İHLÂSIN HAKİKATİ
“Sâlik, gerçek hareket ettirenin Allah olduğunu göreceği bir makama ulaşmadıkça riyadan kurtulmaz. Bu da ancak kemâle erdikten sonra gerçekleşir. Allah daha iyi bilir.”
Bil ki ihlâs, yapılan işi mahlûkatı dikkate almaktan temizlemektir. İhlâs riyanın tam zıddıdır. Her kim bir amel işleyip de ona riya karıştırmazsa, buna ihlâs denir. Riya ise insanlara ibadet gibi güzel hasletleri göstermek suretiyle onların kalbinde itibar kazanmaktır. Allah Teâlâ bir hadis-i kudsîde şöyle buyurmuştur:
“İhlâs, benim sırlarımdan bir sırdır; onu kullarım içinde sevdiklerimin kalbine emanet ederim.”
Bil ki Allah Teâlâ için ihlâs sahibi olmak; sözlerde, davranışlarda, mülkte, varlıkta ve yoklukta olur. Bunların her bir mertebesinin şartları tevhid ehlinin kitaplarında yazılmıştır. O da şudur: mahlûkattan hiç birine fayda, zarar, bir iş bağlama veya çözme isnat etmememiz gerekir. Aynı şekilde “ben”, “bizimle”, “bizim”, “biz de” gibi sözleri ancak mecaz veya unutma babından sarf etmemiz gerekir. Çünkü böyle bir şeyi kasten sarf etmek, gizli şirkten sayılmıştır.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın” (Nisâ 4/36).
İşte âyette olduğu gibi Allah Teâlâ, şey kelimesini kapalı kullanarak bir şeyi bırakıp diğer bir şeyi belirtmemiştir.
Allah dostlarından biri Rabbinden kendisini bağışlamasını isteyerek, “Ey Rabbim! Sen, sana ortak koşmayanı bağışlayacağını vadettin. Sen biliyorsun ki ben sana hiçbir gün ortak koşmadım” dedi. Bunun üzerine ona gayp âleminden, “Süt günüde mi?” diye bir ses işitti. Bunu duyan adam mahcup olup utandı ve bir gün kendisine içmesi için süt getirildiğini ve bunun üzerine “bana zarar vermesinden korkuyorum” dediğini hatırladı. Dolayısıyla zararı süte nispet ettiği için Allah Teâlâ bunu ona haber verdi. Bunu iyi düşün.