RİYANIN İLACI
Bil ki bu vasıftan arınmak isteyen kimse, kendi iradesini onun iradesinde yok edecek kâmil bir mürşide ihtiyaç duyar. Böylece onu gayp âleminde yürütüp Allah Teâlâ’nın huzuruna ulaştırır. Çünkü bu yolda sülûk etmeyen kimse, ibadetlerinde nefsiyle, işlerinde de insanlarla baş başa kalır. Şayet bu kişi ihsan makamına ulaşsaydı, bütün yaptıklarının Allah Teâlâ’nın icadı ve yaratması olduğunu, yaptığı fiillerin kendisine mecazen isnat edildiğini görürdü. Böylece azaların biri tarafından hareket ettirilen aletler gibi olduğunu, onlara yardım etmek ve kuvvet vermek suretiyle gerçek failin Allah Teâlâ olduğunu görürdü.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Ümmetim için gizli şirkten korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmuyorum. Dikkat edin gizli şirk riyadır.”
Riyanın tedavisi zordur. Çünkü insanın kalbine karışmış ve işlemiştir. Zor olmasının sebebi şudur: Çünkü insan büyüdüğü ve insanlar arasında yetiştiği günden beri onların riya yaptığını, birbirlerine karşı güzel görünmeye çalıştıklarını ve birbirlerini övdüklerini gördü.
Nakledildiğine göre İmam Şa‘rânî [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:
“Âbidlerinden her biri Allah Teâlâ’nın izin vermediği ve razı olmadığı işlere giriştiler. Bu konuda âbidler birkaç tabakaya ayrıldı. Onlardan bazıları, ilmi, ameli ve eliyle gerçekleşen hayırlarla; insanların kalbinde itibar sahibi olmayı, nam salmayı, şöhretinin yayılmasını kastetti.
Bazıları da ilmi ve ameliyle makamının yükselmesini, kerametlerinin açığa çıkmasını, kâinatta tasarruf etmeyi, su üzerinde yürümeyi, havada uçmayı ve keşif ilimlerini niyet etti.
Bazıları ise ilmi ve ameliyle bu dünyayla ilgi bir şey kast etmedi. Ancak güzel hurileri, cennete girmeyi ve ahiretin diğer mükâfatlarını kastetti.
Bazıları da ateşten kurtulmayı, hesap ve azap korkusundan ve Allah Teâlâ’nın cehennem ehli için hazırladığı ceza ve azaptan emin olmayı niyet ettiler.
Bazıları ise ilmi ve ameliyle Allah Teâlâ’ya yaklaşmayı, kendilerinden razı olmasını ve onları sevmesini kastettiler.
Bazıları da ilmi ve ameliyle hiçbir şeyi kastetmediler. Sadece Allah Teâlâ ibadete müstahak olduğu için yaptılar. Bunlar kendi güç ve kuvvetlerine dayanmayıp ibadetlerini ihlâsa uygun şekilde yaptılar. Buna rağmen mükellef oldukları ibadetlerin bir zerresini bile istenilen şekilde yapmadıklarını görür ve bu yüzden yüce Allah’tan korkarlar. İşte buradan sâlik, bir zerresi bile saydığımız kısımların bin yıllık ibadetine denk gelen havas insanların ihlâs mertebelerine yükselir. El-İbrîz adlı eserde şöyle denilmiştir: “Ecir ve iyilik niyetiyle yaptığın her amel, Allah Teâlâ için değildir.”
Bunlardan mahrum olanlar, amellerini kendi nefislerinin faydası ve arzuları için yapıp Allah rızası için yapmayanlardır. Yaptıkları bu ameller, Allah Teâlâ’dan ancak uzaklıklarını artırır. Çünkü bu ameller, zatın hakikatinin sırrına muhaliftir. Zira Allah Teâlâ, kendi nefsiniz için amel edin ben de bu durumda nefislerinize bolca ihsanlarda bulunayım, dememiştir. Aksine bana ibadet yapın, ibadetlerinizi benim için halis kılın, ben de size çokça ecirler ihsan edeyim, demiştir. Dolayısıyla yaptığımız eylemlerdeki niyetimiz, Allah Teâlâ, O’nun yüceliği ve kibriyâsı için olmalıdır.
Kendi fiilleriyle bir kıl bile elde edemeyeceğini bilen, fakat iyilikleri onlarla elde ettiğini ve ecirleri onlarla kazandığını zanneden kul ne kadar kötü ve ne kadar cahil bir kuldur. Kulun zatını ve fiillerini Allah Teâlâ yarattığına göre, o halde iyilikleri elde etme hususunda Allah Teâlâ’nın fazlına ve rahmetine değil de O’nun yarattığı fiillere nasıl dayanırız? Ancak Allah Teâlâ’dan gafil olmak, basireti kör eder. Bundan Allah’a sığınırız.
Bil ki kullandığında kulu riyadan ve kendisini beğenmekten kurtaran ilaç, gerçek bir icazete sahip izinli bir mürşidin telkiniyle yaptığı zikirdir. Böylece o kulun kalbinde hakiki tevhid tecelli eder ve yaptığı amellerin tamamının Allah’ın yaratması olduğunu ve kulun bu amellerde nispetten başka hiçbir dahlinin olmadığını görür.
Şeyhimiz Abdurrahmân el-Aselî [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:
“Sâlik, gerçek hareket ettirenin Allah olduğunu göreceği bir makama ulaşmadıkça riyadan kurtulmaz. Bu da ancak kemâle erdikten sonra gerçekleşir. Allah daha iyi bilir.”