Ana sayfa

Sûfî ki̇mdi̇r?

Sûfî ki̇mdi̇r?

Efendiler! Fakir (sûfî), sünnet üzere olduğu sürece sırat ı müstakimdedir. Şayet sünnetten ayrılırsa hak yoldan sapmış olur.

Tarikat topluluğuna “Sûfiyye” denilmiştir. İnsanlar bu ismin verilmesi konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bunun gerçek sebebi çok tuhaftır ve birçok sûfî de bunu bilmez; şöyle ki:

Mudar kabilesinden kendilerine “Benî Sûfe” denilen bir grup vardı. Atalarının adı Gavs b. Mürre b. Udde b. Tâbıh er Rabît idi. Bu adamın annesinin çocukları yaşamazdı. Bu sebepten şayet bir çocuğu yaşarsa başına nişan olarak bir tutam yün bağlayacağına ve onu Kâbe’nin hizmetçisi yapacağına dair adakta bulunmuştu.

Nihayet bir çocuğu oldu ve yaşadı. O da adağını yerine getirdi ve bu adamın nesli İslâm’ın zuhuruna kadar hacılara rehberlik etti. Allah , İslâm dinini lütfettikten sonra Müslüman oldular. Ayrıca bunlar çok ibadet ederlerdi. Bunların bazılarından Resûlullah’ın hadisleri rivayet edilmiştir.

İşte her kim bunlarla veya bunların arkadaşlarıyla yakınlık kurarsa veya ibadetle meşgul olup onlar gibi yün giyerse onlara nispet edilir ve kendisine “sûfî” denilir.

Tasavvuf ehli, bu konuda sebepleri çeşitlendirmiştir. Bazıları tasavvufun safiden (duruluktan), bazıları musâfattan (samimi dostluktan), bazıları ise başka manalardan geldiğini söylemişlerdir. Mana itibariyle bunların hepsi doğrudur. Çünkü tasavvuf ehli, safi ve samimi dostluk yolunu tutmuş ve zâhirî edeplerle amel etmiştir. Bu konuda şöyle denilmiştir:

  • Zâhirî edepler,
  • bâtınî edeplere delalet eder
  • Zâhirî edeplerin güzelliği,
  • bâtınî edeplerin nişanıdır
  • Zâhirî edepleri bilmeyen kimsenin,
  • bâtınî edeplerine güvenilmez.

Bütün edepler; söz, davranış, hal ve ahlak olarak Resûlullah’a tâbi olmakta bir araya gelmiştir. Sûfînin edepleri onun makamını gösterir. O halde onun bütün sözlerini, davranışlarını, hallerini ve ahlakını şeriat terazisiyle tartın. İşte o zaman nezdinizde terazisinin ağırlığı veya hafifliği ortaya çıkar.

Resûlullah’ın ahlakı Kur’an’dır. Allah şöyle buyurmuştur: “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (En‘âm 6/38).

Zâhirî edeplere sımsıkı sarılan, sûfîler zümresine girer ve onlardan sayılır. Böyle yapmayan ise onların arasında yabancı kalır ve hali tasavvuf ehlinden gizli kalmaz. Çünkü zâhirî edeplerle amel etmek benzerliğin delili, belki de onlardan biri olmanın sebebidir.

Ruveym şöyle demiştir; “Tasavvufun tamamı edepten ibarettir.”

Tasavvuf ehlinin işaret ettiği bu edep, şeriatın edebidir. O halde şeriata uy ve aleyhinde yalanlar uydurup istediğini sana yamayan hasetçiyi bırak ve şöyle söyle;

Bana iftira atana aldırış etmem, Yeter ki Allah katında temiz olayım. Rabbimin katında kalbim temiz olduktan sonra, Duyulmadık garip sözlerle iftira eden kovucu bana zarar veremez.

Akıl Ne Söyler, Nefis Ne Yapar?

Ey hakikat yolcusu! Nefsini beğenmekten, gururdan ve kibirden sakın. Çünkü bunların tümü helak edici sıfatlardır. Kendini büyük görüp insanları küçümseyen kişi yakınlık sahasına giremez. Ben kimim, sen kimsin?

Kardeşim! Bizler aciziz. Evvelimiz bir et parçası, sonumuz ise bir laşeden ibaret. Bu araz olan bedenin şerefi, akıl cevheridir. Akıl ise nefsi dizginleyip onu haddinde tutandır. Kişinin aklı, nefsini dizginlemiyor, bir şeyi alışında veya verişinde had ve hududunu bilmiyorsa o akıl, akıl değildir.

Kişi akıl cevherinden mahrum kalırsa, şerefini yitirir; yüksek bir mertebeye ve değerli bir makama layık olmayan, yalnızca kesafeti ve ağırlığı olan bir cisimden ibaret kalır. Şayet aklı tam olup kemale ererse, artık hüküm tertemiz akıl cevherinin olur ve padişahların, kisraların taçları üzerinde tutulmaya yaraşır.

Aklın ilk mertebesi, yalancı benlikten, batıl iddialardan, “Ben çözerim, ben bağlarım, ben veririm, ben menederim” gibi boş sözlerden kaçınmaktır. Eğer kişi bir makama ulaşır da o makamla sıfatlanırsa, önce bir balçıktan yaratıldığını, sonra da toprak olacağını bilip bu iki mertebe arasında durarak, bunlara uygun düşen söz ve davranışlarda bulunması gerektiğinin farkında olur. Çünkü Allah Teâlâ’nın nasihatçisi her Müslümanın kendi kalbindedir.

Kendi nefsinin nasihatçisi olmayana başkalarının vaaz ve nasihati fayda vermez. Kalbi gafil olan bir kimseye nasihat nasıl fayda versin?

Sehl demiştir ki: “Gaflet, kalbin kararmasına sebeptir.”

Resûlullah bir hadis i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin! İnsan vücudunda bir et parçası vardır ki, o düzelirse onunla beraber vücudun diğer organları da düzelir. O bozulduğunda ise onunla beraber vücudun diğer organları da ifsat olur. Dikkat edin! O et parçası kalptir.”

Kardeşim! Eğer birbirimize karşı samimi olursak sen benim öğütlerimden faydalanırsın, ben de senin.

Sadakat ve Samimiyet

Efendiler! Size yaptığım ve ahlaklandığım şeyleri söylüyorum. Dolayısıyla bana karşı bahaneniz yoktur. Şayet bir vaiz, hikâyeci veya müderris görürseniz ondan; Allah’ın , resulünün , adaletle hükmeden ve hakkı söyleyen din önderlerinin sözünü alın, gerisini terk edin. Resûlullah’ın söylemediğini söyleyenin sözlerini yüzüne çarpın.

Allah Resûlü’nün emirlerine karşı gelmekten şiddetle sakının. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına ya bir belânın gelmesinden yahut can yakan bir cezaya çarpılmaktan korksunlar!” (Nûr 24/63).

Irak, önceleri mürşitlerin konakladığı, ariflerin defnedildiği bir yerdi. Hak erleri vefat edip gittiler. Allah için onların yolundan ilerlemeniz hususunda sizleri uyarıyorum! Ahlakınızı güzelleştirerek salihlerin takipçisi olun, gerçek bir sadakatle onların izinden gidin ve;

“Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsânî arzulara uyan bir nesil geldi” (Meryem 19/59)

elbisesini giymeyin! Kardeşlerim! Yarın kıyamet gününde azîz olan Allah’ın huzurunda beni utandırmayın. Güzel amel sahipleri göçüp gittiler. Sûfînin her bir nefesi kırmızı altından daha değerlidir. Öyle ise zamanınızı zayi etmekten sakının. Çünkü zaman kılıç gibidir. Sûfî onu kesmezse (değerlendirmezse), o sûfîyi keser. Allah şöyle buyurmuştur:

“Kim Rahmân’ı zikretmekten gafil olursa, o kimseye bir şeytan tahsis ederiz; artık bu onun arkadaşıdır” (Zuhruf 43/36).

Edebe riayet edin! Çünkü edep bütün gayelerin kapısıdır.

Her Nefeste Muhasebe

Kardeşim! Senin halin benimkinden daha iyidir. Çünkü sen benden öğrenme zilletine katlanarak zahmete girdin, ben ise öğretme sarhoşluğuna kapıldım.

Kardeşim! Miskin olan benliğimi yenerek kendime şöyle dedim: “Ey nefsim! Allah Teâlâ sana bu ilmi öğretti ve bu ilmi kardeşlerine de öğretmeni emretti. Şunu bil ki ilmini gizleyenlerin ağzına ateşten bir gem vurulacaktır. Çekeceğin bütün yorgunluklar senin lehine olacaktır. Öyle ise sınırını aşmayıp haddini bil! Belki nasihat verdiklerin arasında senden daha iyileri vardır da Allah Teâlâ, seni imtihan etmek için onları senden gizlemiştir.”

Bunları nefsime söyledikten sonra yalancı hırçınlığı sükûnet buldu ve kendi değerini anlayıp sınırında durdu. Böylece büyük bir mükâfata kavuşmuş oldu. Senin de böyle yapmanı tavsiye ediyorum.

Kardeşim! Eğer nefsini yenip onu ilim öğrenmeye zorlarsan, şeriata ittiba kılıcıyla arzularını kesersen; şerefine, ilmine, nesebine, babana, malına ve haline bakmaksızın hikmeti elde etmeye çalışırsan muhakkak büyük bir kurtuluşa erersin.

Nefsini, alıp verdiği her nefes için muhasebeye çekmeyen ve her hususta onu itham etmeyen kimse, bizim nezdimizde erler divanına yazılmaz.

Efendiler! Ben şeyh değilim! Bu topluluğun önderi, vâiz ya da bir öğretici de değilim! Eğer aklımdan Allah Teâlâ’nın mahlûkatından herhangi birine mürşidlik yaptığım düşüncesi geçerse, firavun ve hâmanla haşrolunayım. Bununla birlikte Allah Teâlâ beni rahmetiyle kuşatıp, gerçek müslümanlardan biri olursam o başka.

Müslüman olarak öl, gerisine aldırış etme. Çünkü İslâm, Allah Teâlâ’ya ulaştıran vuslat ipidir. Müslüman olmayan kimse, insanların ve cinlerinki kadar amel işlese bile Allah ’dan uzaktır ve gazaba uğramıştır.

Müslüman ise insanların ve cinlerinki kadar günah işlese bile Allah Teâlâ’ya kul olma vasfına sahip olduğundan bağışlanma ümidine sahiptir. Kur’ân ı Kerîm’de şöyle buyrulmuştur:

“De ki (Allah şöyle buyuruyor): Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir” (Zümer 39/53).

Cenâb ı Hak ile olan vuslat bağınızı İslâm’ın şartlarıyla amel ederek sağlamlaştırın. Allah Resûlü bir hadis i şeriflerinde,

“Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir” buyurmuştur.

(Seyyid Ahmed er Rifâî’nin el Burhânü’l Müeyyed kitabından alıntıdır)