Ana sayfa

Bir daha bak!

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren gördüklerimiz, öğrendiklerimiz ve yaşadıklarımız bize şu an için çok normal geliyor olabilir. Ancak bir mühendisin tasarladığı yeni bir robotu ilk defa gördüğümüzde şaşırıyoruz. Hatta bu robot söylediklerimizi anlıyor ve hareketlerimize karşılık veriyorsa, hayretler içerisinde kalabiliyoruz.

Bir daha bak!

Dünya nasıl bir yer?

Seni hayrete düşüren o robotu hayalinde canlandırabildin mi? Gözlerindeki ‘hayret’ bakışını ve o hissi aklında tut. Çünkü bu kez, görmeye ve yaşamaya alıştığımız her şeyi ilk defa görüyormuş gibi inceleyeceğiz. Yeni noktalar fark edeceğine eminim.

Gözlerini kapat ve birden açıp gökyüzüne bak. İlk defa görüyormuş gibi, dünya denen bu yere başka bir yerden gelmişsin gibi...

Güneşe ve bulutlara bak. Daha sonra yeryüzüne bak. Toprağa ve toprağın bağrından fışkıran tertemiz sulara, denizlere… Serin serin esen ama görünmeyen rüzgârı hisset.

Güneşin –gözünün alabildiği- her yeri aynı anda ısıttığını ve aydınlattığını göreceksin. Bu ışık ve enerjiyi nasıl elde ettiğini anlayamadan, suları narin zerrecikler halinde buharlaştırdığını göreceksin. O küçük zerrelerin koca koca bulutlara dönüştüğüne şahit olacaksın. Daha sonra onların bulutlardan koparak yağmur taneleri halinde yeryüzüne inişini seyredeceksin. Üstelik birbirine hiç temas etmeden…

Burnuna toprağın o kendine has kokusu gelirken ‘koku’yu keşfedeceksin. Daha kokuyu çözemeden, zarif yapısına rağmen sert toprağı yarıp filizlenen bitkileri göreceksin.

Çeşit çeşit, rengârenk bitkileri seyrederken, havaya yayılan enfes kokuların hazzıyla mest olacaksın. İşte tam o an lezzeti ve huzuru tanıyacaksın.

Derken, küçücük bir karıncanın gelip de bitkiden bir parça koparmaya çalıştığını fark edeceksin. O, kendinden kat kat büyük parçayı koparıp taşırken hayretler içerisinde kalacaksın.

Henüz şaşkınlığın geçmemişken ‘tıpır tıpır’ sesler işiteceksin. Bu seslerin hava sayesinde kulağına kadar geldiğini fark edip, şaşıracaksın. Çünkü o sesler uzaktaki bir koyun sürüsüne ait aslında… Dört ayaklı, iki uzun kulaklı, melül bakışlı, “Mee!” sesleri çıkaran ve her tarafı kıllarla kaplı bir hayvan… Ayrıca yediği yeşil otların, beyaz ve hoş tadı olan bir sıvıya dönüştüğünü de henüz söylemedim.

Deneyimlediğin hiçbir şeyin matlaşıp sabitleşmediğini ve her şeyin -sürekli biçimde- hareket halinde olduğunu/değiştiğini fark edeceksin. Baktığın her varlığın bir düzen içerisinde olduğunu ve işe yaramayan –gereksiz- hiçbir şeyin var olmadığını anlayacaksın. Tüm bunlar, sence de olağanüstü değil mi?

Bilinçli sorular

Şimdi başladığımız yere geri dönelim. Güneş, toprak, su ve hava… Hayatın bir nevi kaynağı oldukları halde, neden onların bilinci yok? Neredeyse dünyadaki tüm yaratıkların ihtiyacını gideren bu unsurların bilinçsiz ve cansız olması sence de garip değil mi? Oysaki bunlar olmadan dünyadaki hayat devam edemez.

Peki, hayat sahibi olmayıp tüm hayatın kaynağı olan bu sistemi kim kurdu?

Tüm bunları yaratan ve kontrol eden kim? Toprağa düşen tohuma kim can veriyor? Bitkiyi ağaç haline getirtip yaprak ve çiçeklerle kim süsletiyor? Kim ona meyve verdiriyor? Sonbahar gelince o ağacı kim kurutuyor? Bahar gelince tekrar diriltip kim yeşertiyor? Her gün doğan binlerce insanı, hayvanı, böceği kim yaratıyor?

Hayatı veren, sonra da ölümü getiren kimdir? Her başlangıcı başlatan ve kendi başlangıcı olmayan; devam edeni sonlandıran ve sonu olmayan yegâne yaratıcı, kusursuz sahip kimdir?

Kaçınılmaz cevap

Elbette O, Rabbimiz olan Allah’tır (c.c). O, bütün âlemlerin Rabbidir. Her şeyi O yaratır. Her şeyin sahibi ve hâkimi O’dur. Dilediği şey, dilediği an, dilediği gibi, kusursuz bir şekilde var olur ve her şeyi yaratılış amacına O sevk eder. Rab, hem terbiye eden hem de sahip anlamındadır.

İnsan alışan bir varlıktır. Hayatta, insanı hayrete düşürecek milyonlarca hadise gerçekleşmektedir. Alışan akıl bütün bunlar üzerinde düşünmeyi engellemektedir. Hayatta olan biten şeylere arkamızı dönmek yerine daha dikkatli ve yakından bakmayı denemeliyiz. Canlı, cansız bütün varlıklarda bir düzen, onların işleyişinde bir kurallar manzumesi vardır. Örneğin içtiğimiz sütün oluşu, aklın almayacağı kurallarla gerçekleşir. Fakat bunun nasıl meydana geldiğini öğrenip kenara çekilmek yeterli olmayacaktır. Her daim tefekküre riayet etmeliyiz.

İnsanın Rabbini Bilmesi

İnsan doğuştan Allah Teâlâ’yı bilme kabiliyetine sahiptir. Çünkü Peygamber Efendimiz “Her çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar, sonra onu terbiye eden ana-baba onu; yahudi iseler yahudi, hristiyan iseler hristiyan, ateşperest iseler ateşperest yapar.” diyerek bunu bizlere öğretmiştir.

İnsan doğduktan sonra belleğine hiçbir şekilde müdahale edilmezse, yaşadıkları onu bir arayışa itecektir. Kişi, varlığını ve yaşadığı dünyayı sorgulamaya başlayacaktır. Bütün bunların anlamı üzerine kafa yorarken bir yaratıcının var olduğuna kesin olarak kanaat getirecektir. Ve yine fıtratının bir gereği olarak, kendisi gibi aciz ve geçici olan şeylerin yaratıcı olamayacağını anlayacaktır. Çünkü içinde bulunduğu dünya, yeriyle ve göğüyle aciz birinin elinden çıkmış olamaz. Akıl bunu reddedecektir…

İbrahim aleyhisselam bu açıdan iyi bir örnektir. Çünkü kendisi putperest bir topluluk arasında yetiştiği halde, yaratıcısının kendilerine bile faydası olmayan putlar olamayacağını gencecik yaşında anlamıştı. Sonra da, gördüğü hiçbir varlığın ilah olamayacağına, her biri üzerinde ciddi manada düşünerek karar vermişti.

Aslında kendi hayatımızda da bunu görebiliriz. İnsan eliyle üretilmiş her şey, insana göre son derece basittir ve insana muhtaçtır. Yapılış amacından farklı bir şey yapamaz. Allah Teâlâ’nın, yarattığı şeyler karşısındaki durumu ise çok daha azâmetlidir. Çünkü insanla birlikte tüm varlık ona muhtaçtır. Her şey O’nun yaratmasıyla var olup lütfuyla varlığını sürdürmektedir.

Biz kullar, son derece aciz ve muhtacız. Yeteneklerimiz ve ömrümüz de sınırlı… Bu durumda, yaratılmış olduğumuzu bilsek bile yaratıcımızın neye benzediğini bilemeyiz. Allah Teâlâ’nın zatını düşünmek ve zatı hakkında fikir yürütmek O’nun tarafından yasaklanmıştır. Çünkü yaratılan yaratanını asla hayal edemez. Ancak O’nun yarattığı şeyleri düşünerek gücünü, büyüklüğünü ve merhametini tefekkür edebilir.

Mehmet Fatih Çakır