Ana sayfa

SABIR

SABIR

Sabır musibetlere katlanmak, güzelce sabretmek, şikâyet etmemek, nefse hâkim olmak, öfkeyi yutmak, güçlü olmak ve göğüs genişliğidir.

Zünnûn-i Mısrî demiştir ki: “Sabır, Allah’ın ﷻ yasakladığı şeylerden uzak durmak, musibetin acılarını yudumlarken kalp sükûnetini muhafaza edip feryat etmemek, geçim meydanında fakirlik halinde bile kendini zengin göstermek ve Allah Teâlâ’dan yardım istemektir.”

Denilmiştir ki: “Sabrın alameti, kulun musibetler içinde kaybolduğunu görsen bile arkadaşları arasında onu ayırt edememendir.”

 

Sabrın Fazileti ve Sevabı

Allah Teâlâ sabırlı olan kimseleri büyük sevaplarla ayrıcalıklı kılmıştır. Nitekim O, şöyle buyurmuştur: “Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir” (Zümer 39/10).

Allah Teâlâ, peygamberine ﷺ sabretmesini emredip şöyle buyurmuştur: “(Resûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret” (Meâric 70/5).

Güzelce sabretmek, musibet sahibinin topluluk arasında olduğu halde başkaları tarafından fark edilmemesidir.

Yine Allah Teâlâ müminlere, nefse karşı sabretmeyi ve mahlûkata karşı sebat göstermeyi emredip şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık olun” (Âl-i İmrân 3/200).

Hak Teâlâ, sabra ulaşmanın ancak kendisinin tevfikiyle mümkün olduğunu beyan edip şöyle buyurmuştur: “Sabret, şüphesiz senin sabrın Allah iledir” (Nahl 16/127).

Aynı şekilde Resûlullah da ﷺ sabrın faziletini beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Sabır imanın yarısı, yakîn ise imanın tamamıdır.” (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 48.)

“İbadetin en faziletlisi, sıkıntıdan kurtulmayı yüce Allah’tan beklemektir.” (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 10005.)

Hz. Ali şöyle demiştir: “Sabrın imandaki konumu, başın bedendeki konumu gibidir.”

 

Sabrın Çeşitleri

Sabrın birçok çeşidi vardır. Onlardan bazıları şunlardır:

Nefse karşı sabır: Şeyh Şâzelî şöyle demiştir: “Her kim kötü arkadaşlarıyla alakayı kesmek istiyorsa, ilk önce nefsiyle başlayıp onun kötü ahlâklarıyla ilişkiyi kessin. Çünkü onun nefsi, kendisine yakınların en yakınıdır. Dolayısıyla en yakın olana iyilikte bulunmak daha evladır.”

Belalara karşı sabır: Bu da kadere itiraz etmemendir. Ancak şikâyet etmeden musibetleri açığa vurmak, sabra zıt değildir.

Hz. Ömer şöyle demiştir: “Şayet sabır ve şükür deve olsaydı, onlardan hangisine bindiğimi umursamazdım.”

Resûlullah’a ﷺ iman sorulunca, “İman, sabır ve hoş görüdür” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 42/257) buyurmuştur.

Borçlu olana karşı sabır: Bir haberde şöyle denilmiştir: “Borçlu olan birine karşı sabretmek; Allah Teâlâ’nın kendisi sebebiyle o kişiden, çoluk çocuğundan ve malından yetmiş bela kapısını kapattığı bir sadakadır.”

İnsanların eziyetlerine karşı sabır: Bu, sabrın en büyük kapılarındandır. Âlimler onun hakkında konuşmuştur. Tasavvuf ehli zatlar, Allah Teâlâ’nın yolunda çok büyük bir yeri olması nedeniyle, onun önemini açıklamışlardır.

 

İnsanların Eziyetlerine Karşı Sabretmenin Fazileti

Bil ki müridin, din kardeşine karşı hüsnüzanda bulunması farzdır. Müridin, mahlûkattan birine karşı suizanda bulunması, onun içinin kirli olduğunun delilidir. Mürid nefsini müdafaa edip onun adına cevap veriyorsa, bilin ki Allah Teâlâ onu has kullarından kılmak istemiyor, demektir. Nitekim tâbiûn eziyete ve zulme uğradıkları halde, alemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’yı tanıdıkları için onların karşılık vermekte acele etmeleri ve zalimlere beddua etmeleri pek nadirdir. Onlardan birisi zalimlere beddua etmek istediğinde, kızdığından veya çaresiz kalışından dolayı değil, Allah Teâlâ’dan izin alarak beddua eder.

İmam Şâzelî şöyle demiştir: “Zalimlerden birine beddua etmek istemiştim, fakat beddua etmek veya etmemek arasında kaldım. Daha sonra üstadımı gördüm. Bana, ‘Şayet bir zalimin helâk olması için beddua etmek istersen acele etme. Çünkü düşmanların helâk olması ve Allah dostlarının muzaffer olması için beddua etmekte acele etmek, nefsin gizli arzularındandır. Mevlâ’sının iradesiyle çekişip nefsinin heva ve hevesine uyandan daha zalimi var mıdır? Bilindiği gibi sûfî olan bir kimse nefsi için müdafaa eder ve onun adına cevap verirse, o kişi ile toprak eşittir. Her kim nefsi adına cevap verirse, helâk olanlarla birlikte helâk olur. Ondan razı olan kişi, hiç şüphesiz apaçık bir hüsranlık içindedir’ dedi.”

Eğer durum bundan ibaret olup ihtilaf ve anlaşmazlık çıkaranlar çoğaldıysa, sizden istenen şey, size karşı çıkan haset ehline karşı müsamahakâr davranıp onları kendi hallerine bırakmanızdır. Bunun sebebi; kendini zeki zanneden zalim ve bidatçileri, Allah ﷻ dostları hakkında ileri geri konuşmaktan alıkoymaktır. Bu zalimler, bozuk olan düşünceleriyle anlamadıkları şeyleri tenkit eder, takvalarının azlığından dolayı bilmedikleri şeylere dalarlar. Bunlar, ne Kur’an’ın naslarının yanında durur, ne Adnanoğullarının efendisi Hz. Peygamber’in ﷺ sünnetine tâbi olur, ne de hak ve irfan kanunlarına göre cereyan eden yollara yönelirler.

Bunların tamamından maksat sabretmek, bütün işleri Allah’a havale etmektir. Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir.