ZÜHD
Zühdün hakikati, kalbi Allah’tan ﷻ başka her şeyden boşaltmak, sebepleri unutmak, maldan el çekmektir. Zühd, elden çıkarılan şeyi kalpten de çıkarmaktır. Bu da sevginin ruhu feda etmeyi sağlaması gibi mülkü feda etmeyi sağlar.
Şu üç şey kendisinde bulunmayan kimse zühdün hakikatine ulaşamaz:
- Hiçbir şeye bağlı olmadan Allah’a ﷻ tevekkül edip sırf O’nun ﷻ rızası için amel yapmak.
- İnsanlardan dünyevî bir şey beklemeksizin ancak Allah ﷻ için konuşmak.
- Bir mevki ve makam olmadan (yüce Allah’a ﷻ itaat ile) elde edilen izzet ve şeref.
Allah Teâlâ, bir kimsenin şanını yücelttiği zaman, kendini oturup kalktığı arkadaşlarından üstün görmemeli, mahlûkata liderlik ve üstünlük taslamamalıdır.
Bil ki dünya sevgisi, bütün peygamberlerin şeriatlarında yerilmiştir. Dünya sevgisi bütün günahların kaynağıdır. Öyle ise kulun yapması gereken şey, dünyada zahid olmak ve kalbinden makam sevgisini çıkarmaktır. Çünkü makam sevgisi sahibine maldan daha zararlıdır. Her ikisi de dünya sevgisinin delilidir. Dünya ise insanın düşmanıdır.
Dünyanın Değersizliği
Bil ki Allah dostları, dünyanın hakikatini ortaya çıkarıp onun değersiz olduğunu anladılar. Dolayısıyla ona iltifat etmediler ve bağlanmadılar.
Fudayl b. İyâz der ki: “Şayet bütün dünya bana arzedilse ve ondan hiç hesaba çekilmeyeceğim söylense, ben yine de ondan tiksinir kaçardım. Tıpkı sizden birinin yolda rastladığı bir hayvan leşinden elbiseme bulaşmasın diye tiksinip kaçtığı gibi.”
İbrahim b. Edhem, kendisine etin pahalılığından şikâyet eden bir gruba, “Satın almayarak onu ucuzlatın” dedi.
Tarikat ehli kimseler; Allah Teâlâ’nın, dünyaya sevgi ve istekle bakan kişinin kalbinden yakîn ve zühd nurunu çıkaracağını vurgulamışlardır.
Ebü’l-Hüseyin el-Havârî’ye, “zühd nedir” diye sorulduğunda, “Dünyanın basit bir şey olduğunu görüp, izzet ve şerefini korumak için ondan tamamen yüz çevirmektir” diye cevap vermiştir.
Âriflerin kutbu Seyyid Şerif Cürcânî, el-Ikdü’n-Nefîs adlı eserinde şöyle demiştir:
“Allah Teâlâ Hz. Musa’ya, ‘Ey Musa! Fakirliğin sana yöneldiğini gördüğünde, ‘Hoş geldin ey salihlerin şiarı!’, zenginliğin sana yöneldiğini gördüğünde ise, ‘Bu, azabı peşin verilmiş bir günahtır’ de’ buyurdu.”
Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Kanaat, hiç tükenmeyen bir hazinedir.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafa, nr. 1900.)
Salihler şöyle demiştir: “Kanaat, arpa ekmeği bulduğunda pişmiş mi, pişmemiş mi ayırt etmemen, elini ve ayaklarını namazda hareket ettirecek kadar ondan yemendir.”
Selef-i Sâlihîn ölen çocuğu üzerine ağlayıp da Allah Teâlâ’dan gelen lütufları kaybetmekten dolayı ağlamayan kimseyi ahmak olarak görürlerdi. Sanki bu kişi beni Rabbimden meşgul eden şeylere ağlıyorum, demektedir. Aksine bu kişi böyle bir şeyden dolayı sevinmeli ve Mevlâ’sına yönelmelidir. Çünkü Allah Teâlâ kendisinden meşgul eden şeyi ondan almıştır. Zira çocuk, kadın, hizmetçi ve dost öldüğün vakit senin için ağlamazlar. Bilakis senden faydalandıkları şeylere ağlarlar. Öyle ise onlardan önce sen kendi nefsine ağla ve, “Onlar benim üzerime ağlamadan önce, Rabbimden gelen nasibi kaybettiğim için ağlamam gerekir” de.
Şüphesiz Allah Teâlâ birini kendine dost edinmek isterse, ona dünyaya karşı nefret verir. Nitekim bir haberde şöyle denilmiştir:
“Dünya bir topluluğun arasına girerse, Allah Teâlâ onların arasına düşmanlığı ve nefreti koyar.”
Şüphesiz dünyanın Allah Teâlâ katında sivrisineğin kanadı kadar değeri yoktur. Bu misali anlayan bir kimse, dünyada zahid oldukları için Allah ﷻ dostlarını övmez. Çünkü bütün zahidlerin ayrıcalıklı kılınıp zahid oldukları şey, küçüklüğünden dolayı gözle görünmeyen sivrisineğin kanadı kadardır. Kendisine böyle bir zühdün verildiği kişiyi öven, şüphesiz dünyayı gözünde büyütmüş olur. İlâhî huzurun hizmetçileri sanki şöyle derler: “Dünyayı seven kişi, sivrisineğin kanadı kadar değeri olmayan şeyi bırakıp ayakkabısıyla üzerine basmadığı sürece o kişinin Hak Teâlâ’nın huzuruna girmesine müsaade etmeyiz.” Ancak dünya o kadar hakir ki bunu yapmaya cesaret eden olmadı.
İmam Şa‘rânî şöyle demiştir: “Resûlullah, bu alçak dünyayı hakir görüp ebedî olan ahiret yurdunu imar etmemiz hususunda bizden söz almıştır. Ey sevgili kardeşim ve aranan dostum! Nefeslerin sayılı olduğu, artıp eksilmediği sana gizli değildir. Şu dünya hayatı ahiretin tarlasıdır. Ekim zamanında tembel davranan kişi, hasat gününde pişman olur. Nitekim Allah Teâlâ, ‘Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur’ (Necm 53/39) buyurmuştur.
Yine Allah Teâlâ rızık ve nafaka hakkında şöyle buyurmuştur: ‘Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’a aittir’ (Hûd 11/6). Allah Teâlâ’nın kefil olduğu şeyi kazanmak için çalışıp da Cenâb-ı Hakk’ın kefil olmayıp bize bıraktığı şey hususunda tembellik yapmak çok büyük bir ahmaklıktır. İnan ki nefsinin işlerine önem veren bir kimse kendisini öldürmeye çalışan bir yılan besliyordur. Ahiret işlerinden yüz çevirip dünyaya yönelen bir kimsenin misali, kokmuş bir lâşenin üzerine kapanan köpek gibidir.”