Ana sayfa

Selef-i̇ sâli̇hîni̇n tevazusu

Selef-i̇ sâli̇hîni̇n tevazusu

Selef-i Sâlihîn, Hz. Peygamber’i örnek alarak birbirlerine tevazu gösterirlerdi. Rivayet edildiğine göre Resûlullah , hastayı ziyaret eder, cenazeye katılır, katıra binerdi. Kölenin davetine icabet eder, hayvanının yiyeceğini kendisi verirdi. Bazen evinin temizliğini yapardı. Yırtılan ayakkabısını dikerdi. Elbisesini yamardı. Koyun sağardı. Hizmetçisiyle birlikte yemek yerdi. Bazen hizmetçi yorulduğu zaman onunla birlikte buğday öğütürdü. Çarşıdan aldığı bir şeyi ailesine götürürken bizzat kendisi taşımaktan çekinmezdi. Zengin fakir herkesle tokalaşırdı. Geçimi çok kolaydı. Yumuşak huylu idi. Cömert tabiatlıydı. Güzel geçimliydi. Güler yüzlüydü. Kahkaha ile gülmeden yüzü tebessüm ederdi. Yüzü asık olmadan hüzünlüydü. Kendisini alçaltmadan tevazu gösterirdi. İsraf etmeden cömertlik yapardı. Kalbi çok yufka idi. Bütün Müslümanlara karşı çok merhametliydi. Çok yiyip midesini doldurarak hiç geğirmemiştir. Hiçbir şeye aç gözlülükle el uzatmamıştır.

Hz. Ömer yolda hızlıca yürürdü ve “İnsan böyle yürümekle hem ihtiyacını daha çabuk görür hem de kibirden daha uzak olur” derdi. Bir defasında bir ihtiyacını gidermek için kalkınca ona, “Bize emretseydin yerine getirirdik” dediklerinde, ‘Ömer olarak gittim, Ömer olarak döndüm” dedi. Denilir ki: Zeyd b. Sâbit bineğine binmeye çalışırken Abdullah b. Abbas hemen yanaşarak binmesi için bineğinin üzengisini tutmaya çalıştı. Zeyd , “Ey Resûlullah’ın amcaoğlu, lütfen bırak, böyle yapma!” dedi. İbn Abbas , “Biz âlimlerimize böyle davranmakla emrolunduk” dedi. Zeyd b. Sâbit de hemen İbn Abbas’ın elinden tutup öptü ve, “Biz de Resûlullah’ın ehl-i beyt’ine karşı böyle davranmakla emrolunduk” dedi.

Urve b. Zübeyr [rahmetullahi aleyh] anlatıyor: “Ömer b. Hattâb’ı omzunda bir su kırbası taşırken gördüm. Kendisine, ‘Ey müminlerin emîri! Bu size uygun değil’ dedim. Bana, ‘Yanıma dışarıdan elçiler gelip sözlerimizi işitip itaat ettiklerini söylediler.

O esnada nefsime biraz kendini beğenme ve kibirlenme duygusu geldi; onu bu şekilde kırmak istedim’ dedi ve kırbayı ensardan yaşlı bir kadının hücresine götürüp kabına boşalttı.” Ebû Hüreyre Medine valisi idi. Bir defasında sırtında bir yük odunla çıkageldi. İnsanlara, “Emîre yol açın” diyordu. İbn Abbas şöyle demiştir: “Bir kimsenin din kardeşinin içtiği suyun artığından içmesi tevazudandır.”

Ömer b. Abdülaziz’e [rahmetullahi aleyh], oğlunun bin dirhem vererek bir kaşlı yüzük satın aldığı haberi geldi. Hemen oğluna bir mektup yazarak şunları söyledi: “Duyduğuma göre sen bin dirhem vererek kaşlı bir yüzük almışsın. Bu mektup sana ulaşınca derhal o yüzüğü sat, parasıyla bin aç kimseyi doyur ve kendine iki dirheme bir yüzük al. Onun kaşını Çin işi demirden yaptır ve üzerine şunu yaz: Nefsinin gerçek kıymetini bilen kimseye Allah rahmet etsin!” Halife Ömer b. Abdülaziz [rahmetullahi aleyh] halka hutbe verirken giydiği elbiseleri hesaplattırdı, hepsinin on iki dirhem olduğu görüldü. O anda üzerindekiler şunlardı: Bir cübbe, bir sarık, bir gömlek, bir şalvar, iki mest ve başına örttüğü bir başlık. İbrahim b. Edhem [rahmetullahi aleyh] şöyle demiştir:

“İslâmiyet’e tam olarak yöneldiğim günden beri şu iki şeye çok sevindim: Birincisi; bir defasında bir gemiye binmiştim. Gemide insanları güldüren bir kimse vardı. Benim saçlarımdan tuttu ve, ‘Biz, Türk diyarında bir kâfiri işte böyle yakalıyorduk’ diyerek saçımı çekti ve başımı salladı. Ben buna sevindim. Çünkü onun gözünde gemide benden daha hakir bir kimse yoktu. İkincisi; bir defasında hastalanmış, mescidde yatıyordum. Müezzin içeri girdi, çıkacak takatim olmadığı için ayağımdan tutup sürüyerek beni mescidin dışına çıkardı.”

Bir defasında da şöyle demiştir: “Bir gün oturuyordum. Biri geldi ve benim üzerime bevletti.” Salihlerden birisi şöyle demiştir: “Misafire hizmet ettirmek mürüvvetten değildir.”

SALİHLERİN AHLAK BAHÇELERİ