Cömertli̇ği̇n haki̇kati̇

Şüphesiz selef-i sâlihînin îsâr, cömertlik ve ikram hususunda ulaştıkları son noktayı açıklayan hikayeler nakledilmiştir. Onlardan bazıları şunlardır:
Kadı’nın Göz Yaşları
Nakledildiğine göre halife Muvaffak zamanında, Gulâm Halil b. Ahmed bazı sûfîleri halifeye şikâyet edip haksız yere suçladı. Halife bunların yakalanıp cezalandırılmasını emretti. Cüneyd-i Bağdâdî, kendisini fakih göstererek kurtuldu. Kendisi Ebû Sevr mezhebine göre fetva veriyordu. Şehhâm, Rakkâm ve Ebü’lHüseyin Nûrî ise yakalanıp nezarete alındılar.
Boyunları vurulmak üzere sergi serilince Nûrî öne atıldı. Cellât kendisine, “Niçin acele ediyorsun?” diye sordu. Nûrî, “Kardeşlerimin bir saat fazla yaşamaları için ölüme kendimi tercih ediyorum, önce beni öldürün” dedi. Cellât hayret içinde kaldı, elini geri çekti. Hadise halifeye haber verildi.
Halife sûfîlerin halini incelemek üzere Kâdiu’l-kudât İsmail b. İshak’a haber gönderdi. Kâdı, Ebü’l-Hüseyin Nûrî’ye fıkıhla ilgili birtakım sorular sordu. Nûrî, hepsine çok güzel cevaplar verdi. Sonra sözlerine şöyle devam etti:
“Allah Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki, kalktıklarında Allah ile kalkarlar, konuştuklarında Allah ile konuşurlar.” Nûrî, kadıya öyle hikmetli sözler söyledi ki, kadı ağladı, sonra halifeye bir haber göndererek, “Eğer bu topluluk zındık ise, yeryüzünde hiçbir muvahhid yoktur” dedi.
Halife de onları serbest bıraktı. Fudayl b. İyâz [rahmetullahi aleyh] mahallesindeki satıcılardan alışveriş yapardı. Kendisine, “Pazara gitseniz daha ucuza mal bulabilirsiniz” diyenlere, “Bunlar bizden bir fayda umarak yakınımıza sergilerini açmışlardır” derdi.
Bir Testi Suyla Zengin Olan Kadın
Ubeydullah b. Ebû Bekre [rahmetullahi aleyh] bir gün yolculuk esnasında susadı. Bir kadının evinden su istedi. Kadın dışarıya bir testi çıkardı ve kapının arkasına dikilip “Kapının önünden uzaklaşın. Suyu hizmetçilerinizden biri alsın. Ben bir Arabım, hizmetçim günler önce öldü” dedi. Ubeydullah gönderilen sudan içti, hizmetçisine, “Şu kadına 10.000 dirhem gümüş para götür” dedi.
Kadın parayı görünce, “Sübhânallah! Siz benimle alay mı ediyorsunuz?” dedi. Ubeydullah, hizmetçisine, “Ona 20.000 dirhem götür, ver” dedi. Kadın, “Senin yakalandığın bu hastalık için yüce Allah’tan âfiyet isterim” dedi. Ubeydullah, hizmetçisine, “Ona 30.000 dirhem götür” dedi.
Kadın, “Yazık sana!” diyerek kapıyı kapattı. 30.000 dirhem kendisine götürülüp verildi, kadın onları aldı, bir anda zengin bir kadın oldu. Öyle ki daha akşam olmadan kendisiyle evlenme talebiyle bir sürü insan geldi.
Ya Vazgeçersem
Nakledildiğine göre bir gün Ebü’lHasan el-Bûşencî [rahmetullahi aleyh] helâda idi. O esnada bir talebesine seslenerek, “Şu gömleği al, falancaya ver” dedi. Kendisine, “Efendim, helâdan çıkana kadar sabretseydiniz ya!” denilince Bûşencî, “Nefsime güvenemedim, dışarıya çıkmadan niyeti değişir, ilk niyetlendiğimi yapmaktan vazgeçer diye korktum da hemen niyetlendiğimi yaptım” dedi.
Her Güne Bir Deve
Kays b. Sa‘d b. Ubâde’ye [rahmetullahi aleyh], “Senden daha cömert birini gördün mü?” diye sorulunca, “Evet” deyip şöyle anlatmıştır:
“Çölde bir kadının evine misafir olduk. Kocası da geldi. Kadın kocasına, ‘Sana iki tane misafir geldi’ dedi. Adam kalkıp bir deve getirip boğazladı, onu pişirip önümüze koydu ve ‘Buyurun, istediğiz şekilde yiyiniz’ dedi. Ertesi gün olunca, adam bir deve daha kesip pişirerek önümüze koydu. Biz kendisine, ‘Dün kestiğin hayvanın ancak bir kısmını yiyebildik, keşke bunu kesmeseydin’ dedik. Adam, ‘Ben misafirlerime üzerinden bir gece geçmiş eti yedirmem, taze yemelisiniz’ dedi. Adamın yanında iki veya üç gün kaldık. Sürekli yağmur yağıyordu. Adam da her gün aynısını yapıyordu. Evden ayrılmak istediğimiz zaman, adamın evine 100 dinar altın bıraktık, hanımına da ‘Bizim için kocandan özür dileyip bunu kabul etmesini söyle’ dedik ve yola çıktık. Daha öğle olmadan arkamızdan bir adamın bize seslendiğini işittik. Adam, ‘Durun, ey uğursuz kafile! Bana yaptığım iyiliğin karşılığını mı verdiniz’ diye sesleniyordu. Sonra bize yetişti, elindeki altınları uzatarak, ‘Bunları geri alacaksınız’ dedi. Biz de mecburen aldık.”
Cömertlik Yarışı
Abdullah b. Ca‘fer [rahmetullahi aleyh], arazisine gitmek için evinden çıkmıştı. Yolda dinlenmek için bir hurma bahçesine girdi. Bahçede siyahî bir genç vardı, orada çalışıyordu. O sırada gencin yemeği getirildi. O tam yemeğini yiyecekken bahçenin içine bir köpek girdi ve gence yaklaştı. Genç köpeğe bir ekmek attı, köpek hemen onu yedi. Genç ikinci bir ekmek daha attı, köpek onu da yedi. Genç üçüncü ekmeği de köpeğe attı. Abdullah b. Ca‘fer de gence bakıyordu.
Onun böyle yaptığını görünce, “Ey genç! Senin günlük yiyeceğin ne kadardır?” diye sordu; o da, “Gördüğün kadardır” dedi. Abdullah b. Ca‘fer, “Bütün yiyeceğin bu kadarsa, kendin niçin yemedin de hepsini köpeğe vermeyi tercih ettin?” diye sorunca genç, “O, bu bölgenin köpeği değildir. Aç olarak uzak bir yerden gelmiş. Onu aç olarak geri çevirmeyi hoş görmedim” dedi.
Abdullah b. Ca‘fer, “Bütün yiyeceğini köpeğe verdin, peki bugün kendin ne yiyeceksin?” diye sordu. Genç, “Bugünümü de aç geçiririm” dedi. Bunu işiten Abdullah b. Ca‘fer, “Gerçekten bu benden daha cömert biri, fakat benim cömertliğim töhmet altına mı girecek?” deyip sahibinden bahçeyi, köleyi ve içindeki aletleri satın aldı, sonra köleyi hürriyetine kavuşturdu ve onları kendisine hediye etti.
Hamalın Ücreti Bana Ait
Bir adam Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’den bir şey istedi. O da kendisine 50.000 dirhem ve 500.000 dinar altın para verdi. Sonra, “Bir hamal çağır, bunları senin için taşısın” dedi. Hamal çağrıldı, ona da başındaki örtüsünü verdi ve “Hamalın taşıma ücreti de bana ait” dedi.
Beni O Yıkasın
İmam Şâfiî’nin [rahmetullahi aleyh] vefatı yaklaşınca, “Falancaya söyleyin, beni o yıkasın” diye vasiyet etti. Bahsedilen zat orada yoktu. Geldiğinde kendisine haber verdiler. O da İmam Şâfiî’nin borç defterinin kendisine getirilmesini istedi. Defteri getirdiler, 70.000 dirhem gümüş borcu olduğunu gördü, hepsini ödedi ve “Benim onu yıkamam işte budur” dedi.
Rahmetib Çoğunu Ona Verdim
Serî es-Sakatî [rahmetullahi aleyh] bir bayram günü dışarıya çıktı. Kendisini ileri gelen zatlardan biri karşıladı. Serî ona fazla muhabbet etmeden kısadan bir selâm verdi, geçti. Kendisine, “Bu ileri gelen zatlardan biridir” denildiğinde Serî, “Onu tanıdım, böyle soğuk davranmamın sebebi, bize rivayet edilen şu hadistir:
‘İki müslüman karşılaşıp selâmlaştıklarında üzerlerine yüz rahmet iner, aralarında paylaştırılır. Doksanı en güler yüzlü ve cana yakın davranana verilir, onu da diğerine verilir.’ Ben böyle davranarak gelen rahmetin çoğunun ona verilmesini istedim.”
Fakirlere Ortak Olmak İstedim
Sûfîlerden biri şöyle anlatmıştır: “Soğuk bir günde Bişr-i Hâfî’nin yanına gitmiştim. Baktım ki elbisesini çıkarmış, soğuktan titriyor. Kendisine künyesiyle hitap ederek, “Ey Ebû Nasr, insanlar böyle günde daha fazla elbise giyerken, sen üzerindekini de çıkarmışsın” dediğimde bana şunları söyledi: “Böyle bir günde fakirlerin halini düşündüm. Onların giyecek ihtiyaçlarını karşılayacak bir şeyim de yoktu. Ben de böyle yaparak onlara ortak olmak ve onlar gibi soğuğun acısını tatmak istedim.”