kalpte oluşan bir duygudur. Haset eden kimse, kendisini ve halkı aldatan bir zalimdir. O, kendisinde hiçbir iyilik ve huzur bırakmaz. Resûlullah bütün günahların temelini teşkil eden günahları zikretmiş ve onlardan biri olan hasedi sayarak şöyle buyurmuştur:

“Şu üç şey bütün hataların aslıdır; onlardan korunun ve sakının:

  1. Kibirden sakının. Hiç şüphesiz İblis’i Âdem’e secde etmemeye kibri sevk etmiştir.
  2. Hırstan sakının. Gerçekten Âdem’in unutmasına sebep olan ve yasak ağaçtan yemeye onu sevk eden hırsı olmuştur.
  3. Hasetten sakının. Âdem’in iki oğlundan Kâbil’i, Hâbil’i öldürmeye hasedi sevk etmiştir.”

Denildiğine göre Allah Hz. Davud b. Süleyman’a u şöyle vahyetmiştir: “Sâlih kullarımın gıybetini yapma, kullarımdan hiç birine haset etme.” Salihlerinden biri şöyle demiştir: “Allah Teâlâ bir kula, kendisine acımayan bir düşmanı musallat etmek istediğinde, ona haset eden birini musallat eder.” Haset, kalpte meydana getirdiği zulmet ve perdelerden dolayı, sahibinin kalbinden dinin izlerini yok eder. Nitekim Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Sizden önceki ümmetlerin hastalığı yavaş yavaş size de bulaştı.

Bu, hased ve kindir. Bu hastalık tıraş edicidir; fakat saçı değil, dini tıraş eder.” Âriflerden biri şöyle demiştir: “Üç kişinin duası kabul olunmaz: Haram yiyen, çok gıybet yapan ve müslümanlara karşı kalbinde kin ve haset besleyen kişi.”

Bundaki hikmet belki de kişinin Allah ’nın kullarına taksim ettiği şeylere kızmasından kaynaklanmaktadır. Sahâbiler, haset eden kişinin hakikatinin ne olduğu ve onu razı etmenin ne kadar zor olduğu hususunda bizleri uyarmışlardır. Nitekim Hz. Muâvi’ye şöyle demiştir: “Herkesi memnun etmeye gücüm yeter, fakat haset edeni asla memnun edemem, çünkü ancak eldeki nimetin gitmesi onu memnun eder.”

İmam Şâfiî’ye [rahmetullahi aleyh] isnat edilen bir şiirde şöyle denilmiştir: Bütün düşmanlıkların yok olması mümkündür, Ancak sana haset eden kişinin düşmanlığı yok olmaz. Akıllı kimseler, haset eden kişiyi razı etmekte yorulacağımız hususunda bizlere nasihat vermişlerdir. Çünkü bu, imkânsız türünden bir şeydir. Dolayısıyla akıllı kimseler şöyle demişlerdir:

“Sana haset eden kimsenin dostluğunu elde edeceğim diye kendini yorma; o senin iyiliğini kabul etmez. Şayet hasetçinin şerrinden emin olmak istiyorsan, halini ondan gizle, sevincini ve sahip olduğun nimeti ona açık etme.”

KİBİR

İnsanın kendini sevmesi, yaratılışında olan bir durumdur. Bu da kendini beğenmeye ve sevmeye sevk eder. Kendini beğenmekten de; Allah Teâlâ’nın kullarına kibirlenme, böbürlenme, onları hor görme ve küçümseme meydana gelir. Her kimde insanları hor görürse, onların haklarını tanımaz, onlara saygı duymaz, onlar hakkında söz ve sorumluluk gözetmez.

Kibrin Şeytanı Helâk Etmesi

Şeytan kendini beğenmesi ve, “Ben ateşten yaratıldım, Âdem’den daha hayırlıyım” deyip kibirlenmesi sebebiyle helâk olmuştur. Bundan dolayı bir kulun imansız ölmesinin en kuvvetli alametlerinden biri, kendi beldesindeki hiçbir âlim ve salihi beğenmemesidir. Bunu yaparak bütün mahlûkatın bereketinden mahrum kalır ve onlardan kendisine hiçbir yardım ulaşmaz.

Bunun doğruluğu, insanın, ‘İlmiyle amel eden bir âlim kalmadı, bu memlekette salihlerden hiç kimse kalmadı’ gibi sözler söylemesidir. Bu, aslında onun insanlarda tecelli eden sıfatıdır. Allah’tan âfiyet dileriz. Şu sözü söyleyen ne kadar doğru söylemiş: “ D i n kardeşlerini ancak tümüyle kusurlu olan kimse kusurlu görür.”

Kibri Gidermenin İlacı

Bu hastalık, kişinin kendisini beğenmesinden meydana gelince, Allah , Kur’ân-ı Kerîm’de bu hastalığın hemen ardından onu kökünden kazıyacak ilacı zikretti. Dolayısıyla insanın zayıflığını ve âcizliğini hatırlaması, kendini beğenme hastalığına daha faydalıdır. Allah şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin” (İsrâ 17/37).

Buradaki yasaktan maksat, kibirlenip böbürlenerek yürümemektir. Allah Teâlâ ’nın “Çünkü sen yeri yaramazsın” sözü, “Sen yere sert basmak suretiyle yerde bir yarık ve delik meydana getiremezsin” anlamındadır. Aynı şekilde Allah Teâlâ I’nın “dağlarla ululuk yarışına giremezsin” sözü, “Sen başını dik tutarak, dağlarla ululuk yarışına giremezsin” anlamındadır.

Başı dik tutmaktan maksat, kibirli kişinin kasıla kasıla başını dik tutarak kibirle yürümesidir. Bu ifade kibirli olan kimseyi alaya almaktır. Ayrıca kibrin sade bir ahmaklık olduğuna dair bir delildir. İnsan kibirlenip böbürlenerek bir fayda elde edemez. Ayrıca kibir Allah ’nın âyette yasakladığı on hasletin onuncusudur. Çünkü böbürlenerek yürümek kibirdendir. Bir hadiste Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Her kim kendini büyük görürse ve yürüyüşünde böbürlenirse Allah’ın gazabına maruz kalarak huzuruna çıkar.”

Şeyh Ahmet Abdullayev Efendin’in “Salihlerin Ahlak Bahçeleri” adlı kitabından alıntıdır